Sivas, Cumhuriyet ve Aleviler / Turabi Saltık Turabi SALTIK
NEWROZ
Ve 1993 Sivas... 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde ateşte yakılanlar… Devlet 1974’te Kıbrıs’ı 8 saatte ele geçirdi. Bununla pek övünülürdü o günlerde. Ama aynı devlet, 2 Temmuz’da 13 saat boyunca müdahal
Daha en başından beri çok
farklı süreçleri yaşayan Alevilerin doğayı algılamaları, doğa olaylarına
bakışları, ibadet ve inançları farklılıklar gösteriyordu. Aleviler Emevi,
Abbasi, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerinden günümüze pek çok defa
haksızlıklara uğradı, zulüm gördüler. Gene de Osmanlı şeriatı ve onun düzeninin
karşısında kendilerini var eden kurumları, kuralları oluşturdular.
Onlar yaşamlarında şeriata karşıydılar.
Osmanlı Şeyhülislamlarının Alevilerin katline yönelik verdikleri fetvaların
ardından Aleviler Osmanlı şeriatına başkaldırdılar. Kendilerine özgü yaşam ve inanç
kurallarını hayata geçirdiler. Tüm zorbalık, yok etme, inkâr ve asimile
etme girişimleri karşısında büyük bir gizlilik içinde varlıklarını sürdürdü,
Osmanlı merkezi devlet şeriatı yerine kendi öğretilerini
hayata geçirdiler.
Kimlikleri, varlıkları, ibadet ve
inançları inkâr edilen, yok sayılan Aleviler, cumhuriyetin kurulduğu dönemde ise
cumhuriyete destek oldular. ‘Kurtuluş Savaşı’yla Samsun’a gelen Mustafa Kemal, Sivas
Kongresi öncesi 2. Ordu Müfettişliği’ne şu telgrafı
çekmişti:
“Tokat ve çevresinin nüfusunun % 80’i,
Amasya
çevresinin de büyük bir bölümü Alevi mezhepli ve Kırşehir’de Baba Efendi
Hazretleri’ne çok bağlıdırlar. Baba Efendi ülkenin bugünkü güçlüklerini görmekte
ve yargılamakta gerçekten yeteneklidir. Bu nedenle güvenli kimseleri
görüştürerek kendilerinin uygun gördüğü ‘Ulusal Hakları Koruma’ ve ‘Başka Ülkeye Bağlanmama’
derneklerini destekleyerek, binlerce mektup yazdırılarak, buralardaki etkili Aleviler’in
Sivas’a gönderilmesini pek yararlı görüyorum.”
1919 Sivas Kongresi’nden
sonra Ankara’ya hareket eden Mustafa Kemal, önce Hacı Bektaş Dergâhı’nı ziyaret
eder. Gece, heyeti ile dergâhta konuk edilir. Yapılan görüşmelerde Aleviler,
Mustafa Kemal’i destekleyeceklerini deklare ederek, Kuvva-i Milliye saflarına
katılırlar. Dergâhın kasasında bulunan 1.800 altının tamamını Mustafa Kemal’e
verirler. Altınları teslim alan Mustafa Kemal “Sayarak verin”
deyince, Bektaşi Dergâhı Piri Cemalettin Efendi, “Sayarsak borç
olur” der, altınları saymadan teslim eder.
Aynı yıllarda İstanbul’da
bulunan Şahkulu, Erikli Baba, Seyit Abdal, Karyağdı Baba, Münür Baba, Şehitler,
Karaağaç Baba Dergâhları da Kuvva-i Milliye’nin yanında yer aldılar. Aleviler
hem malları hem canlarıyla cumhuriyete destek olmuşlardı. Cumhuriyet kurulduktan
sonra, ülkedeki farklılıklardan korkulur oldu. İnsanların inançları ve ait
oldukları etnik kimlikler tanınmadı. Farklı inançlara hoşgörü
yoktu.
25 Kasım 1925’te Tekke ve
Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun çıkartıldı. Böylece Aleviler için kötü
süreç başladı. Dergâhlar bu yasayla kapatıldı. Bin yıldan fazla bir süre
Aleviliğe yön veren Hacı Bektaşı Veli Dergâhı silah zoruyla boşaltıldı. Dergâhın
mallarına, belgelerine, el yazması kitaplarına el konulmuştu. İstanbul’daki
Alevi Dergâhları da bu yasayla kapatıldı. Onların malları da, kitapları da yok
edildi. Anadolu’da ise Hubyar Baba Dergâhı ve Sivas Hafik Yalıncak Sultan
Dergahı yıkılarak ortadan kaldırılmıştı. Eskişehir’de Battal Gazi Dergâhı müzeye
dönüştürülmüş, sonradan yapılan onarımlarla dergâhtaki Alevi motifleri yok
edilmişti. Cemler yasaklanmış, karakollarda baskılar uygulanmış, pek çok Alevi
cemlerden dolayı hapislere çarptırılmıştı. Alevi dedeleri, pirleri köylere,
taliplere gidemez, ibadetlerini yerine getiremez olmuşlardı. Sakallı pek çok
Alevi dedesinin sakallarının yarısı kesilerek köylerine geri gönderilmişlerdi.
Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun ile Sünni yurttaşların tekkeleri
de kapatılmıştı. Fakat pek çok Sünni tekkesi, açık olarak, seçtikleri camilerde
varlıklarını devam ettirebildiler. Yine kilise mensupları, Havra inançlılar
ibadetlerini sürdürürlerken, Aleviler dergâhlarının kapatılmasıyla inançlarını
ve cemlerini sürdüremediler. Alevlerin inanç ve ibadet özgürlükleri yok
edilmişti. Alevilerin 600’den fazla vakfı vardı. Bu vakıfları, malları,
dergâhları yok edildi.
Cumhuriyet, farklılıkların haklarını,
inanç ve ibadetlerini güvence altına alan laik-demokratik bir cumhuriyet
olamamıştı. Varlığını tek dil, tek din, tek ırk anlayışı ile sürdürdü.
Etnisite, inanç ve dil farklılıklarını kabullenemedi. Bu yüzden de pek çok
defa Alevilere karşı şiddete başvurdu. 1921’de Koçgiri’de, 1937- 38’de Dersim’de
yüz binden fazla Alevi yaşamını kaybetmişti.
1950’lerden sonra köyden kente göç,
Alevi nüfusun büyük oranını şehirlere taşıdı. Şehre yerleşen Aleviler, Aleviliği
yaşama sorunu ile karşı karşıya kaldı. Köyde tarlasında haksızlığa uğradığında,
mal-miras bölüşümü olduğunda bu sorunlarını cemlerde çözen Aleviler, şehirlerde
haklarını nasıl arayacaklardı? Şehirde cem yapamıyorlardı. İnançsal ve kültürel
olarak Aleviliği yaşayamıyorlardı. Alevi için, devletin Osmanlı’da olduğu gibi
resmi bir dini vardı. Resmi mezhepten olmamak suçtu, ayıptı. Köyünde gizli
biçimde Aleviliğini yaşayan Alevi, bu kez kendini şehirde gizleyerek, evinde
Aleviliğini yaşıyordu. Şeriatçı kafalar, “Sen de bize benze, sapık
yolu bırak” diyorlardı. Köyde kalan Alevinin köyüne zorla cami yaptırıyor,
onu “yola getirmek istiyor”, Ramazan ayında oruç tutmaya zorluyorlardı.
12 Eylül 1980’e giden süreçte ise
Sivas’ta, Çorum’da, Maraş’ta katliamlarla karşılaştılar. 12 Eylül
askeri darbesiyle Kenan Evren, tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi Alevi köylerine cami
yaptırdı. Osmanlı da zamanından 700 yıllık tarihi bir yerleşim alanı olan Abdal
Musa Ocağı’nın bulunduğu köye cami yapmıştı. II. Mahmut, Hacı Bektaşı Veli
postnişinliğine Nakşibendî şeyhini atamış, 1834’te oraya cami yaptırmıştı. Yine,
Kırıkkale’nin Hasan Dede kasabasında Hasan Dede Dergâhı’na da cami
yaptırılmıştı. İstanbul, Trakya ve pek çok yerdeki Alevi dergâhlarını yıkmış,
Üsküdar’da Kıncı Baba, Tophane’de Ahmet Efendi ve Salih Efendi gibi pek çok
Alevi Dedesini asmıştı. Ayrıca Alevi dergâhlarının binlerce cilt kitapları,
kütüphaneleri yakılmıştı.
Yavuz da 46 bin Alevi’yi katletmiş, Dersim’de Pir Rüstem
Saltık’ı asmıştı. Sağ kalanları sürgün
etmişti.
Ve 1993 Sivas... 2 Temmuz
1993’te Madımak Oteli’nde ateşte yakılanlar… Devlet 1974’te Kıbrıs’ı 8 saatte
ele geçirdi. Bununla pek övünülürdü o günlerde. Ama aynı devlet, 2 Temmuz
1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde 35 can diri diri ateşte yakılırken 13 saat
müdahalede bulunmadı. Seyirci kaldı.
Zamanın başbakanı Tansu Çiller,
“Çok şükür, vatandaşlara bir şey olmadı” açıklamasıyla, oteli
içerisindekilerle ateşe verenlerin burnunun kanamadığını dillendirdi. Uzun
yıllar hükümetlerin eliyle onların inanç ve ibadet özgürlüğü ellerinden alınmış,
baskı ve katliamlarla karşı karşıya
bırakılmışlardı… Print  |