Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Devletin spirali ve Kürtler / Metin AKTAŞ
Metin Aktaş

NEWROZ



Bu meseli bir dostum anlatmıştı bana. Ben de siz sevgili Newroz Gazetesi okuyucularıyla paylaşmak istedim.

Evden çarşıya gidinceye kadar yoluma dört tane aile hekimliği çıkar. Yaşadığım kentte, yaşadığım bölgede bu kadar çok aile hekimliğinin olması beni hem şaşırtmış hem düşündürmüştü. Bu aile hekimlikleri ne iş yapar acep?

Biliyorsunuz, son yıllarda bölgemizde aile hekimlikleri yağmurlu bir mevsim geçiren mantarlar gibi üremeye başladı. Neredeyse her sokakta bir aile hekimliği var. Neyse, ben aile hekimliklerini değil, meseli anlatayım.

Günün birinde, işte bu aile hekimliği uzmanlarından birkaçı, kadınların doğumunu önlemek için bir köye giderler. Köyde elli yaşın altındaki bütün kadınları toplayarak, çocuk doğurmalarını önlemek için onlara uzun uzun fazla çocuk sahibi olmanın zararlarını anlattıktan sonra kadınlara spiral taktırmak isterler. Çocuk doğurmak isteyen, kocalarından korkarak spiral taktırmak istemeyen kadınlar, spiral taktırmayacaklarını söylerler. Aile hekimliği uzmanları bakarlar ki kadınlardan hiçbiri spiral taktırmayacak, kadınları spiral taktırmaya zorlamak için “spiral taktırmanın devletin bir emri” olduğunu söylerler. Spiral taktırmanın devletin bir emri olduğunu duyan kadınlar çarnaçar korkudan spiral takmaya razı olurlar. Öyle ya, koca devlet kadınlara spiral takmayı emretmişse onların yapacak bir şeyi olamazdı; devlet istedi mi yapardı!..

Aile hekimliği elemanları kadınlara spiral taktırıp köyü terk ettikten sonra, köyden ayrılan aile hekimliği elemanlarının kadınları doğum yapmamaları için kısırlaştırdıklarını düşünen erkekler çılgına dönerler ve spiral takan kadınlarını dövmeye başlarlar. Kadınlar bakar ki işleri kötü, kocalarının dayaklarından kurtulamayacaklar, kendi aralarında bu beladan kurtulmanın yollarını aramaya başlarlar. İşte o an, spiral taktırdığı için üç gündür kocasından dayak yiyen uyanık bir kadın, spiral taktıran doktorlara, ebelere, devlete sövüp sayarak kendisini döven asi, öfkeli, belalı kocasına şöyle der:

“Devlete sövmekten, beni dövmekten vazgeç. Çünkü devlet bizim rahmimize telsiz yerleştirdi. Şu an senin söylediklerini devlet dinlemekte.”

Karısının bu sözlerini duyan asi erkeğin dizlerinin bağı çözülür. Korkudan yere yığılır. Artık kurtuluşu yoktur. Çünkü üç günden beri doktorlara, ebelere, devlete sövmekte, karısını dövmektedir. Nereden bilecek ki koca devlet onları denetlemek için kadınlarının rahmine telsiz yerleştirmiş… Ah aptal adam ah! Bunu nasıl da düşünememişti! Devlete, devletin kutsal memurlarına bunca sövmeden, hakaretten sonra kesin ya işkencede öldürülecek ya da hayatı cezaevinde bitecekti… Artık hâşâ Allah gökten yeryüzüne inse bile onu kurtaramazdı! Suçu çok büyüktü; keşke onlarca adam öldürseydi de devlete, devletin kutsal memurlarına hakaret etmeseydi, sövmeseydi!..

Son bir umutla karısının ayaklarına kapanır. Kendisini yüce devlete affettirmek için başını karısının bacakları arasına sokup hıçkıra hıçkıra ağlayarak, karısının ana rahmine telsiz yerleştiren devletin kendisini duyması için konuşmaya başlar:

“Ah sevgili karıcığım! Benim devleti, milleti, bayrağı, Sakarya’yı ne kadar çok sevdiğimi bilirsin. Devlet emretse hemen şimdi kendimi Fırat Nehri’ne atabilir, Ağrı Dağı’nın uçurumlarından kendimi aşağı atıp canıma son verebilirim. Bu can devlete kurban olsun! Devlet emir versin, yedi düvelle savaşayım. Devlet emir versin, Hazreti İbrahim gibi en sevdiğim çocuğumu devlet için kurban edeyim! Benim, geçen sene, en sevdiğim ineğimizi Atatürk’ün hayrına kesip köylülere dağıttığımı bilirsin. Ah Atatürk! Keşke senin yerine ben öleydim! Bu sene öküzümü kesip senin hayrına dağıtacağım. Hayrına en ünlü imamları çağırıp mevlit okutacağım. Devlet ‘çocuk doğurmayın’ demişse biz çocuk doğurmayız! Devlete karşı çıkmak bizim haddimize mi! Vallahi billahi beni o namussuz Hacı Yusuf kandırdı. Yoksa ben devlete, devletin kutsal memurlarına karşı çıkar mıydım? Bu sene öküzümü Atatürk’ün hayrına kesip, etini köylülere dağıtacak, hayrına mevlit okutacağım. Yaşasın devlet, millet, Sakarya!..”

Bir saat sonra devletin kadınların ana rahmine telsiz yerleştirdiğini duyan köyün erkekleri topluca intihar etmeye kalkarlar…

 

***

 

Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Salim Ensarioğlu’nun partisinden istifası sonrasında yaptığı açıklamaları okuduğumda, yukarıda size anlattığım meseli anımsadım ve yaşadığım kentte, yaşadığım bölgede neden bu kadar çok aile hekimliklerinin kurulduğu sorusunun cevabını buldum.

Bir zamanlar bakanlık da yapmış olan Salim Ensarioğlu, Ergenekon yapılanmasının faili meçhul cinayetlerin başı olduğunu, Musa Anter ve Turgut Özal’ın ölümlerinin sorumlusu olduğunu söylemiş. Ensarioğlu, Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Birimi’nin (JİTEM) de Ergenekon’un yan kuruluşlarından birisi olduğunu ifade etmiş.

“Ergenekon kesinlikle faili meçhullerin başıdır. Menderes’i asan da Ergenekon’dur. Özal’ın ölümü de Ergenekon’dur. Musa Anter’i de onlar öldürmüştür. Ergenekon devletin içinde kendini devletten daha güçlü kabul eden, Allah’tan korkmayan, kuldan utanmayan bir yapıdır. Yan kuruluşları olabilir. Şu an tutuklu olanların hepsi suçludur demiyorum. Buna hukuk karar verecek. Ama JİTEM bu bölgede insanları kaçırıp yargıladı, öldürdü. Elimde bir belge yok, ama JİTEM kesin vardır. İşin başı da Ergenekon’dur. Şu anki Ergenekon davası siyaset ile karıştırılmamalıdır. Bunun daha çoğu dışarıda” demiş. Sonra da şöyle devam etmiş:

“1998 yılıydı. Bir gün Bakanlar Kurulu’na MGK raporu geldi. Tansu Hanım İtalya’daydı. Raporda, Vali’ye, Meclis’e hakaret var. Sivil otoritenin görevini yapmadığını yazıyor. Sanki ihtilal olmuş, sivil gitmiş, askerler gelmiş. İşte, 2010 yılında nüfusun yüzde 40’ının Kürtlerden, 2025 yılında da yüzde 50’sinin Kürtlerden oluşacağı, bunun büyük bir tehlike olduğu, Kürtlerin bilinçli olarak çok çocuk yaptığını yazıyor. Üçten fazla çocuk yapanlara cezai müeyyide getiriliyordu. Ağır bir rapordu. O zaman Erbakan başbakandı. Ben imzalamayacağımı söyledim. -Bu raporu açıklamanın 10 yıl cezası var-. Erbakan bana, ‘Sayın Ensarioğlu, MGK raporları Cumhuriyet kurulduğundan beri iade edilmemiştir. İade edemeyiz. Senin itirazın nereye ise orayı düzeltelim, yumuşatıp imzalayalım’ dedi. Kabul etmedim. ‘Tamamına itiraz ediyorum’ dedim. O da iade edemeyeceğini söyledi. Ben tekrar imzalamayacağımı söyledim. Kapıya doğru gittim. ‘Basın var’ dedi. ‘Basın olsa da ben imzalamam’ dedim. Neyse imzalamadım.” (24 Haziran 2010, AK News)

Her şey ne kadar açık ve net, değil mi? Benim bir şey söylememe gerek var mı? Hala da bir şey anlamışsanız ne desem boş… O zaman başbakan olan Sayın Erbakan’ın davranışı dikkatinizi çekti, değil mi? Bu uyarım inanan insanlara. Başbakan olan Sayın Erbakan, Kürtlerin nüfusunun çoğalmasını önlemek için üç çocuktan fazla çocuk yapan Kürtlerin cezalandırılmasını isteyen Genelkurmay raporunu imzalamasını istiyor bakanı Sayın Salim Ensarioğlu’ndan.

Siyaset yaptımsa af ola!.. Niyetim siyaset yapmak değildi. Sadece halimizi anlatmak istedim. Siz siz olun, günün birinde aile hekimliği elemanları kapınızı çalıp eşinize spiral taktırırlarsa sakın ağzınızı açmayın!.. Ne olur ne olmaz. Siz dua edin ki erkekleri hadım etmiyorlar. Ya nüfusumuz çoğalmasın diye biz erkekleri hadım etmeye kalkarlarsa!.. Allah korusun! Irkçı çılgınlığın nereye varacağını kim bilebilir ki!.. Günün birinde “bütün Kürt erkeklerini hadımlaştırın” diye bir rapor yayınlatılırsa ne olacak bizim halimiz? Ne yapsak acaba?..

 

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006