Kayan kimin ekseni? / Uygun NECDET Nejdet UYGUN
NEWROZ
Tarihsel direkleri kırılmış resmi eksen (statüko) nasıl kendi dışındakileri yok saymaya dayanıyorsa, AKP’nin oluşturmak istediği eksen de aynıdır. Dogmatizmin kıskacından kurtulamayan her ideoloji din haline dönüşür.
Eksen
kayması tartışmaları yeni bir tartışma olmamasına rağmen son günlerde dozu
artmaya başlayan bir tartışma halini aldı. Cumhuriyetin kuruluş aşamasından beri
eksen kayması tartışmaları devam etmektedir. Esasında bir eksen kaymasından
bahsedilecekse, eskiye atıfta bulunmak meselenin somutluk kazanması açısından
kaçınılmazdır.
Toplumsal
mücadeleler hedeflerini açık ve net olarak ortaya koyarlar. Fakat bu durum
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde çok net olarak ortaya konulmuş
değildir. “Milli mücadele” diye tanımlanan süreçte hanedanlığın (halifenin)
kuşatıldığı, adım atacak durumda olmadığı, deyim yerindeyse mağdur durumda
olduğu tezi propaganda edilerek toplumun değişik katmanlarının sürece dahil
edilmesine çalışılmıştır. Toplumun dinsel ve etnik farklılıkları dışlanmamış,
hatta onların daha özgür bir yaşam kuracakları propaganda edilmiştir. Kanun-i Esasi’den sonra 1921
Anayasası da bu temel üzerine inşa edilmiştir. Mustafa Kemal’in söylemlerinde
(nutuk) “muasır medeniyet” vurgusu olsa da, yeni yönetimin izleyeceği yol
haritası bir program dahilinde deklare edilmemiştir. Ancak cumhuriyetin
kurumlaşmasından sonra “CHP programı” şeklinde ortaya konulmuştur. Dolayısıyla
bir “eksen kayması”ndan bahsedilecekse, toplumun büyük kesimini çeperinde
toplayan öncü kadroların, toplumun beklentilerini boşa çıkarıp başka mecraya
yönelmeleri bir “ kayma” örneği
oluşturabilir. Bugün yaşadığımız “eksen” tartışmalarının gündemini teşkil eden
sorunların kaynağı o dönemki eksen kaymasından türemiştir.
Günümüzde
“eksen kayması” tartışması maalesef meselenin toplamı üzerinden yapılmıyor.
Tarihsel sürecin taşıdığı sorunlar görmezden gelinerek ya da onlara değinilmeden
yapılıyor. Mustafa Kemal’in
“Nutuk”ta belirttiği “muasır medeniyet” ülküsü, doğuyu dışlayan, küçümseyen
bilinç koşullanması yarattığı için mesele Doğucu-Batıcı aralığında ele
alınmaktadır. Eksen kayması tartışması yaşanacaksa -ki tartışılmalıdır-, mesele
Batıcı-Doğucu denklemine sıkıştırılmamalıdır. Meseleye böyle yaklaşırsak,
sermaye politikalarını uygularken “Batıcı” olmakta beis görmeyen AKP’ye
haksızlık yapmış oluruz... Emekçilerin başında Demokles’in kılıcı gibi sallanan
“personel rejimi yasası” IMF patentli bir yasadır. Emekçilerin haklarını budamak
söz konusu olunca, AKP batılı sermayenin gönüllü uygulayıcısı olmaktan imtina
etmemektedir.
Filistin
halkına uygulanan zulme seyirci kalmamak onurlu bir eksende durmaktır. Fakat
iktidarın bu yaklaşımı mazlumdan yana olma anlamı içermediği gibi, batıya sırt
dönme anlamı da taşımamaktadır. Darfur kıyımına seyirci kalanların Gazze
kıyımına tavır takınmaları sahtedir ve ideolojiktir. Hamas’ı seçilmişlerden
oluştuğunu söyleyip savunurken, kendi ülkesinde seçilmiş Kürt temsilcilerine
“terörist” muamelesi yapanların tutarlı bir eksen oluşturabilmeleri mümkün
değildir.
Birleşmiş
Milletler’in İran’a yönelik müeyyide kararına ret oyu vermeleri batının
stratejik partneri olmaktan çıkma niyetleri olduğu fikrini uyandırsa da, buna ne
güçleri ne de niyetleri vardır. AKP emperyal politikaların onayı ile iktidar
olmuş yapay bir odaktır. Bağrında başka ideolojik niyetler taşıyor elbette, ama
bunu gerçekleştirecek ideolojik bütünlüğe sahip değildir. AKP nin oluşturmak
istediği eksen Doğucu ya da Batıcı değil, sahte bir eksendir. Tarihsel direkleri
kırılmış resmi eksen (statüko) nasıl kendi dışındakileri yok saymaya
dayanıyorsa, AKP’nin oluşturmak istediği eksen de aynıdır. Kaba ideolojik bir
muhteva taşımaktadır ve karşıtlarını yok saymaya dayanmaktadır. Dogmatizmin
kıskacından kurtulamayan her ideoloji din haline dönüşür. Dolayısıyla din
eksenli yaklaşım ile din halini alan ideoloji arasında “eksen” açısından bir
fark yoktur. Ne mevcut resmi eksen halklara ait bir eksendir, ne de “kayma”
eğilimi içindeki gücün oluşturma eğilimi taşıdığı “eksen” bize ait bir eksendir.
Yazının
başında belirttiğim gibi, oluşum sürecinde ekseni kaymış bir ülke olmanın
sancılarını yaşıyor Türkiye. Batıcı-Doğucu tartışmalarından sıyrılıp, bizim
olmayan eksenlere kafa yormak yerine, eşitlik ve özgürlük odaklı bir eksen
oluşturmayı önemsemeliyiz.
İçinde
yaşadığımız bölge çok denklemli gelişmelere gebedir. Gelişme dinamiğini
yakalayan güçlerin kendilerine yol açmaları mümkündür. Diğerlerinin mevcut
gidişatın akışına kapılmaktan başka şansları yoktur. Özü itibariyle dışlayıcı ve
hükümran olan ama söylemde demokratik şirinliye bürünen din odaklı eksen
zehirlidir, sahtedir. Kaymış bir eksenin zabitliğini yapmaya çalışan statüko
odaklı yaklaşım ise despotiktir. Özgürlük güçleri, insanlığın evrimsel sürecinin
ortaya çıkardığı modern değerleri, evrensel ölçüleri verili zemin olarak savunur
ve geliştirmeye çalışırlar. Statükonun modern normları temsil ediyor gibi
görünmesi yanıltıcıdır. Din odaklı dışlayıcı eksen bize ne kadar uzaksa,
statükonun ekseni de bir o kadar uzaktır. Print  |