Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Artan çatışmalar ve çözüm arayışları / S. Çiftyürek
S. Çiftyürek

NEWROZ

Devletin çantasında, Kürt ulusal sorununda “askeri çözüm” yönelimi ile kimi yeni adımların atılmasını içeren ‘siyasal çözüm’ yönelimi bir arada bulunuyor.

Artan çatışmalarla birlikte, sorunun hem siyasal muhataplarında hem de halklarda uzlaşma ve çözüm arayışları da arttı. PKK ve BDP’de kimi yeni yönelişlerle birlikte çözüm üzerinde uzlaşma arayışları yıllardan beri olduğu gibi bugün de devam ediyor. Asıl başından beri ret, inkar tutumunda ısrar eden, “muhatap almam, silahla çözerim” diyen devletin tutum ve yönelişinde değişim var mı yok mu, ona bakmak gerekiyor.

Artan çatışmalar üzerine, önce acil toplanan “minik” devlet zirvesi ve ardından kurumsallaşmış zirve olarak toplanan MGK’nın karar ve yönelimleri irdelendiğinde bağlantılı ikili tutum görülür. TC Devleti bir yandan, halen 90 yıllık şarkının tekrarından ibaret olan “tek terörist kalıncaya kadar...” edebiyatı, “sınırı 30 km güneye kaydıralım”, “yeni OHAL ilan edelim”, “bundan sonra sınır ötesinden gelecek her saldırıdan Irak hükümeti sorumlu tutulacak” türünden denenmiş ya da kimi yeni adımlarla askeri çözümde ısrar eden bir yönelim içerisindedir. Diğer yandan ise aynı devlet ve hükümette yeni söylemin kimi ipuçları da sergileniyor. Örneğin, 22.06.2010 tarihinde A. Gül’ün başkanlığında toplanan devlet zirvesindeki, “Demokratik açılım projesi yeniden gözden geçirilmeli. Projenin hükümet eksenli değil daha geniş bir kesimce sahiplenilmesi sağlanacak. Bölgede halkın temel talepleri yeniden gözden geçirilecek” vurguları; Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın “Ocağına ateş düşen sadece asker aileleri değil, kandırılmış çocukların aileleri de acı çekiyor” açıklamasıyla eş zamanlı “ölen asker de, dağdaki de bizim çocuğumuz” söyleminin yaygınlaşması; hatta sınır değişikliği öneren sicilli milliyetçi faşist Taha Akyol gibilerinin bile “yeni bir devlet projesine ihtiyaç vardır” demek zorunda kalmaları...

Özetle devletin çantasında, Kürt ulusal sorununda askeri çözüm yönelimi ile kimi yeni adımların atılmasını içeren ‘siyasal çözüm’ yönelimi bir arada bulunuyor. Küresel ve bölgesel gelişmeler ve esas olarak da Kürt ulusal hareketi, devletin bu ikili tutumdan birini öne çıkarmasında belirleyici olacaktır. Dolayısıyla Kürt ulusal demokratik hareketi ve özelde de PKK bu durumu dikkate alan bir politika izlemelidir.

Son günlerde genelde Kürt ulusal demokratik güçlerinden, özelde siyasal İslam referanslı STK başta olmak üzere Batman, Diyarbakır, İstanbul gibi kentlerdeki dernek, sendika, meslek odalarından “PKK’ye eylemsizlik, devlete operasyonları durdur” çağrıları; TÜSİAD ve yöneticilerinin devlet ve hükümete “siyasal çözüm” yolunda adım atmaları için çağrılar çıkarmaları; Abant Platformu’nun soruna odaklı olarak gerçekleştirdiği son toplantısında çıkarttığı benzer çağrılar…

Öncelikle tüm bu paralel çağrılar hükümet, ABD ve küresel sermayeden bağımsız düşünülemez. Kürt sorununda inisiyatif alma arayışında olan siyasal İslam referanslı tüm kurum ve kuruluşların bir yerlerden düğmeye basılmışçasına hareketlenmelerinin, AKP hükümetinden ve ABD’den bağımsız olduğu düşünülemez. Cengiz Çandar da “Kürt siyaset sahnesinin İmralı-Kandil-Brüksel üçgeni dışındaki tüm unsurlarının seferber olması ve ‘PKK’ye eylemsizlik’ çağrısı yapmaları için işaret fişeği hükümet yönünden atılmıştır” diyerek, STK’daki hareketlenmenin arkasında hükümetin olduğunu belirtti. 

Daha önce de üzerinde durmuştuk; TC Devleti’ne yüklenilen bölgesel rol model paketinin içerisinde Kürt ulusal sorununun kapitalizmin sınırları içerisinde “çözümü” de yer almaktadır ki, devletin çözümsüzlük ya da çözümsüzlükle eş anlamlı olarak askeri seçenekte ısrar etmesi durumunda, Kürt ulusal demokratik muhalefetinin yanı sıra kendisine bölgesel rol model görevi yükleyen güçlerin de basıncı altına alınacaktır. Dolayısıyla TC Devleti sorunun çözümü yönünde ya kimi adımları atar ya da derinleşecek olan çatışmalarla çözüm başka zeminlere taşınır.

Zaten PKK ve Öcalan da bu durumun bilinciyle “çözüme yanaşılmazsa biz de kendi çözümümüzü geliştiririz” diyerek, “demokratik özerkliği” öne çıkardılar. BDP’li belediye başkanları ve il genel meclisi üyeleri, geçen hafta yaptıkları toplantı sonucunu açıklarken de, “Yerel yönetimleri halka devredecek yapılanmaları hızlandırmaya dönük eğitim, iletişim ve paylaşımların yerine getirilmesinde ortaklaştık. Toplantımızda, Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na Türkiye’nin çekince koyduğu maddelerin kaldırılması konusunda mücadele edilmesi kararını aldık” diyerek benzer bir yöneliş belirlediler.

Bilindiği gibi, Avrupa Birliği’nde “Yerel idarelerin güçlendirilmesi, özerkliklerin savunulması, yerinde yönetim ve demokrasi ilkelerine dayanan bir Avrupa’nın kurulmasının temel koşuludur” ilkesinden hareketle 15 Kasım 1985’te imzaya açılan “yerel yönetimler özerklik şartı”na Türkiye 21 Kasım 1988’de kimi çekincelerle imza koymuştu. İşte BDP’li belediyelerin “kararını aldık” dedikleri özerklik hedefi, Türkiye’nin çekince koyduğu maddelerin kaldırılmasına dönüktür. Zaten BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak da son grup toplantısı konuşmasında, “Demokratik Özerklik konusunu parti programının bir parçası haline getirildi, bu projenin özü, Türkiye’yi demokrasiye kavuşturan bölge yönetimlerinin kurulmasını talep etmektir. AB üyelik süreci de bunu zorunlu kılmaktadır” diyerek, TC Devleti’nin çekince koyduğu maddelerin önce fiilen etkisizleştirilmesi, giderek kaldırılmasını hedeflemektedir.

Gerçekten hedef buysa, yani AB müktesebatı çerçevesinde Kürdistan’da yerel yönetimlere dayalı özerkliği geliştirmekse; PKK uzun yıllardan beri bağımsız devleti, hatta Öcalan’ın yakalanması ile birlikte genel olarak devleti savunmaktan vazgeçtiyse; kültürel haklarla sınırlı bir “demokratik cumhuriyet” ya da daha çok yerel yönetimlerle sınırlı “demokratik özerklik” savunuluyorsa; o zaman silahlı mücadelenin bu yönelişte yeri ve de süreci ilerletici işlevi yok demektir. Bu çerçevede PKK’nin silahlı eylemleri durdurması, hatta tümüyle silahlı mücadeleye son vermesi kendi iç tutarlılıkları gereğidir. Yok eğer esasen bağımsız Kürdistan devleti savunuluyor ve fakat bu hedef özellikle Öcalan’ın yakalanması ile “Demokratik Cumhuriyet”, “Demokratik Özerklik” hedefleriyle şimdilik örtük hale getirilmişse, PKK’nin “şimdi çözümümüzü kendi öz gücümüzle geliştireceğiz” ya da “fiili özerklik ilan edeceğiz, ettik” dedikleri yönelime, koşullara göre ikili bir işlev yüklenmişse, yani duruma göre “demokratik cumhuriyet”i, duruma göre “bağımsız Kürdistan”ı öne çıkaran bir “taktik politika” hedefliyorsa, bu politikanın sahiplerini iki dere bir arada bırakma riski yüksektir. Elbette değişken bölge ve ülke koşullarının siyasetteki girdisini dikkate almayan bir politika olmaz, ama bu değişkenliğin çerçevesi koşullara göre “devletsizlik”, koşullara göre “devlet” kadar geniş ve sınırları belirsiz de olamaz, olmamalıdır. İki dere bir arada kalma riski dediğimiz şey tam da burada saklıdır. Kısacası PKK’nin politik hedef ve yönelimlerinde bir an evvel netleşmesi hem halkımızın hem de kendisinin yararınadır. PKK ve elbette BDP’nin, bir an önce siyasal hedeflerinde netleşerek, dışındaki tüm Kürdistanlı ulusal demokratik güçlerle oluşturacağı birlikle “Demokratik Federasyon ve Azınlık Hakları” hedefini öne çıkarmasının zamanıdır.

TC Devleti ve AKP hükümeti, kuruluş ve dernekleri “PKK eylemsizliği ilan etsin, devlet operasyonları durdursun” türünden dolaylı yönlendirmelere gireceğine, devlet olarak doğrudan Kürt ulusal sorununda köklü bir zihniyet değişikliği ile soruna yaklaşmalıdır. Küresel sermayenin bölgede kendisine yüklediği rol modele, Türk sermayesinin komşu ülkelerle geliştirdiği ticari ilişkilerden sağlayacağı “desteğe” bel bağlamadan, bir an evvel ilk adım olarak operasyonları durdurmalıdır. Herkesi kapsayacak genel af bir diğer adım olarak yürürlüğe konulmalıdır. Ve ana dilde eğitimin önünü açacak olan anayasal değişikliklere gidilmesi, sorunun çözümüne giden ilk ciddi adımlar olarak geliştirilmelidir ki, bu adımlar hem PKK’nin dağda bulunmasının şartlarını zaten ortadan kaldırır, hem de krize dönüşen muhataplık sorununa çözüm üretir.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006