Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Mektuplardan süzülenler-3 / Hasan ŞAHİNGÖZ
Hasan Şahingöz

NEWROZ



VER ELİNİ,

KARANLIK GECELERE

DAĞLARDAN YILDIZLAR GÖTÜRELİM

-Ayşen S. Yazıcı’ya-

 

Sevgili Arkadaşım,

Armutlu’nun hemen ertesinde aldık haberini

Nailimiz bir top kor olup düştü yüreğimize

Nail, Sivaslıydı, biliyorsun

Sivas’a hiç gittin mi, bilmiyorum

Oralar bir başkadır,

Anadolu insanı

-Nail de onlardan biriydi-

Oralarda tüm güzelliği ile ifade eder kendini

Tanışık değilsen bile

Açarlar kapılarını sonuna kadar

Buyur ederler sofralarına...

 

Çay ki, en kıymetli hazineleridir

O nedenle, eksik etmezler önünden gittiğin yerde

Çünkü, sen serüvencisindir.

 

Şimdi seninle çalsak şu yaşlı

Çalışmaktan beli bükülmüş amcanın kapısını

En olmadık misafirperverliği gösterir bize

Hem evladıyızdır onun,

Hem de gece gelmiş, gündüz gitmesi gereken misafiri

Bizi, öyle, eli boş göndereceklerini de zannetme sakın

Ellerinde ne var ne yok,

Azı kendilerine kalacak şekilde,

Doldururlar çantalarımıza

 

Ana yüreği

Kocaman bir yürektir onlarınki

Evladı gibi basıp bağırlarına

Gözleri gibi korurlar seni

Senin parmağın çizilse, onların yüreği kanar

İsterler ki,

Başları gitsin, sana bir zarar gelmesin.

 

İçim buruk, içim öfke dolu, yüreğim yaralı

Haydi, çıkalım köyden vuralım kendimizi dağlara...

 

Keseden gidelim

Dolunay var, yıldızlar da çok parlak

Bir an önce meşeliğe girmemiz gerek

İlerde, bir su başında çay demlerim sana

Ama şimdi, çabuk olmalıyız.

 

Başını göğe çevir

Yıldızlara bak, gördün mü?

O gördüğün halkın Zuhal yıldızıdır, asıl adı Venüs!

İşte bak, şu kocaman cezve de Büyük Ayı!

Yanındaki de Küçük!

Küçük Ayı’nın kuyruğundaki yıldız da hep kuzeyi...

 

İşte geldik!

Gözlerine dikkat et

Ağaç dallarından koru kendini

Burası sık meşelik

Buradan gerisi sağlam

İstediğimiz yere gideriz.

 

Yerdeki meşe yapraklarını görüyor musun?

Öyle durduklarına aldanma

Kuru olduklarında çok sıcak tutarlar

Hele bir de sonbaharsa

Öyle hızlı ve çok dökülürler ki şaşarsın

Uzanırsın üzerlerine, uyursun mışıl mışıl

Yaylı somya misali, öyle rahat

 

Şu ilerde gördüğün çam ormanıdır

Sen hiç, çam ormanındaki bir kaynaktan su içtin mi?

Çam ormanlarının suyu da çam kokar

Çam gibi duru temiz

Çam ormanları gibi canlı

Yeşili hissedersin onda

Ormanı, çam ormanlarını

 

Güneş hızla yükseliyor

Duman çıksın olmaz

Dalların incesinden,

Dumansız bir ateş yakalım

 

Çamdan çıkardığım çıralar var çantamda

Al onlardan bir tane, tutuştur ateşi

Çayı mataralardan içeriz

Gece Ürdevik’i aşar

Yaylalar tarafına geçeriz.

 

Yükün ağır,

Dengeli tut kendini

Adımların tempolu

Soluğun adımlarına göre olsun

 

Tepenin ardı Kanlıçayır Köyü’dür

İlerisi Belentarla, Büyük Köy...

Şimdi bir düğün var oralarda

Köylülerin başı daha bir dik

Bu köylerin gençleri şimdilerde daha bir coşkulu

Daha bir heyecanlı...

Nail Belentarlalıdır

Kanlıçayır, Büyük Köy, Toparalıç, onun akrabalarıyla doludur.

Öğrenmişler kavgada ölümsüzleştiğini

Nasıl da gururlanmışlar

Nasıl da gözleri ışıl ışıl

Başları dik, göğüsleri ileride

“Nail, bizim oğlan” diyorlarmış onurlanarak

 

Devam edelim

Çengel Dağları’nı aşıp

Beydağları’na geçelim

 

Çengel Dağları’nı geçerken

Dikkat et

Çengel yüksektir, yarlarla doludur

Kumlu toprak bir de...

Ayaklarını sağlam bas

Aşağıya düşersen, en küçük parçan

Kulağın kalır, aklından çıkarma

 

Her taraf yemyeşil, çiçek tarlası

Su kaynakları, ağaçlar, ormanlar...

İşte sana Beydağları

Bakıp da hayran olmamak,

Taşına toprağına kurban olmamak mümkün mü?

Ayağını bastığın yerden su fışkırır

Öyle bereketli.

 

Daha da yükseğe çıkalım

Bak,

Masmavi gökyüzünün altında

Toprak damlı evler, uçsuz bucaksız, bozkır içinde

 

Kulağını aç ve dinle

Uzaklardan bir kağnı sesi duyarsın

İnce, cızırtıcı, iç yakan

Anadolu halklarının çektiği acıların sesidir bu

Kurtuluşa olan hasretin sesi

Bekliyor bizi Anadolu

Bekliyor bizi Nail

 

Ver elini,

Karanlık gecelere,

Dağlardan yıldızlar götürelim.

 

Mektuplardan süzülenler-4

 

BİR RÜZGAR GİBİ GEÇTİM HAYATIN İÇİNDEN

-Arzu Demir’e-

 

Bir rüzgar gibi geçtim hayatın içinden

Otuz beş yaş yolun yarısı, demiş, Cahit Sıtkı

Yolumun yarısı mıdır otuz beş yaşım, bilmem

Ama geçtim işte

Otuz beş yılda

Bir rüzgar gibi hayatın içinden

 

Bahar günlerinden bir gündü dün

Ve dün vurdum kendimi kıyılarına boğazın

Emirgan, Bebek, Kuruçeşme, Arnavutköy...

Derken geze geze

Hayaller, düşler içinde baktım denize

 

Karşı kıyıları seyrettim

Uzaklarda kalmış eski dostların yüzlerini seyreder gibi

Balıkçılara laf attım

Umuda neşe katar gibi

Çimlere uzandım

Ellerim yasak meyvelere değer gibi

Çocukların başını okşadım

Kanayan bir yarayı sarar gibi

Deniz kokusunu ciğerlerime çektim

Balıkçıların ağlarını sulardan çeker gibi

Kendi kendime şarkılar söyledim

Sevdiklerime sırlarımı açar gibi...

 

Bahar günlerinden bir gündü dün

Ve dün seni gördüm yıllar sonra

Seni gördüm ellerin kelepçeli askerler arasında

Saçların beyazlamıştı

Yüzündeki gülüşse hiç değişmemişti

Yıllar önce nasıl bıraktıysam yine öyle

Bitip tükenmez bir ışıltı

Ve muzip bir ifade vardı gözlerinde

Ve benim Adalı komşularım

Güzel komşularım, dostlarım

Nafiye teyzem, Çuçuk İsmail dedem

Ay parçası Umman teyzem, Çümsük Ziya...

Bırakıp karamsarlığı denizin dalgalı sularına

Yine bir umudu büyütürler düşlerinde

Şükrederek bu güzelim bahar günlerine.

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006