Kendi gündemimizi oluşturmak/Editörden (Aziz Mahmut AK) Aziz Mahmut Ak
Sosyalist Mezopotamya
Kürt siyaseti ve siyaset ilişkilerindeki kısırlık, bunca ağır bedele rağmen Kürtlerin kendi gündemlerini oluşturamamalarına ve uluslar arası gündeme yeterince girememelerine neden oluyor.
Günümüzde siyaset birkaç cümleyle yapılır hale
geldi/getirildi. Egemenlerin günü kurtarma düşüncesiyle argüman hazinesini
alabildiğine boşalttığı bu sahada, işin kötüsü, Kürdistan’daki rejim muhalifi
cephe de siyaseti giderek az sayıda kalıp cümleyle yapmaya başladı. Sistemin
siyasal aktörlerinin medya, eğitsel mekanizmalar ve teknolojik yan girdilerle bu
çoraklığı kendi lehlerine çevirebilme olanaklarına karşılık, muhalif cephe tüm
bu destekleyici girdilerden yoksundur. Dolayısıyla, siyasetin birkaç cümleye
düşürülmesi noktasındaki benzeşme asıl olarak ulusal demokratik muhalefeti
vuruyor. Fikri altyapıdan ve özgür aklın yaratıcı gücünden giderek yoksun
bırakılan siyaset, toplumsal aydınlanmayı önemseyen kişi ve kuruluşlarca yeniden
sağlam bir altyapıya kavuşturuluncaya kadar bu sefaleti yaşamaya devam edecek
gibi görünüyor.
Yaşadığımız bu durumun, bizi egemenlerin gündemlerine
mahkum hale getirdiğini, kendi gündemimizi oluşturmanın/konuşturmanın ciddi bir
açmazına dönüştüğünü, görmek isteyenler görüyor. Dışsal büyük güçlerin
oluşturduğu Ortadoğu gündemine paralel olarak içeride de yine egemenlerin sunumu
olan gündemlerin peşine takılmaktan kendi bağımsız gündemimizi topluma sunamaz
hale geldik. Sadece bir yılı aşkın süredir üzerinde kafa yorup konuştuğumuz
gündemler bile bu gerçeği anlamamıza yeter.
AKP’nin ne sistemden ne de rejimden tek tuğla çekmeden
yapmaya çalıştığı ‘açılım’ları konuştuk, şimdi de birer birer ‘kapanım’larını
konuşuyoruz… Mevcut hükümetin biraz da felsefi duruşu gereği dış siyasete
kendince verdiği küçük ayarların ABD ve AB’de yarattığı endişe, bu güçlerin
Türkiye’de farklı bir siyasal seçenek oluşturma girişimine yol açtı; kaset
skandalıyla acilen gönderilen Baykal’ın yerine gelen ‘Gandi Kemal’i konuşuyoruz…
12 Eylül Anayasası’nı değiştirme konusunda kendi seçeneğimizin yokluğu
ortamında, Ergenekoncu cephe ile AKP arasındaki mücadeleyi ve bu mücadelede
kendi yerimizi belirlemeyi konuşuyoruz… Başbakan Erdoğan’ın, çoğunluğu ‘yandaş’
olan sivil toplum örgütlerinin Gazze’ye insani yardım götürürken saldırıya
uğrayan gemilerini kullanarak Ortadoğu denkleminde İsrail’e üstünlük sağlama
girişiminin yarattığı gerilimi; AKP’nin içeride bu gerilimi siyasal kazanca
tahvil etme çabalarını konuşuyoruz… vb. Bu uzun süre zarfında egemenlerin
gündemi dışında kendi gündemlerini görece uzun süreli konuşturabilen tek istisna
kesim Tekel işçileri oldu.
Çıtası en alt seviyeye düşürülmüş siyasal talepler ile
silahlı mücadele arasındaki orantısızlık veya sivil alandaki bunca yaygınlıktan
sonra silahlı çatışmanın Kürt halkının özgürlük mücadelesine ciddi bir yararının
kalıp kalmadığı ayrı bir tartışma konusudur, ama PKK’nin 1 Haziran itibariyle
ateşkes kararını rafa kaldırmasını, biraz da bu dışsal gündemler cenderesinden
kurtulma ve kendi gündemini konuşturma çabası olarak görmek gerekiyor.
***
Mücadelenin ulusal boyutu Kürdistan’da gündemin dilini
önemli oranda Kürtçeleştirse de, bu durum Kürt siyasetindeki perspektif
darlığını, fikri altyapıdan yoksunluğu ve örgütlenme kültüründeki ciddi aşınmayı
gidermeye ya da örtmeye yetmiyor. Kürt siyaseti ve siyaset ilişkilerindeki
kısırlık, bunca ağır bedele rağmen Kürtlerin kendi gündemlerini
oluşturamamalarına ve uluslar arası gündeme yeterince girememelerine neden
oluyor.
Boş teselliye gerek yok; bağımsız siyasi şahsiyetlerin
muhatap alınmamaları veya bazı örgütlerin güçsüzlükten dolayı siyaset
denkleminde ciddi yer edinememeleri, onları bugünkü toplumsal gidişatın
mesuliyetinden kurtarmaya yetmiyor. Şahıs veya örgüt olsun fark etmez, her
siyasi aktör toplumun bugününden de sorumludur; iyi olan gelişmelerden
kendilerine nasıl pay çıkarma hakkına sahiplerse, kötü gidişattan kendilerine
düşen payı da açıkça ifade etmeli ve çözüm konusunda girişimci olmalıdırlar.
Hem toplumsal ilerleme sürecinin her aşamasına ilişkin
duyduğumuz mesuliyet, hem de egemenlerin farklı aşamalarda farklı şahıs ve
konuları tahta çıkardığı seri gündemler cenderesinden sıyrılıp kendi gündemimizi
oluşturma hassasiyetiyle başlattığımız partileşme süreci, yeni bir aşamaya
gelmiş bulunuyor. Farklı siyaset damarlarından gelen Kürdistanlı
komünist/sosyalist kadroların birlik konusunda kat ettikleri yol ve partileşme
için yaptıkları çağrılardan sonra şimdi daha umutlu olabiliriz.
Partide ortaklaşma çabalarına karşılıklı görüş alışverişi
eşlik ediyor; Hasan Fırat yoldaşın koordinatörlüğünde çıkarılan çağrıya, yazar
yoldaşlarımız makaleleriyle yanıt verdiler; bu çerçevede “Nasıl bir sosyalizm?”
başlıklı bir dosya hazırladık. MESOP sürecinin ilk aşamasında da benzer bir
dosyayı okurlara sunmuştuk, ancak bu kez okurlarımız -deyim yerindeyse- daha
cesur ve biraz daha farklı yaklaşımlarla tanışmış olacaklar.
Marksizm zemininde farklı düşünceler elbette olacaktır.
Doğal olan budur. Kendi kulvarımızda küresel ölçekte yaşadığımız bunca alt-üst
oluştan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Reel sosyalizmin çöküşünün
ardından dünya komünist hareketinin yaşadığı şoku ve peşi sıra gelen tıkanıklığı
aşmaya yönelik düşünce üretiminin yoğunlaşması gerekiyor. Düşünsel zenginliği,
aydınlanma odağı olma niyetimizin doğal bir sonucu olarak değerlendiriyoruz.
Sadece dosya kapsamındaki makalelerin değil, dosya dışı
yazıların da ilginizi çekeceğini ve zevkle okunacağını düşünüyoruz.
Gelecek sayıda daha güçlü ve daha umutlu buluşmak
dileğiyle…
Aziz Mahmut
AK Print  |