Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Kadın özgürlüğü sorunu ve devrimcilerin sicili / Hüseyin Habip Taşkın
Hüseyin Habip Taşkın

NEWROZ



 

 

Kadınlar üzerine birçok yazı yazıldı. Kapitalistlerden sosyalistlere, dincilere kadar her kesim kadınlar hakkında görüşler bildirdi. Ancak kadın hala şiddete, cinsel, ulusal ve sınıfsal baskıya maruz kalmaktadır.

Kısa süre önce kadın ve erkek emekçi arkadaşlarımızla yaptığımız sohbet toplantısında, emekçi kadın arkadaşlarımızın kadın haklarına sahip çıkmaları ve kendi aydınlıklarını aralayabilmek için özgürlüğü yürekten istemeleri beni çok duygulandırdı. Aynı zamanda bu ülkede var olan Kürt, Türk, Arap, Ermeni, Roman, Laz ve diğer halkların emekçi kadınlarının “artık yeter” diyerek, erkek egemen toplumdaki tabuları bir bir sarsmaya başladıklarını görmekteyim.  

Kadınlar, her ne kadar güzel sözlerle pohpohlansa da, yaşadığımız sistemde bir mal olarak görülmektedir. Sömürü düzeninin kültürünü aldığımız için, pratik yaşamda kadınlara karşı şiddeti, cinsel tacizi sıradanlaştırıyoruz ve daha da ötesine giderek öldürme yolunu bile seçebiliyoruz. Adına kıskançlık, töre, tahrik ve benzerini ekleyerek kendi barbarlığımızı gizleme yoluna gidebiliyoruz.

Mahallemizde, işyerimizde, sokağımızda, evimizde kadınlara bakışımız sinsicedir; iğrenç düşünceleri benliğimizde taşımaktayız. Ama diğer taraftan, bir başka kadına yaptığımız ya da yapmaya çalıştığımız iğrençliklerin ailemize yapılmasını istemeyiz. Hemen ailemizi baskı altına alırız. “Günah ve mahşerde yanarsın” gibi dini sözlerle harekete geçeriz. Onun ötesinde kaba kuvvette başvururuz, ne de olsa “kocası”yız ve kendimizde o hakkın olduğunu kabul ederiz. Bu kural kız çocuklarımız için de geçerlidir. Çünkü aldığımız yoz kültürün parçalarından birini düşüncemizde taşırız.

Kadın evde erkeğinin emrinde olan bir hizmetçi gibi algılanır. Bilinçsiz olan erkek, eşine bilinç aktaramaz, yönlendiremez. Hemen hemen hiçbir erkek karısının kendisinden üstün olmasını kabullenemez. Erkek emir verme ve kaba gücüyle kadını susturma, sindirme yoluna gider. Kendince ‘namus’unu, ‘aile ahlakı’nı koruduğunu sanır!..

Çevremizi hep birlikte bir gözlemleyelim. Dikkat ederseniz, genç kız ve erkek birbirlerine âşık oluverirler. Halk dilinde “kanları kaynamış” olarak adlandırılır. Tozpembe düşlerden sonra aile arasında kız isteme merasimi yapılır. Ardından nişan… Sonrası malum; erkeğin almış olduğu yoz kültür bilinçaltından çıkmaya, nişanlandığı sevgilisine baskı yapmaya başlar. “Onunla konuşma!”, “Kılık kıyafetine dikkat et!” ve diğer baskıcı cümleleri kendinde bir hakmış gibi söyler. Evlendiklerinde bu baskı katlanır ve sorunlar bazen çıkmaz noktalara gelir.

Gözlemlemem doğrultusunda yukarıda ifade ettiklerim, önemli oranda biz devrimciler için de geçerlidir. Kendimizi de sorgulamamız gerekiyor. Hem kendimize devrimciyiz diyeceğiz, hem de yobazlığımızla “kadınların yeri evidir” diyerek eve hapsedeceğiz. Bu olsa olsa ikiyüzlülük olur.

Kadının aybaşı dediğimiz aylık dönemleri vardır. Bu dönemlerde kadının psikolojisi farklılaşır. Kadının yorgun olduğu, kendisini iyi hissetmediği günleri olur. Erkek denilen bizler bunu anlamak istemeyiz… Nedenine gelince, cinsel konularda bilgimiz olmadığı gibi, böyle konuların toplum içinde ve aile içinde konuşulması bile hoş karşılanmaz. Ne yazık ki, toplumumuzda kadına bakış açısı bir yönüyle böyle şekillenmektedir. 

Kadın ve erkek birbirlerini anlayacakları ortak dili konuşmaya başlayıncaya kadar kadınlar hakkında yazılmaya devam edilecektir.

Size geçmiş yaşamdan örnek vererek, biz devrimcilerin kadın haklarını ne kadar kabullendiğimize bir bakalım.

Yıl 1976… Dernek çalışmasında kadın-erkek ilişkileri bacı, kardeş olarak kabul ettirildi. Aşık olmak söz konusu bile değildi.

Yıl 1978… Bir semtte devrimciler aynı görüşü paylaştıkları devrimci arkadaşlarının evine ara sıra giderlerdi. Gidilen yerde bir de arkadaşlarının eşi vardı. Her eve gidiş ve gelişlerinde tokalaşırlardı. Aynı mahallede oturan ve başka siyasi hareketten olan bir devrimci aile vardı. Yaşam devam ederken, başka hareketten olan devrimci, eve gelen devrimci bir arkadaşıyla eşinin anlattığını paylaşır; söz konusu komşunun eşi hakkında anlatılanları dinleyince vakit kaybetmeden diğer devrimci arkadaşlarından birkaçını bularak, ara sıra gidilen eve giderler ve eşiyle görüşürler. Kadın yaşadığı olayları bir bir anlatır. Üstündeki kazağı çıkardığında bedeninde darp izlerini görürler. Orada karar alırlar; kadını gözetimlerinin altına alıp, devrimci geçinen düzenbaz arkadaşlarını sorguladıktan sonra bir güzel dövecekler… Erkeğin çalıştığı atölye evine yakın. Vakit kaybetmeden yanına gittiklerinde, “İş bitiminde görüşelim” yanıtını verir.

Devrimciler akşam onu almaya işyerine gittiklerinde bulamazlar, evine giderler. Gördükleri manzara karşısında hepsi şok olurlar. Evin camlarındaki perdelerin yerine yeller esiyor. İçerisi dışarıdan ayna gibi gözüküyor…

Yıl 1986… Cezaevlerinden çıkan devrimciler, bir arayış içine girdiler. Zamanın ilerleyen aylarında eşlerinden ayrılanların haberleri gelirken, ardından yeni sevgili bulanların haberleri de gelmeye başladı. Bir de işadamlığına soyunanlar, vitrinden giyim eşyası seçer gibi eşlerini boşadılar, metres tuttular ya da başka birileriyle evlendiler.

Sonucu şuna bağlamak istiyorum: Kadınlar, eşleri 12 Eylül 1980 askeri darbesinin postalları altında sorgudayken, cezaevlerindeyken az kahır çekmediler… Yeri geldi dövüldüler, yerlerde sürüklendiler, küfür, azar işittiler, aç kaldılar ve en zor koşullarda direndiler. Cezaevinden çıkan birçok devrimci ise, evlenince eşini ve kendisini düzene ayak uydurttu. Birçok konuyu eşiyle, çocuklarıyla paylaşmadı. Bir dönemi yok saydılar diyebiliriz.

Bizler kendimize devrimci derken kadın ve erkek eşitliğini nasıl paylaşacağımızdan haberimiz olmadı. Çünkü biz kendimizi yetiştiremedik. Şimdiki zamanda kadınlar, erkeklerden beklentiye girme yerine, doğru bir yönelimle kurtuluşu kendi mücadelelerinde aramaktadırlar. Eylemlerde kadınların sayısı giderek artmaktadır. Şimdi kadınların iyi bir sınıf bilinci ile kendi duruşlarını sağlamlaştırmaları gerekiyor.

Çevremize bir bakalım; dernek, sendika ya da bir parti olsun buralara ne kadar kadın emekçi gelmektedir? Sayı düşüktür. Ağırlıklı olarak erkekler gelmektedir. Demek ki, bizler kadınlarla ilgili düşüncemizi daha aşmış değiliz. Kendimizi sorgulamamız gerekmektedir. Kendimize sosyalist diyorsak, ilk önce kendi evimizi aydınlatmalıyız. Mücadelemiz bu yönde olmalıdır. Kız çocuklarımız varsa, onları ayırt etmemeliyiz. Aksine onları yüreklendirmeliyiz. Dışarıdaki kapitalist yaşamın iki yüzünü her yönüyle çevremize, ailemize anlatmalıyız.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006