Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Kayan kimin ekseni? / Uygun NECDET
Nejdet UYGUN

NEWROZ

Tarihsel direkleri kırılmış resmi eksen (statüko) nasıl kendi dışındakileri yok saymaya dayanıyorsa, AKP’nin oluşturmak istediği eksen de aynıdır. Dogmatizmin kıskacından kurtulamayan her ideoloji din haline dönüşür.

Eksen kayması tartışmaları yeni bir tartışma olmamasına rağmen son günlerde dozu artmaya başlayan bir tartışma halini aldı. Cumhuriyetin kuruluş aşamasından beri eksen kayması tartışmaları devam etmektedir. Esasında bir eksen kaymasından bahsedilecekse, eskiye atıfta bulunmak meselenin somutluk kazanması açısından kaçınılmazdır.

Toplumsal mücadeleler hedeflerini açık ve net olarak ortaya koyarlar. Fakat bu durum Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde çok net olarak ortaya konulmuş değildir. “Milli mücadele” diye tanımlanan süreçte hanedanlığın (halifenin) kuşatıldığı, adım atacak durumda olmadığı, deyim yerindeyse mağdur durumda olduğu tezi propaganda edilerek toplumun değişik katmanlarının sürece dahil edilmesine çalışılmıştır. Toplumun dinsel ve etnik farklılıkları dışlanmamış, hatta onların daha özgür bir yaşam kuracakları propaganda  edilmiştir. Kanun-i Esasi’den sonra 1921 Anayasası da bu temel üzerine inşa edilmiştir. Mustafa Kemal’in söylemlerinde (nutuk) “muasır medeniyet” vurgusu olsa da, yeni yönetimin izleyeceği yol haritası bir program dahilinde deklare edilmemiştir. Ancak cumhuriyetin kurumlaşmasından sonra “CHP programı” şeklinde ortaya konulmuştur. Dolayısıyla bir “eksen kayması”ndan bahsedilecekse, toplumun büyük kesimini çeperinde toplayan öncü kadroların, toplumun beklentilerini boşa çıkarıp başka mecraya yönelmeleri bir “ kayma”  örneği oluşturabilir. Bugün yaşadığımız “eksen” tartışmalarının gündemini teşkil eden sorunların kaynağı o dönemki eksen kaymasından türemiştir.

Günümüzde “eksen kayması” tartışması maalesef meselenin toplamı üzerinden yapılmıyor. Tarihsel sürecin taşıdığı sorunlar görmezden gelinerek ya da onlara değinilmeden yapılıyor.  Mustafa Kemal’in “Nutuk”ta belirttiği “muasır medeniyet” ülküsü, doğuyu dışlayan, küçümseyen bilinç koşullanması yarattığı için mesele Doğucu-Batıcı aralığında ele alınmaktadır. Eksen kayması tartışması yaşanacaksa -ki tartışılmalıdır-, mesele Batıcı-Doğucu denklemine sıkıştırılmamalıdır. Meseleye böyle yaklaşırsak, sermaye politikalarını uygularken “Batıcı” olmakta beis görmeyen AKP’ye haksızlık yapmış oluruz... Emekçilerin başında Demokles’in kılıcı gibi sallanan “personel rejimi yasası” IMF patentli bir yasadır. Emekçilerin haklarını budamak söz konusu olunca, AKP batılı sermayenin gönüllü uygulayıcısı olmaktan imtina etmemektedir.

Filistin halkına uygulanan zulme seyirci kalmamak onurlu bir eksende durmaktır. Fakat iktidarın bu yaklaşımı mazlumdan yana olma anlamı içermediği gibi, batıya sırt dönme anlamı da taşımamaktadır. Darfur kıyımına seyirci kalanların Gazze kıyımına tavır takınmaları sahtedir ve ideolojiktir. Hamas’ı seçilmişlerden oluştuğunu söyleyip savunurken, kendi ülkesinde seçilmiş Kürt temsilcilerine “terörist” muamelesi yapanların tutarlı bir eksen oluşturabilmeleri mümkün değildir. 

Birleşmiş Milletler’in İran’a yönelik müeyyide kararına ret oyu vermeleri batının stratejik partneri olmaktan çıkma niyetleri olduğu fikrini uyandırsa da, buna ne güçleri ne de niyetleri vardır. AKP emperyal politikaların onayı ile iktidar olmuş yapay bir odaktır. Bağrında başka ideolojik niyetler taşıyor elbette, ama bunu gerçekleştirecek ideolojik bütünlüğe sahip değildir. AKP nin oluşturmak istediği eksen Doğucu ya da Batıcı değil, sahte bir eksendir. Tarihsel direkleri kırılmış resmi eksen (statüko) nasıl kendi dışındakileri yok saymaya dayanıyorsa, AKP’nin oluşturmak istediği eksen de aynıdır. Kaba ideolojik bir muhteva taşımaktadır ve karşıtlarını yok saymaya dayanmaktadır. Dogmatizmin kıskacından kurtulamayan her ideoloji din haline dönüşür. Dolayısıyla din eksenli yaklaşım ile din halini alan ideoloji arasında “eksen” açısından bir fark yoktur. Ne mevcut resmi eksen halklara ait bir eksendir, ne de “kayma” eğilimi içindeki gücün oluşturma eğilimi taşıdığı “eksen” bize ait bir eksendir.

Yazının başında belirttiğim gibi, oluşum sürecinde ekseni kaymış bir ülke olmanın sancılarını yaşıyor Türkiye. Batıcı-Doğucu tartışmalarından sıyrılıp, bizim olmayan eksenlere kafa yormak yerine, eşitlik ve özgürlük odaklı bir eksen oluşturmayı önemsemeliyiz.

İçinde yaşadığımız bölge çok denklemli gelişmelere gebedir. Gelişme dinamiğini yakalayan güçlerin kendilerine yol açmaları mümkündür. Diğerlerinin mevcut gidişatın akışına kapılmaktan başka şansları yoktur. Özü itibariyle dışlayıcı ve hükümran olan ama söylemde demokratik şirinliye bürünen din odaklı eksen zehirlidir, sahtedir. Kaymış bir eksenin zabitliğini yapmaya çalışan statüko odaklı yaklaşım ise despotiktir. Özgürlük güçleri, insanlığın evrimsel sürecinin ortaya çıkardığı modern değerleri, evrensel ölçüleri verili zemin olarak savunur ve geliştirmeye çalışırlar. Statükonun modern normları temsil ediyor gibi görünmesi yanıltıcıdır. Din odaklı dışlayıcı eksen bize ne kadar uzaksa, statükonun ekseni de bir o kadar uzaktır.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006