PARTİ İHTİYACI ve KÜRDİSTAN / Hasan FIRAT Hasan FIRAT
NEWROZ
Neden yeniden bir örgüt? Yakın geçmişimizde RSDİP ve Sovyetlerin kısa tarihi geleceğimizin ebesi olmaya adaydır. Dünkü tarihimizden kopya çekmeden, tarihin yaşanmış ilmiğinden dersler çıkaracağız.
Komünistler, “….1- Farklı ülkelerin proleterlerinin ulusal mücadelelerinde
ulusun tamamından bağımsız olarak bütün proletaryanın ortak çıkarlarına işaret
eder ve bunu öne çıkarırlar” (Komünist Manifesto)
Çok kutuplu, çok sınıflı yerküremizde bize düşenlerin,
coğrafyamızda kendine ait özgünlükler yaşıyor olması pek tabiidir...
Uluslaşmanın şafağında trendi ve treni kaçıran bir ulusun
fertleriyiz. Şimdilik “fertleriyiz” kelimesiyle cümlede tümleç vazifesi
görüyoruz. “Yurttaş” olmak ise
hediye edilemeyecek kadar pahalı ve ancak uğraşla, planlı-programlı mücadele ile
kazanılacak bir değerdir.
İçinde bulunduğumuz “hallicemizle” gençlerimizin,
çocuklarımızın, geleceklerimizin dolaysız sorumluluğu ya da sorumsuzluğu yok.
Ancak ve mamafih “dünümüzde”, geçmiş tarih ebeveynlerimizin, hali hazırda
yaşayan orta boy kuşaklarımızın şu veya bu oranda bir dahili olduğu ise diğer
gerçekliğimiz.
Kendi geçmişini uzun yıllar saklayan, asimilasyona
uğratılmış halinden utanç duyan Dersim sürgünü şair Cemal Süreya, yaşadıklarını,
atalarının trajedilerini muazzam, muazzamlar muazzamında dile getirir. Rızaları
dışında, yerlerinden, yurtlarından koparılıp, bir “eşya” gibi tarihlerini, dillerini,
ananelerini, kültürlerini geride bırakarak, bilmedikleri bir yabancı köye “bir
torba” içinde bırakılışlarını “…. Tarih
öncesi köpekler havlıyordu…” şiiriyle ölümsüzleştirdi.
Tarih, çok eski dün, yaşayan bugün, varılacak sonsuz
yarınlar dizgesinin hepsidir. “Şu kısım bize azap veriyor, dizgenin bu ara
fasılası da bizi mahcup ediyor” nazikliğine, şımarıklığına taviz vermeyecek
kuvvette bir fenomendir. Ya hepsini kabul üzerinden onunla, yani tarihselliğinle
barışırsın ve kendin olma mücadelesini verirsin, ya da kendi inkarın üzerinden
başkalarının eşyası olursun. Birinde Oblomovca ya da başka sebeplerle
kendiliğindensin, belki biraz daha pahalıca bir eşyasın, diğerinde ise kendin içinsin, tarihinin sahibi,
tarihinin öznesisin. Birinde
yaratıcı bir aktör, diğerinde kesin olmamakla birlikte en iyi durumda cümlede “tümceciksin”.
An’ı yakalamak mücadelesinde, tarihin çıplak ve
donanımsız katışığında bizi düne götüren, “dünkü” fasılamızdan bugünümüze
ulaştıran referanslarımız ortak kültürümüzdür.
İstemesek bile düne ait referanslarımız, içinde
bulunduğumuz zaman diliminin kodları vazifesi görürler. Görmemezlikten gelmek
olsa olsa bizim aleyhimize olur. Dolayısıyla dünkü tarih ebeveynimizden kaçış
yok. Zaten kaçmamak bizim çıkarımızadır.
Toplumlar, uluslar, bireyler ancak kendileri dışında,
başka “şeylere” karşı konumlanışları, mücadele içinde ortak hareket ettikleri
ölçüde kendi “toplumsallıklarını”, kendi “sınıfsallıklarını”
kazanırlar.
Toplumların farklı sınıfsal konumlanışları, ulusların
ayrı devlet örgütlenmeleri, pre-kapitalizmde, kapitalist toplumda da farklı
çıkarların münasebetinden dolayıdır.
Geç kalmış uluslarda mücadelenin ivmesi, geç kalmış ulus
proletaryası mücadelesiyle iç içe geçmiştir.
Yukarıda kısaca özetlediğimiz referanslarımız ışığında
bugün, içinde bulunduğumuz Kürdistan coğrafyasında “tarih an’ında” durum nedir; sınıfsal,
ulusal mücadele pratikleri bakımında Kürdistan’da öne çıkan değerler nasıl bir
seyir içinde?
Bütün bunları aşkın Kürdistan ülkesinde mücadelenin
ihtiyaçları nelerdir? Devrimci Marksizm’in, komünist solun yapısal sorunlar
yumağı taşıdığı/yaşadığı, ilgili-bilgili herkesin malumu. Bu durum komünist
solun, yapısal sorunlarla malul bir kadere sahip ve mahkum olmasıyla değil,
eşitsiz gelişme yasasının emri olarak telakki edilmeli. Nedensellik bağlamında
bu objektif halinin kabul ve teslimiyle birlikte, tarih yaratıcılarının, tarihin
aktörlerinin sübjektif niyetleri, duruşları, hayata yön vermede inisiyatifleri,
yetenekleri, beceriksizliklerinin de payını eklemek durumundayız.
Ancak bütün bunlara rağmen sınıf mücadelesinin, farklı
ulusların uluslaşma mücadelesinin tarihi yürüyüşünün uzun evrimini, bir geçiş
dönemi algısı içinde kavramamız gerekiyor. Sancılı, yorucu olabilir, nihayetinde
insan ömrü için uzun denilen bu dilim, toplam tarih, insanlığın tarihsel
yürüyüşünün kısacık bir anına tekabül ediyor.
Daha 1840’larda Karl Marks’ın bilince çıkarmasıyla
dünyalaşan kapitalist sistemde, pek tabii eşitsiz gelişme yasasının gereklerinde
de, solun yapısal sorunlarında da coğrafyamızın payına düşenler
olacaktı.
“Tarih öncesi havlayan köpekler” zamanından beri
Kürdistan ülkesi ve coğrafyası, sorunlarını sıralayarak, dertlerini büyüterek,
çözümlerini çoğaltarak günümüze bıraktı. Bugün dünkü an’dan daha fazla
avantajlarımız var. Yakın düne dair referanslarımız, yaşadıklarımız,
tecrübelerimiz bize önümüzü görmede cömert davranacak zenginlikte.
Kürdistan; uzun erimli sancılarla geçen tarih
yapraklarının son otuz yılında, farklı, inatçı, direngen bir yol yoldaşlığı
yaptı. Yaşanan 28 isyanın üzerine 29.’su birçok bakımdan öncekilerinden hayati
dersler çıkardı. Kendi tarihselliğinde bütün zamanların hepsinden fazla paha
biçilmez bedeller ödese de, çok kıymetli değerler kattı. Bunu teslim etmek
durumundayız. Bu kabulleniş, basit, ajite yerini bulsun mantalitesinin dışında,
bir hakkın yerini bulmasının, yitirilen değerler önünde eğilmenin bir
gereğidir.
Ancak, ahde vefa, kendi tarihimize, tarihsel
yaşanmışlıklara saygımız olmakla birlikte, içinde bulunduğumuz an’ı yaşamak, daha
sonsuz nicelerinin de yaşanacağı diyalektik bir
realitedir.
Mezopotamya
Sosyalist Partisi, tam da bu
zaman kesitinde 10. Kurultay’ını topladı.
Kürdistan ulusal mücadelesi bizimle başlamadı. Özellikle
son 25-30 yıllık tarihi kesit kendine münhasır özelliklerle yaşandı. Kürt
özgürlük mücadelesi çok sayıda örgüt, grup, platform, parti, dernek aracılığıyla
bir şekliyle günümüze kadar geldi. Ancak, Kürdistan, Kürt mücadelesi son 30
yılında esas olarak sömürgeci güçler ile Kuzey coğrafyamızda PKK arasında bir
ideolojik, pratik hegemonya mücadelesi şeklinde geçti.
Geç kapitalist kervana katılan bütün uluslar, -belki de
tek istisna Kürdistan’ı saymazsak- uluslaşma sürecini zikzaklarla, çetin
şartlarda tamamladı. Yine sınıf hareketinin
“kendisi için” sahneye çıkmasıyla, ulusal
mücadele ile sosyal mücadelenin talepleri iç içe geçti. Bu olumlu iklimi zirveye
çıkaran, dünyanın, ulusların yeniden baştan yaratılması sürecini önce Ekim 1917
Sosyalist Devrimi, peşi sıra 2. Dünya Savaşı sonrası demokratik halk
hareketleri, yukarı doğru bir sıçratma yarattı.
Bugünkü konumuz açısından nedenselliklerini es geçerek,
Kürdistan’ın özel şartlarla sarıldığı, Ortadoğu’da Filistinlilerle beraber
dünyanın bütün kefaretini ödetmeye mahkum edildiği/edilmeye çalışıldığı da başka
bir acımasız tarih istisnası diyelim.
Yine biliyoruz ki ulusal kurtuluş hareketleri, belli
momentleri yakaladıktan sonra doğal mecrasına döner. Bunun böyle olması ilgili
aktörlerin, hareketlerin, partilerin niyetlerinden bağımsız bir
olgudur.
Kürdistan mücadelesinin geldiği noktada, ideolojik ve
praksis aktör olarak PKK önderliği, varılan aşamada, genel stratejik
koşullanmalar ve içine girdiği angajmanların bir sonucu olarak artık tarih
sahnesine çıktığı yerde değil. Kürdistan talepleri, varılmak istenen hedefler
şimdi başkalaşmış. Diyebiliriz ki talep olarak ileri sürülenlerin rejim
tarafından kabul görmemesi, eğer aşırı körlük değilse, bilmediğimiz, sanıyorum
hiçbir zaman da vakıf olamayacağımız başka saiklerle cevaz bulmalı.
Kürdistan mücadelesi, özgürlüğü, talepleri nihayetinde
dil hakkına, orada burada kültür kursları açma talebine, folklorik öğelerin
zenginleştirilmesi hakkına indirgenmiş. Kesinlikle bu taleplerin tek bir tanesi
küçümsenmeyecek değerdedir. Ancak asıl olan, Kürdistan’ın ayrı bir yurt, yine bu
ayrı yurtta Kürtlerin yanı sıra başka halklardan da müteşekkil bir demografik
yapılanma gerçeği de es geçilmeyecek kıymette olsa gerek. Her şey bir yana,
Kürdistan coğrafik özellikleriyle kendine has eko-dokulara sahip, bundan dolayı
bile sömürgeciler tarafından ciddi tehditler altında. Toplamda söylenebilecek
olan ise: Mesele Kürt sorunu olsa, çözümü belki daha da kolaylaştırıcı
etkenlerle yoluna girerdi. Ancak sorundan Kürdistan’ı ve yekpare olarak
coğrafyasını algıladığımızda, nice çetrefillerle nice emperyalist stratejiler
tarafından pusuya yatırıldığı bilince çıkacak.
Gelinen aşamada Kürdistan’ın tarihsel tezinin bir bölümü
miadını doldurdu. Halen siyasal olarak çözülmemiş sorunlarına rağmen sadece
yumuşatılmış ulusal dil hakkı, kültür hakkı talepleri tarih tezi sonlanmıştır.
Şimdi tüketilen tarih tezinin yerine ulusal problemleri de çözecek sınıf
önderlikli yeni bir tarih öznesi devreye girecek. Bu ise hayal bahçesinde
hülyaya yatma halinin ötesinde hayatın dayatmalarından dolayı olacak bir
süreklilik veçhesidir.
NEDEN YENİDEN YENİ BİR ÖRGÜT?
Uluslararası olsun, kendi pratik deneyimlerimiz,
ihtiyaçlarımız olsun, önümüzde aşmamız gereken ciddi sorunlarımız var. Bunların
başında, geçmiş yakın sol/sosyalizm tarihimizin yapısal problemleri olmak üzere,
çözüm bekleyen bir dizi sorun var. Nekahet dönemi diyebileceğimiz ara mola
zamanları da tükendi ve/veya tükenmeye mahkum.
Neden yeniden bir örgüt? Yakın geçmişimizde RSDİP (Rusya
Sosyal Demokrat İşçi Partisi) ve Sovyetlerin kısa tarihi geleceğimizin ebesi
olmaya adaydır. Dünkü tarihimizden şablonik kopya çekmeden, tarihin yaşanmış
ilmiğinden dersler çıkaracağız. Yeni bir dünya örme faaliyeti dün ile bugünün
sentez diyalektiğinden geçer. Buna birikimimiz, ferasetimiz yeterlidir.
Coğrafyamızda sol, sosyal-demokrat, ulusalcı grup,
dernek, parti ve hareketler var. Yine binlerin tasnifi içinde aidiyet olarak
kendini solda, sosyalizmde görenlerin varlığı da gerçek. Bu durum kendini
dönüştürmeye namzet olursa bir kıymet hasıl olacak, başka türlüsü ‘iyi kişiler
olabiliriz, sorumlu yurttaşlar olarak kalabiliriz’ sınırını geçmeyecek. Marks’ın
“Alman İdeolojisi”ndeki tanımlamasıyla: “Bireyler ancak, bir başka sınıfa karşı
ortak bir mücadele içinde yer aldıkları ölçüde bir sınıf oluştururlar.” Ne ki bu
felsefi derinlik de tek başına bir tarz oluşturmaya kifayet olmaz, olamaz. Bunu
tamamlayacak olan ise her durumda illaki örgüttür.
Kürdistan’da bunca parti, dernek, faaliyete rağmen, neden
yeniden yeni bir örgüt ihtiyacı meramını bulmalı. Komünistler ilke olarak diğer
işçi sınıfı partilerinden ayrı ve bağımsız bir parti oluşturmazlar. Bunun çok
minicik bir şartı var: Komünistlerin sınıf içindeki faaliyetleri
engellenmediği, “eylemde birlik,
propaganda ve ajitasyonda serbestlik” kılavuzu önüne setler çekilmediği
şartlarda mutlaka merkezi bir örgütlülük inadı doğru ve yerindedir.
1917 Sosyalist Ekim Devrimi’nin önderi RSDİP tam da bu
tarifte bir partidir. Referans noktamız, yönümüzü çevireceğimiz doğrultu RSDİP
anlayışıdır, ancak bu bakışta dünü tekrar ya da dünü klonlamak kesinlikle
başında reddedilir. Yani bizim özgülümüzde, yani Kürdistan özelinde bütün ulusun
değil, mesela ulus ihtivası içindeki burjuvazinin, tarım kapitalistlerinin
değil, bu dolayımla ulusal çitler içinde hapsolacak, çağımızın moda deyişiyle “ulusalcı” değil, ulus proletaryasının,
kent yoksullarının, yoksul köylülüğün ortak çıkarlarını savunan, sınıflar arası
olmayan, ayrıksı bir sınıf partisi...
Meşru, yasal Kürdistan sosyalist/komünist parti gayemiz
haklıdır. Vahşi kapitalizm çağında, yerküremize ya barbarlık ya sosyalizm
dayatmasında safımız sosyalizmden yana olacak. Koşullar, meşruiyetimiz, açık,
yasal bir komünist parti hakkımız dünden milyon kere nedensellikle bizi
çağırıyor.
***
Mezopotamya
Sosyalist Partisi (MESOP) tam da
yukarıda izahatı yapılan tahlillerin, zorunlulukların yaşandığı çok nazik,
özel, özgül koşullarda toplandı.
İki gün süren, disiplininden, dinamizminden falso
vermeden, ama asla ve asla asık surat takmayan, çok düşünen, bolca esprili bir
ortamda başladı, başlangıç gongundan da yukarıda bir coşkuyla
sonlandı.
Görüldü ki Kürdistan toplumu olarak sanıldığı, ideolojik
hegemonyanın hasıraltı etmeye çalıştığı manada ve kudrette “birleşik, sınıfsız, imtiyazsız” bir
toplum değilmişiz.
Dinamik, taleplerinde ısrarlı, eski tarz erkek abiler ne
der demeyen, edilgenliği çoktan çamaşır ipine asmış, kendisi olan kadınlar, genç kadınlar,
çekincesiz önergeleriyle, meramlarını anlatma ustalıklarıyla Kürdistan
coğrafyasının gürül gürül dinamizminden nice beslenebildiklerini kanıtlar
gibiydiler.
Gençler;
düşünen, okuyan, sakıncasız sorularla problem çözmeye çalışan, kendi
örgütlülüklerinin ancak kendileri tarafından ikame edilebileceğini, kendileriyle
ilgili kararların, yanlış ve hatalarının bile, en nihayetinde kendi yaşanmışlık
ve tecrübeleriyle kedilerine ait olacağını, büyük kuşaklarla aralarındaki münasebetlerin karşılıklı güven tesisi
üzerinden olacağını kesinlikle ortaya koydular.
MESOP, hali hazırda yüzlerce örgüte nasip olmayan, geçmiş tarih birikim aktörleriyle, yine onların 70’li yaşlar
dinamizmini orta kuşak enerjisiyle sentezleyerek “yeniden bizi buluşturma” faaliyetinin
kıymetini, değerini biliyor olsa gerek.
Dünden tarihi, pratik dersler çıkaran, dünü basit her
türden tekrarın reddiyesi üzerinden dünkü tarihten an’a kuşak buluşması
sağlayan; sınıf olmanın yeni ihtiyaçlarına, donanımına sahip; kurtarılması
gerekenin yalnız insan olmadığını, eko sistemin insanlıkla birlikte yan yana
olmasını yeni desturu yapmış, açık, meşru, doğrudan demokrasi, sonsuz demokrasi
fikriyatı, kadın, erkek ve gençlerin ortak paydası, ortak mutabakatı olmaya en
yakın çözümdür.
Her durumda, her şart altında Kürdistan komünistleri
hayatın ebesi olmaya dünden daha fazla, kat be kat enerjiyle amade olacaklardır.
Kendi iradi, vakur duruşlarının bu mecraya akacağı, akmak zorunda olacağı
tarihsel kesinliktir.
Print  |