Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

PARTİ İHTİYACI ve KÜRDİSTAN / Hasan FIRAT
Hasan FIRAT

NEWROZ

Neden yeniden bir örgüt? Yakın geçmişimizde RSDİP ve Sovyetlerin kısa tarihi geleceğimizin ebesi olmaya adaydır. Dünkü tarihimizden kopya çekmeden, tarihin yaşanmış ilmiğinden dersler çıkaracağız.

Komünistler, “….1- Farklı ülkelerin proleterlerinin ulusal mücadelelerinde ulusun tamamından bağımsız olarak bütün proletaryanın ortak çıkarlarına işaret eder ve bunu öne çıkarırlar” (Komünist Manifesto)

 

Çok kutuplu, çok sınıflı yerküremizde bize düşenlerin, coğrafyamızda kendine ait özgünlükler yaşıyor olması pek tabiidir...

Uluslaşmanın şafağında trendi ve treni kaçıran bir ulusun fertleriyiz. Şimdilik “fertleriyiz” kelimesiyle cümlede tümleç vazifesi görüyoruz. “Yurttaş” olmak ise hediye edilemeyecek kadar pahalı ve ancak uğraşla, planlı-programlı mücadele ile kazanılacak bir değerdir.

İçinde bulunduğumuz “hallicemizle” gençlerimizin, çocuklarımızın, geleceklerimizin dolaysız sorumluluğu ya da sorumsuzluğu yok. Ancak ve mamafih “dünümüzde”, geçmiş tarih ebeveynlerimizin, hali hazırda yaşayan orta boy kuşaklarımızın şu veya bu oranda bir dahili olduğu ise diğer gerçekliğimiz.

Kendi geçmişini uzun yıllar saklayan, asimilasyona uğratılmış halinden utanç duyan Dersim sürgünü şair Cemal Süreya, yaşadıklarını, atalarının trajedilerini muazzam, muazzamlar muazzamında dile getirir. Rızaları dışında, yerlerinden, yurtlarından koparılıp, bir “eşya” gibi tarihlerini, dillerini, ananelerini, kültürlerini geride bırakarak, bilmedikleri bir yabancı köye “bir torba” içinde bırakılışlarını “…. Tarih öncesi köpekler havlıyordu…” şiiriyle ölümsüzleştirdi.

Tarih, çok eski dün, yaşayan bugün, varılacak sonsuz yarınlar dizgesinin hepsidir. “Şu kısım bize azap veriyor, dizgenin bu ara fasılası da bizi mahcup ediyor” nazikliğine, şımarıklığına taviz vermeyecek kuvvette bir fenomendir. Ya hepsini kabul üzerinden onunla, yani tarihselliğinle barışırsın ve kendin olma mücadelesini verirsin, ya da kendi inkarın üzerinden başkalarının eşyası olursun. Birinde Oblomovca ya da başka sebeplerle kendiliğindensin, belki biraz daha pahalıca bir eşyasın, diğerinde ise kendin içinsin, tarihinin sahibi, tarihinin öznesisin. Birinde yaratıcı bir aktör, diğerinde kesin olmamakla birlikte en iyi durumda cümlede “tümceciksin”.

An’ı yakalamak mücadelesinde, tarihin çıplak ve donanımsız katışığında bizi düne götüren, “dünkü” fasılamızdan bugünümüze ulaştıran referanslarımız ortak kültürümüzdür.

İstemesek bile düne ait referanslarımız, içinde bulunduğumuz zaman diliminin kodları vazifesi görürler. Görmemezlikten gelmek olsa olsa bizim aleyhimize olur. Dolayısıyla dünkü tarih ebeveynimizden kaçış yok. Zaten kaçmamak bizim çıkarımızadır.

Toplumlar, uluslar, bireyler ancak kendileri dışında, başka “şeylere” karşı konumlanışları, mücadele içinde ortak hareket ettikleri ölçüde kendi “toplumsallıklarını”, kendi “sınıfsallıklarını” kazanırlar.

Toplumların farklı sınıfsal konumlanışları, ulusların ayrı devlet örgütlenmeleri, pre-kapitalizmde, kapitalist toplumda da farklı çıkarların münasebetinden dolayıdır.

Geç kalmış uluslarda mücadelenin ivmesi, geç kalmış ulus proletaryası mücadelesiyle iç içe geçmiştir.

Yukarıda kısaca özetlediğimiz referanslarımız ışığında bugün, içinde bulunduğumuz Kürdistan coğrafyasında “tarih an’ında” durum nedir; sınıfsal, ulusal mücadele pratikleri bakımında Kürdistan’da öne çıkan değerler nasıl bir seyir içinde?

Bütün bunları aşkın Kürdistan ülkesinde mücadelenin ihtiyaçları nelerdir? Devrimci Marksizm’in, komünist solun yapısal sorunlar yumağı taşıdığı/yaşadığı, ilgili-bilgili herkesin malumu. Bu durum komünist solun, yapısal sorunlarla malul bir kadere sahip ve mahkum olmasıyla değil, eşitsiz gelişme yasasının emri olarak telakki edilmeli. Nedensellik bağlamında bu objektif halinin kabul ve teslimiyle birlikte, tarih yaratıcılarının, tarihin aktörlerinin sübjektif niyetleri, duruşları, hayata yön vermede inisiyatifleri, yetenekleri, beceriksizliklerinin de payını eklemek durumundayız.

Ancak bütün bunlara rağmen sınıf mücadelesinin, farklı ulusların uluslaşma mücadelesinin tarihi yürüyüşünün uzun evrimini, bir geçiş dönemi algısı içinde kavramamız gerekiyor. Sancılı, yorucu olabilir, nihayetinde insan ömrü için uzun denilen bu dilim, toplam tarih, insanlığın tarihsel yürüyüşünün kısacık bir anına tekabül ediyor.

Daha 1840’larda Karl Marks’ın bilince çıkarmasıyla dünyalaşan kapitalist sistemde, pek tabii eşitsiz gelişme yasasının gereklerinde de, solun yapısal sorunlarında da coğrafyamızın payına düşenler olacaktı.

“Tarih öncesi havlayan köpekler” zamanından beri Kürdistan ülkesi ve coğrafyası, sorunlarını sıralayarak, dertlerini büyüterek, çözümlerini çoğaltarak günümüze bıraktı. Bugün dünkü an’dan daha fazla avantajlarımız var. Yakın düne dair referanslarımız, yaşadıklarımız, tecrübelerimiz bize önümüzü görmede cömert davranacak zenginlikte.

Kürdistan; uzun erimli sancılarla geçen tarih yapraklarının son otuz yılında, farklı, inatçı, direngen bir yol yoldaşlığı yaptı. Yaşanan 28 isyanın üzerine 29.’su birçok bakımdan öncekilerinden hayati dersler çıkardı. Kendi tarihselliğinde bütün zamanların hepsinden fazla paha biçilmez bedeller ödese de, çok kıymetli değerler kattı. Bunu teslim etmek durumundayız. Bu kabulleniş, basit, ajite yerini bulsun mantalitesinin dışında, bir hakkın yerini bulmasının, yitirilen değerler önünde eğilmenin bir gereğidir.

Ancak, ahde vefa, kendi tarihimize, tarihsel yaşanmışlıklara saygımız olmakla birlikte, içinde bulunduğumuz an’ı yaşamak, daha sonsuz nicelerinin de yaşanacağı diyalektik bir realitedir.

Mezopotamya Sosyalist Partisi, tam da bu zaman kesitinde 10. Kurultay’ını topladı.

Kürdistan ulusal mücadelesi bizimle başlamadı. Özellikle son 25-30 yıllık tarihi kesit kendine münhasır özelliklerle yaşandı. Kürt özgürlük mücadelesi çok sayıda örgüt, grup, platform, parti, dernek aracılığıyla bir şekliyle günümüze kadar geldi. Ancak, Kürdistan, Kürt mücadelesi son 30 yılında esas olarak sömürgeci güçler ile Kuzey coğrafyamızda PKK arasında bir ideolojik, pratik hegemonya mücadelesi şeklinde geçti.

Geç kapitalist kervana katılan bütün uluslar, -belki de tek istisna Kürdistan’ı saymazsak- uluslaşma sürecini zikzaklarla, çetin şartlarda tamamladı. Yine sınıf hareketinin

“kendisi için” sahneye çıkmasıyla, ulusal mücadele ile sosyal mücadelenin talepleri iç içe geçti. Bu olumlu iklimi zirveye çıkaran, dünyanın, ulusların yeniden baştan yaratılması sürecini önce Ekim 1917 Sosyalist Devrimi, peşi sıra 2. Dünya Savaşı sonrası demokratik halk hareketleri, yukarı doğru bir sıçratma yarattı.

Bugünkü konumuz açısından nedenselliklerini es geçerek, Kürdistan’ın özel şartlarla sarıldığı, Ortadoğu’da Filistinlilerle beraber dünyanın bütün kefaretini ödetmeye mahkum edildiği/edilmeye çalışıldığı da başka bir acımasız tarih istisnası diyelim.

Yine biliyoruz ki ulusal kurtuluş hareketleri, belli momentleri yakaladıktan sonra doğal mecrasına döner. Bunun böyle olması ilgili aktörlerin, hareketlerin, partilerin niyetlerinden bağımsız bir olgudur.

Kürdistan mücadelesinin geldiği noktada, ideolojik ve praksis aktör olarak PKK önderliği, varılan aşamada, genel stratejik koşullanmalar ve içine girdiği angajmanların bir sonucu olarak artık tarih sahnesine çıktığı yerde değil. Kürdistan talepleri, varılmak istenen hedefler şimdi başkalaşmış. Diyebiliriz ki talep olarak ileri sürülenlerin rejim tarafından kabul görmemesi, eğer aşırı körlük değilse, bilmediğimiz, sanıyorum hiçbir zaman da vakıf olamayacağımız başka saiklerle cevaz bulmalı.

Kürdistan mücadelesi, özgürlüğü, talepleri nihayetinde dil hakkına, orada burada kültür kursları açma talebine, folklorik öğelerin zenginleştirilmesi hakkına indirgenmiş. Kesinlikle bu taleplerin tek bir tanesi küçümsenmeyecek değerdedir. Ancak asıl olan, Kürdistan’ın ayrı bir yurt, yine bu ayrı yurtta Kürtlerin yanı sıra başka halklardan da müteşekkil bir demografik yapılanma gerçeği de es geçilmeyecek kıymette olsa gerek. Her şey bir yana, Kürdistan coğrafik özellikleriyle kendine has eko-dokulara sahip, bundan dolayı bile sömürgeciler tarafından ciddi tehditler altında. Toplamda söylenebilecek olan ise: Mesele Kürt sorunu olsa, çözümü belki daha da kolaylaştırıcı etkenlerle yoluna girerdi. Ancak sorundan Kürdistan’ı ve yekpare olarak coğrafyasını algıladığımızda, nice çetrefillerle nice emperyalist stratejiler tarafından pusuya yatırıldığı bilince çıkacak.

Gelinen aşamada Kürdistan’ın tarihsel tezinin bir bölümü miadını doldurdu. Halen siyasal olarak çözülmemiş sorunlarına rağmen sadece yumuşatılmış ulusal dil hakkı, kültür hakkı talepleri tarih tezi sonlanmıştır. Şimdi tüketilen tarih tezinin yerine ulusal problemleri de çözecek sınıf önderlikli yeni bir tarih öznesi devreye girecek. Bu ise hayal bahçesinde hülyaya yatma halinin ötesinde hayatın dayatmalarından dolayı olacak bir süreklilik veçhesidir.

 

NEDEN YENİDEN YENİ BİR ÖRGÜT?

 

Uluslararası olsun, kendi pratik deneyimlerimiz, ihtiyaçlarımız olsun, önümüzde aşmamız gereken ciddi sorunlarımız var. Bunların başında, geçmiş yakın sol/sosyalizm tarihimizin yapısal problemleri olmak üzere, çözüm bekleyen bir dizi sorun var. Nekahet dönemi diyebileceğimiz ara mola zamanları da tükendi ve/veya tükenmeye mahkum.

Neden yeniden bir örgüt? Yakın geçmişimizde RSDİP (Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi) ve Sovyetlerin kısa tarihi geleceğimizin ebesi olmaya adaydır. Dünkü tarihimizden şablonik kopya çekmeden, tarihin yaşanmış ilmiğinden dersler çıkaracağız. Yeni bir dünya örme faaliyeti dün ile bugünün sentez diyalektiğinden geçer. Buna birikimimiz, ferasetimiz yeterlidir.

Coğrafyamızda sol, sosyal-demokrat, ulusalcı grup, dernek, parti ve hareketler var. Yine binlerin tasnifi içinde aidiyet olarak kendini solda, sosyalizmde görenlerin varlığı da gerçek. Bu durum kendini dönüştürmeye namzet olursa bir kıymet hasıl olacak, başka türlüsü ‘iyi kişiler olabiliriz, sorumlu yurttaşlar olarak kalabiliriz’ sınırını geçmeyecek. Marks’ın “Alman İdeolojisi”ndeki tanımlamasıyla: “Bireyler ancak, bir başka sınıfa karşı ortak bir mücadele içinde yer aldıkları ölçüde bir sınıf oluştururlar.” Ne ki bu felsefi derinlik de tek başına bir tarz oluşturmaya kifayet olmaz, olamaz. Bunu tamamlayacak olan ise her durumda illaki örgüttür.

Kürdistan’da bunca parti, dernek, faaliyete rağmen, neden yeniden yeni bir örgüt ihtiyacı meramını bulmalı. Komünistler ilke olarak diğer işçi sınıfı partilerinden ayrı ve bağımsız bir parti oluşturmazlar. Bunun çok minicik bir şartı var: Komünistlerin sınıf içindeki faaliyetleri engellenmediği, “eylemde birlik, propaganda ve ajitasyonda serbestlik” kılavuzu önüne setler çekilmediği şartlarda mutlaka merkezi bir örgütlülük inadı doğru ve yerindedir.

1917 Sosyalist Ekim Devrimi’nin önderi RSDİP tam da bu tarifte bir partidir. Referans noktamız, yönümüzü çevireceğimiz doğrultu RSDİP anlayışıdır, ancak bu bakışta dünü tekrar ya da dünü klonlamak kesinlikle başında reddedilir. Yani bizim özgülümüzde, yani Kürdistan özelinde bütün ulusun değil, mesela ulus ihtivası içindeki burjuvazinin, tarım kapitalistlerinin değil, bu dolayımla ulusal çitler içinde hapsolacak, çağımızın moda deyişiyle “ulusalcı” değil, ulus proletaryasının, kent yoksullarının, yoksul köylülüğün ortak çıkarlarını savunan, sınıflar arası olmayan, ayrıksı bir sınıf partisi...

Meşru, yasal Kürdistan sosyalist/komünist parti gayemiz haklıdır. Vahşi kapitalizm çağında, yerküremize ya barbarlık ya sosyalizm dayatmasında safımız sosyalizmden yana olacak. Koşullar, meşruiyetimiz, açık, yasal bir komünist parti hakkımız dünden milyon kere nedensellikle bizi çağırıyor.

 

***

 

Mezopotamya Sosyalist Partisi (MESOP) tam da yukarıda izahatı yapılan tahlillerin, zorunlulukların yaşandığı çok nazik, özel, özgül koşullarda toplandı.

İki gün süren, disiplininden, dinamizminden falso vermeden, ama asla ve asla asık surat takmayan, çok düşünen, bolca esprili bir ortamda başladı, başlangıç gongundan da yukarıda bir coşkuyla sonlandı.

Görüldü ki Kürdistan toplumu olarak sanıldığı, ideolojik hegemonyanın hasıraltı etmeye çalıştığı manada ve kudrette “birleşik, sınıfsız, imtiyazsız” bir toplum değilmişiz.

Dinamik, taleplerinde ısrarlı, eski tarz erkek abiler ne der demeyen, edilgenliği çoktan çamaşır ipine asmış, kendisi olan kadınlar, genç kadınlar, çekincesiz önergeleriyle, meramlarını anlatma ustalıklarıyla Kürdistan coğrafyasının gürül gürül dinamizminden nice beslenebildiklerini kanıtlar gibiydiler.

Gençler; düşünen, okuyan, sakıncasız sorularla problem çözmeye çalışan, kendi örgütlülüklerinin ancak kendileri tarafından ikame edilebileceğini, kendileriyle ilgili kararların, yanlış ve hatalarının bile, en nihayetinde kendi yaşanmışlık ve tecrübeleriyle kedilerine ait olacağını, büyük kuşaklarla aralarındaki münasebetlerin karşılıklı güven tesisi üzerinden olacağını kesinlikle ortaya koydular.

MESOP, hali hazırda yüzlerce örgüte nasip olmayan, geçmiş tarih birikim aktörleriyle, yine onların 70’li yaşlar dinamizmini orta kuşak enerjisiyle sentezleyerek “yeniden bizi buluşturma” faaliyetinin kıymetini, değerini biliyor olsa gerek.

Dünden tarihi, pratik dersler çıkaran, dünü basit her türden tekrarın reddiyesi üzerinden dünkü tarihten an’a kuşak buluşması sağlayan; sınıf olmanın yeni ihtiyaçlarına, donanımına sahip; kurtarılması gerekenin yalnız insan olmadığını, eko sistemin insanlıkla birlikte yan yana olmasını yeni desturu yapmış, açık, meşru, doğrudan demokrasi, sonsuz demokrasi fikriyatı, kadın, erkek ve gençlerin ortak paydası, ortak mutabakatı olmaya en yakın çözümdür.

Her durumda, her şart altında Kürdistan komünistleri hayatın ebesi olmaya dünden daha fazla, kat be kat enerjiyle amade olacaklardır. Kendi iradi, vakur duruşlarının bu mecraya akacağı, akmak zorunda olacağı tarihsel kesinliktir.

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006