MESOP’tan birlik adımı / Aziz Mahmut AK Aziz Mahmut Ak
NEWROZ
MESOP 10. Genel Kurulu, hem yüklenen beklentiler hem bileşenleri hem de ortaya koyduğu performansla, önceki genel kurullarının düzeyini geride bırakan özellikler taşıyordu.
-
“Zamanı mı? Dünya genelinde sosyalist/komünist partilerden kaçışın devam ettiği
bir dönemde, siz kalkmış Kürdistan gibi geri toplumsal koşulların yaşandığı bir
ülkede bu türden bir parti kurmaya kalkışıyorsunuz, emeğinize yazık değil
mi?”
-
“Kürtlerin ulusal özgürlük sorununun sürdüğü mevcut şartlarda ulusun tüm sosyal
ve siyasal kesimlerini kapsayacak bir partiye ihtiyaç varken, sınıf örgütü
kurmanız mücadeleye zarar vermez mi?”
-
“Kendi başlarına olduklarında kitleselleşme sıkıntısı yaşayacak olan
sosyalistlerin de mevcut şartlarda ulusal demokratik partilerde yer almaları
daha doğru olmaz mı?”
-
“Açık parti dediğiniz şey yüklü bir para gerektiriyor; bu yoksul halinizle nasıl
kuracaksınız, bunu hiç hesapladınız mı?”
-
“Devletsizliğin güzelliklerini ve ekolojik toplumu savunan, politikada sol
söylemi halen önde tutan DTP (şimdilerde BDP) gibi büyük bir parti varken, size
ne ihtiyaç var?”
-
“Pasaport sorununuz yok; Türk soluyla Türkiye çapında büyük bir parti kurup
Türkiye devrimiyle birlikte Kürt halkını da özgürleştirme şansı varken,
Kürdistan gibi nispeten dar bir alanı kendisinin esas faaliyet zemini yapacak
bir parti kurmak dar ulusçuluk/milliyetçilik olmaz mı?”…
Yola çıkarken bazıları beklentilerimizi de aşan çok
sayıda soruyla karşılaşmıştık. Her biri farklı yönlerden sıkıştırmaya yönelik
birer basıncın ifadesi olan bu sorular halen devam ediyor. Bu çok yönlü basıncın
hükmettiği siyasal atmosferin boğucu ortamında yol almaya çalıştık. Soruların
her birine verilecek cevabımız vardı; sınırlı bir etki alanına sahip olan yayın
organlarımızda bu sorulara cevaplar yetiştirerek örgütlenme çalışmalarımızı
yürüttük.
Komünist/sosyalist parti girişimine start veren kadrolar
olarak ne yaptığımızın farkındaydık. Bizi bekleyen zorlukları biliyorduk, ancak
yaptığımızın doğruluğundan da emindik. Bu özgüvenle, kendimizi diğer siyasal
partilerin hata ve/veya yanlışları üzerinde değil, kendi doğrularımız üzerinde
kurduk. Başkalarının yanlışlarını kendi doğrumuza gerekçe yapma ihtiyacı
duymadan, kendi doğrularımızı ifade etmenin yeterliliğiyle davrandık. Ülkede
yerleşik alışkanlıklar bu davranış tarzımıza yabancı kalsa da, biz tarzımızda
ısrar ettik. Bunun doğal bir getirisi olarak, bazen el ele tutuşup basına poz
verecek kadar can-ciğer, bazen de karşılıklı kriminal küfürlerin binini bir para
eden sahte dostluklardan uzak durduk. Kendi doğrularımızı seslendirirken de,
eleştirirken de, hep bir sonrasını yani ileride yan yana gelmemiz kaçınılmaz
olan platformları hesaplayarak dostlarımızı incitmemeye, “birbirimize bakacak
yüzümüz olsun” hassasiyetiyle davranmaya özen gösterdik. Yayın organlarımız bu
tarzımızın en iyi yansıtıcısı oldu. Halen de öyle çıkıyorlar.
***
Mezopotamya Sosyalist Partisi (MESOP) Girişimi’nin 26-27
Haziran’da yapılan son genel toplantısı ya da asıl adıyla 10. Genel Kurul, hem
yüklenen beklentiler hem bileşenleri hem de ortaya koyduğu performansla diğer
genel toplantılarımızın düzeyini geride bıraktı. Değişik il, ilçe ve köylerde
MESOP faaliyetlerini sürdüren 70 delegenin katılımıyla Antep’teki MESOP
salonunda yapılan toplantının gündemi farklı başlıklardan oluşuyordu, ancak en
önemli gündem maddesi “Kürdistanlı sosyalistlerin/komünistlerin açık meşru
partide birliği”ni bir somutluğa dönüştürecek olan maddeydi.
Diğer bileşenleri temsilen yoldaşların da gözlemci
sıfatıyla ve tanışma amaçlı kendilerini ifade ederek katıldıkları toplantıda,
açık sosyalist/komünist partiyi birlikte kurmaya yönelik karar tasarısı oy
birliğiyle kabul edildi. Üzerinde en fazla konuşulan ve sonuçta en fazla alkışı
alan bu tarihi karar, iki gerçeği aynı anda ortaya koydu: Kürdistan’da
komünistlerin/ sosyalistlerin birliğine duyulan özlemi ve MESOP’luların bu
konuda kendilerine olan özgüvenini. Çünkü bu karar, birliğin gerçekleşmesi
sürecinde MESOP’un kendini birlik lehine sonlandırmasını, yapılan bu genel
toplantının da MESOP’un son genel kurulu olmasını içeriyordu.
MESOP’luların geçmişe oranla kendilerini görece daha
güçlü hissettikleri bir aşamada bu kararın altına imza atmaları, ayrıca takdir
edilmesi gereken ve samimiyet kokan bir davranıştır. Ülkemizde genellikle
örgütlerin zayıf anlarında gündeme gelen birlik çağrıları alışkanlığını geride
bırakan özellikler taşımaktadır.
MESOP birlik konusunda üzerine düşen ilk işi yaptı;
birlik kararı aldı; bundan sonrasını farklı siyaset damarlarından gelen
yoldaşların yaklaşımları belirleyecektir. Bölgede ve Kürdistan’da siyaset
denklemine girmek, ulusal ve toplumsal kurtuluş sürecinin vazgeçilmez bir aktörü
olmak için, atılan bu adımın bir tarihsel fırsat olarak değerlendirilmesi
gerektiğini belirtmekle yetinelim şimdilik.
***
Birlik kararının yanı sıra ülke gündemi ve partinin
örgütlenme çalışmalarına ilişkin önemli kararların alındığı toplantıda, kadın
delegelerin ve özellikle de genç yoldaşların demokratik katılımcılığı oldukça
önemli ve sevindiriciydi. Toplantının akışı genel anlamda planlandığı güzergahta
geçerken; yapılan konuşmalar ve gelen önerilerle gerçekleşen yüksek seviyedeki
katılım, iç demokrasiyi işletme seviyesi bakımından -deyim yerindeyse- dosta
düşmana örnek olacak türdendi. Divanı yöneten Hasan Fırat yoldaşımız bu konudaki
memnuniyetini, “Uzun süredir değişik toplantıları yönetim. Ama ilk kez hiç
sıkılmadan ve keyif alarak bir toplantıyı yönetmiş oldum. Bunu çok önemsiyorum.
Katılımcı tüm yoldaşlara teşekkür ediyorum” sözleriyle dile getirdi.
Kürtlerin demokrasi kültürünün zayıf olduğu yönündeki
önyargıları yerle bir eden, böylelikle de komünistlerin hem bir aydınlanma
odağını yeniden kurmaya hem de Kürdistan’da savrulmaya devam eden siyasete bir
ölçü getirmeye aday olduklarını gözler önüne seren toplantının bu gerçeği
tamamen kayıt altına alındı. Gerekli görüldüğünde, kamera çekimlerini
dostlarımızla ve kamuoyuyla paylaşacağız.
***
Bundan 6 yıl önce Kürdistan’da açık meşru komünist parti
kurma sürecine start vermek amacıyla bir araya gelmiştik. Mevcut ülke ve dünya
ortamında hiçbir siyasal kariyer ve/veya kişisel ekonomik rant beklentisinde
olmadan bir katılımcılık gerektiren bu projeye “evet” diyen biz delilerin sayısı
oldukça azdı. Ya da öyle görünüyordu, öyle zannediliyordu… Siyaset sahasını çok
sayıda akıllının zapt ettiği koşullarda biz delilere sığınacak bir mekan bile
çok görülmüştü. Deliler delileri çağırıyor; delilerin sayısı giderek artıyor… Ve
galiba, çoğalan deliler bu sahada artık sığınacak mekana değil, at koşturmaya
hazırlanıyorlar!.. Print  |