Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

CHP: BİLDİĞİNİZ GİBİ… / SİBEL ÖZBUDUN
Sibel Özbudun

NEWROZ



 

 

“Hiçbir işte gelecek yoktur.

Gelecek, işin sahibindedir.”

(George Crane)

 

CHP’de sadece lider değiş(tiril)di. Şişeden çık(arıl)an İkinci Kemal, “ulusalcı” bir tercih ya da Kemalizmin Kemalist icraatı olarak yorumlanmalıyken; unutulmaması gereken devletin değişmeden CHP’nin de değiş(tirile)mezliğidir…

 

-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorunu konusundan kendisi pek söz etmiyor; soru olarak karşılaşmadığı sürece. Bunu, neye bağlıyorsunuz?

 

Bir avukat arkadaşımla, CHP genel başkanlığına getirilişinden, hatta parti başkanlığına adaylığının açıklanmasından önce Kılıçdaroğlu konusunda sohbet ederken, “Tıpkı Ahmet Necdet Sezer gibi,” demişti; “çalıp çırpmamışlığından başka bir özelliği yok, son derece statükocu…”

CHP kurultayında yaptığı, yaklaşık bir saatlik konuşmayı dinlerken, bu sözleri anımsadım. O kadar konuşup, “Kürt” sözcüğünü bir kerecik olsun terennüm etmemek… Teslim etmeli, kendi kategorisinde bir başarı…

Neye mi bağlıyorum? Kılıçdaroğlu’nun başkanlığını izleyince, hele ki bu “operasyon”u yürüten kişinin Önder Sav olduğunu göz önüne aldığınızda, bunun esas itibariyle, bir “yenilik/yenilenme” harekâtı değil, kifayetsiz ve fazlasıyla yıpranmış, üstelik de “kaset hadisesi”nin ardından yeniden başkanlığa getirilmesi partisine müthiş ölçüde oy kaybettireceği belli olmuş bir liderden CHP’yi kurtarma operasyonu olduğu açığa çıkıyor.

Kuşkusuz bu CHP’de bir söylem değişikliğini de birlikte getirmekte. Parti, öyle gözüküyor ki altı okundan “Cumhuriyetçilik”, “Laiklik” ve “Devletçilik”i (iktisadî değil, siyasal anlamında) geri çekerek “Halkçılık”ı öne çıkartacak bundan böyle. Ama ne partide ne de yeni liderinde, 2000’li yılların bol miktarda patlayıcı biriktirmiş, kırılgan Türkiyesi’nde bu altı okun ne denli ilişkin ve ihtiyaç karşılayıcı olduğunu tartışmaya açma iradesi gözüküyor…

 

-Kılıçdaroğlu, Kürt sorunuyla ilgili sorulara, sorunun ekonomik olduğunu ileri sürerek yanıtlar yetiştirmeye çalışıyor. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir? Örneğin, kurultaydaki konuşmasında Kılıçdaroğlu, sorunu salt işsizlik ve yoksulluğa bağlayarak, “O bölgede önce istihdamı sağlayacağız, o bölgede özelleştirme yapmayacağız, yatırım için sıfır faizli teşvik vereceğiz. Mayınlı arazileri köylülere vereceğiz, topraksız köylü kalmayacak” ifadelerini kullandı. Bu bakış açısından ne anlayabiliriz?

 

Türkiye’nin geleneksel anaakım siyasasında Kürt sorunu iki versiyonda ele alınageldi: “Terör” sorunu ve “geri kalmışlık/feodallik” sorunu.

Sorunu “terör” olarak teşhis ettiğinizde, çıkartacağınız sonuç, malum: Her türlü örtük/açık, kirli/temiz operasyonu mubah gören, “kök-kazıyıcı”, “terminatör” söylem ve edimlere sarılacaksınız.

“Geri kalmışlık/feodalite” teşhisi ise, sanırım kalkınma iktisadı döneminden kalma, arkaik bir söylem. Toprak reformuyla, istihdam yaratarak, yatırımları teşvik ederek vb. Kürtlerin kolektif siyasal taleplerinin izale edilebileceğini sanan iktisadî indirgemecilik.

Aslına bakarsanız, her iki versiyon da, Kürtlerin siyasal taleplerini, özerklik/bağımsızlık isteklerini gözlerden gizlemeye, baskılamaya yönelik çözümlemelerdir. Dikkat ederseniz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hiçbir iktidar partisi, hiçbir zaman Kürtlerin taleplerini gerçek içerikleriyle, yani ayrı bir siyasal kendilik olarak tanınma sorunu olarak formüle etmeye yanaşmadı/yanaşmıyor. Salt bu tutum dahi, vesayetçi bir anlayışın -ezelden ebede- süregittiğini gösteriyor. Kürt sorununu “terör” sorunu olarak ya da “azgelişmişlik/bölgesel kalkınma” sorunu olarak teşhis etmek, sorunla uğraşılması gereken alanda, siyasal düzlemde baş etmekten uzak durmak anlamına gelmektedir. Bu, “Kürt sorunu”na neo-liberal “bireysel haklar” açısından yaklaşan ikircimli AKP hükümeti de dahil tüm bir Cumhuriyet rejimi tarihinin geleneksel tutumudur.

 

-Sizce, CHP iktidara geldiğinde, Kürt sorununda izleyeceği yol, on yıllardır denenen yöntemlerin dışına çıkabilecek mi?

 

Yeni lideri Kılıçdaroğlu’nun sözleri, partinin yeni yetkililerinin açıklamaları, hele ki Mehmet Faraç gibi “anti-terör” vurgulu bir gazetecinin yeni Parti Meclisi’ne seçilmesi, bu konuda umutlanmayı olanaksızlaştırıyor. AKP hükümeti, bu alanda CHP’nin tahayyül edebileceğinden çok daha ileri adımlar atarak kendi kapasitesinin sınırına gelmişken -TRT Şeş, Kürtçe öğreniminin serbest bırakılması, üniversitelerde Kürt kültürü araştırma enstitülerinin önünün açılması, Kürtçe isim yasağının kalkması vb.- Kürt sorununu ekmek meselesine indirgeyen söylemiyle CHP hangi “yeni” adımları atabilir ki?

 

-CHP’nin, ‘Kılıçdaroğlu rüzgârı’ ile birlikte, Kürt coğrafyasındaki oylarını artırma şansı var mı?

 

Ben, Kemal Kılıçdaroğlu’lu CHP’nin (Kamer Genç faktörü nedeni ve belki de hemşericilik kaygılarıyla) Dersim dışındaki Kürt illerinden yüksek oranda oy alabileceğini sanmıyorum. Öncelikle, bu bölgelerdeki politizasyonun geçim-endeksli olmaktan çoktan uzaklaştığı, kimlik eksenli talepler geri dönüşü zor bir biçimde öndelik kazandığı için. Bölgede siyasallaşma, nicedir Kürt kimliği ve İslamcılık ekseninde seyrediyor. Ağırlıklı olarak lafta kalmaya mahkûm “ekmek politikası”nın bu süreci değiştirebileceğini sanmıyorum.

 

-Kılıçdaroğlu’nun Alevi ve Kürt olmasından umutlanılmalı mı?

 

Yapmayın, gözüm; Ziya Gökalp’in, İsmet İnönü’nün, Turgut Özal’ın Kürt, Cemal Gürsel’in, Refik Koraltan’ın ya da ne bileyim, Susurluk kazasında Abdullah Çatlı’yla birlikte can veren polis müdürü Hüseyin Kocadağ’ın Alevi olduğunu unutuyor musunuz? Nasıl ki biyolojik olarak kadın olmak kadınların kurtuluşundan yana olmayı getirmiyorsa, Alevî ve/veya Kürt olmak da kendi başına, Kürtlerin, Alevîlerin özgürlüğünden yana olmayı gerektirmez. Tam tersine, Hegel’in “efendi-köle diyalektiği” diye betimlediği durum çerçevesinde, kimi zaman ezilen ulus, din ya da cinsiyet mensuplarının kraldan fazla kralcı olabileceğini tarih fazlasıyla ispatladı.

 

-Kılıçdaroğlu bazı Alevi çevreleri, CHP’ye küsmüş olanları etkileyebilecek mi sizce? Bu çevreler, Kılıçdaroğlu’na destek verdikten sonra, yeniden bir nedamet duygusu çekebilirler mi?

 

Evet, etkiler. Aslına bakarsanız, bir şeyler yapabileceğine ilişkin en ufak bir umut kırıntısı beslememekle birlikte, bir hafta-on gün içerisinde Kılıçdaroğlu’nun ismi etrafında yaratılan coşku fırtınasının, İstanbul sermayesinin Erdoğan’ın ipini çektiğine delalet ettiğini düşünüyorum. Kanımca Kılıçdaroğlu gelecek seçimlerin başbakanı olarak kotarılmakta iç ve dış sermaye çevreleri tarafından (bu da yerli yersiz Nazım’dan şiirler patlatan, havuzlu villalara esip köpüren, yoksul’cu bir aday için istihzalı bir tezat olsa gerek…) Hemşericilik, din kardeşliği, popülist söylemden etkilenme, işsizlik ve yoksullaşmanın tepkisi, AKP’nin sınır tanımaz kadrolaşma faaliyeti karşısında duyulan ürküntü, Kılıçdaroğlu tarzı bir muhalefetin Baykal’ın devlet-merkezci, hırçın söyleminden daha etkili olabileceğine ilişkin umutlar… Bunların tümünün seçimlerde bir “Kılıçdaroğlu rüzgârı” estirmeye olanak sağlayacak ham malzemeyi oluşturduğu, aşikar.

Doğrusunu isterseniz, ben esas olarak Kılıçdaroğlu üzerine teksif olan umutların kısa sürede boşa çıkmasının yaratacağı düş kırıklığının yönelebileceği tepkileri düşündükçe ürküyorum. Süregiden iktisadî kriz koşullarında böylesi bir düş kırıklığı, “sol”dan (halkımızın büyük bölümünün gözünde solun sınırı CHP, ne yazık ki…) umudunu hepten yitiren kitlelerin hızlı bir biçimde radikal sağ/faşizan partilere yönelmesine yol açacaktır…

 

-Sadece mütevazi bir hayat yaşamak, çalıp-çırpmamış olmak, ülkenin ciddi sorunlarını çözmek için yeterli bir özellik mi?

 

Hiç olabilir mi? Bunlar kuşkusuz güzel özellikler. Ama kişiyi iyi bir edebiyatçı, yetkin bir besteci yapmayacağı gibi, başarılı bir politikacı da yapmaz. Tabii politika, nihaî olarak kaynakların dağıtımına dair karar almaya ilişkin bir edim olduğundan, çalıp çırpmamak, eşi-dostu, yandaşları kayırmamak, bir politikacıdan beklenebileceklerin asgarîsi.

Ama bu ülkede insanlar, iktidarların gözlerinin içine baka baka çalıp çırpmasından, eşi-dostu zengin etmesinden, hemşeri ve partidaşları kollamasından o denli bezdiler ki, “dürüstlük imajı” bile para ediyor!

 

-Gandi benzetmesi için kısaca ne söyleyebilirsiniz?

 

Bu yakıştırma nasıl yapıldı, neden yapıldı aklım ermedi. Galiba Kılıçdaroğlu’nun zayıf olması ve “sade lider” imajından kaynaklandı…

“Barış güvercini” Bülent Ecevit’in “Kıbrıs fatihi”ne, “Çoban Sülü”nün “Morrison Süleyman”a, “Tansu Bacı/Ana”nın “Kürdistan fatihi”ne tahvil olduğu bu “çabuk değişen deliler borsasında” (A. İlhan) “Gandi Kemal”in nelere dönüşebileceğini düşünmek, doğrusunu isterseniz beni ürkütüyor…

 

Teşekkürlerim ve selamlarımla…

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006