Mektuplardan süzülenler-3 / Hasan ŞAHİNGÖZ Hasan Şahingöz
NEWROZ
VER ELİNİ,
KARANLIK GECELERE
DAĞLARDAN YILDIZLAR
GÖTÜRELİM
-Ayşen S. Yazıcı’ya-
Sevgili Arkadaşım,
Armutlu’nun hemen ertesinde aldık haberini
Nailimiz bir top kor olup düştü yüreğimize
Nail, Sivaslıydı, biliyorsun
Sivas’a hiç gittin mi, bilmiyorum
Oralar bir başkadır,
Anadolu insanı
-Nail de onlardan biriydi-
Oralarda tüm güzelliği ile ifade eder kendini
Tanışık değilsen bile
Açarlar kapılarını sonuna kadar
Buyur ederler sofralarına...
Çay ki, en kıymetli hazineleridir
O nedenle, eksik etmezler önünden gittiğin
yerde
Çünkü, sen serüvencisindir.
Şimdi seninle çalsak şu yaşlı
Çalışmaktan beli bükülmüş amcanın kapısını
En olmadık misafirperverliği gösterir bize
Hem evladıyızdır onun,
Hem de gece gelmiş, gündüz gitmesi gereken
misafiri
Bizi, öyle, eli boş göndereceklerini de zannetme
sakın
Ellerinde ne var ne yok,
Azı kendilerine kalacak şekilde,
Doldururlar çantalarımıza
Ana yüreği
Kocaman bir yürektir onlarınki
Evladı gibi basıp bağırlarına
Gözleri gibi korurlar seni
Senin parmağın çizilse, onların yüreği kanar
İsterler ki,
Başları gitsin, sana bir zarar gelmesin.
İçim buruk, içim öfke dolu, yüreğim yaralı
Haydi, çıkalım köyden vuralım kendimizi
dağlara...
Keseden gidelim
Dolunay var, yıldızlar da çok parlak
Bir an önce meşeliğe girmemiz gerek
İlerde, bir su başında çay demlerim sana
Ama şimdi, çabuk olmalıyız.
Başını göğe çevir
Yıldızlara bak, gördün mü?
O gördüğün halkın Zuhal yıldızıdır, asıl adı
Venüs!
İşte bak, şu kocaman cezve de Büyük Ayı!
Yanındaki de Küçük!
Küçük Ayı’nın kuyruğundaki yıldız da hep
kuzeyi...
İşte geldik!
Gözlerine dikkat et
Ağaç dallarından koru kendini
Burası sık meşelik
Buradan gerisi sağlam
İstediğimiz yere gideriz.
Yerdeki meşe yapraklarını görüyor musun?
Öyle durduklarına aldanma
Kuru olduklarında çok sıcak tutarlar
Hele bir de sonbaharsa
Öyle hızlı ve çok dökülürler ki şaşarsın
Uzanırsın üzerlerine, uyursun mışıl mışıl
Yaylı somya misali, öyle rahat
Şu ilerde gördüğün çam ormanıdır
Sen hiç, çam ormanındaki bir kaynaktan su içtin
mi?
Çam ormanlarının suyu da çam kokar
Çam gibi duru temiz
Çam ormanları gibi canlı
Yeşili hissedersin onda
Ormanı, çam ormanlarını
Güneş hızla yükseliyor
Duman çıksın olmaz
Dalların incesinden,
Dumansız bir ateş yakalım
Çamdan çıkardığım çıralar var çantamda
Al onlardan bir tane, tutuştur ateşi
Çayı mataralardan içeriz
Gece Ürdevik’i aşar
Yaylalar tarafına geçeriz.
Yükün ağır,
Dengeli tut kendini
Adımların tempolu
Soluğun adımlarına göre olsun
Tepenin ardı Kanlıçayır Köyü’dür
İlerisi Belentarla, Büyük Köy...
Şimdi bir düğün var oralarda
Köylülerin başı daha bir dik
Bu köylerin gençleri şimdilerde daha bir
coşkulu
Daha bir heyecanlı...
Nail Belentarlalıdır
Kanlıçayır, Büyük Köy, Toparalıç, onun akrabalarıyla
doludur.
Öğrenmişler kavgada ölümsüzleştiğini
Nasıl da gururlanmışlar
Nasıl da gözleri ışıl ışıl
Başları dik, göğüsleri ileride
“Nail, bizim oğlan” diyorlarmış onurlanarak
Devam edelim
Çengel Dağları’nı aşıp
Beydağları’na geçelim
Çengel Dağları’nı geçerken
Dikkat et
Çengel yüksektir, yarlarla doludur
Kumlu toprak bir de...
Ayaklarını sağlam bas
Aşağıya düşersen, en küçük parçan
Kulağın kalır, aklından çıkarma
Her taraf yemyeşil, çiçek tarlası
Su kaynakları, ağaçlar, ormanlar...
İşte sana Beydağları
Bakıp da hayran olmamak,
Taşına toprağına kurban olmamak mümkün mü?
Ayağını bastığın yerden su fışkırır
Öyle bereketli.
Daha da yükseğe çıkalım
Bak,
Masmavi gökyüzünün altında
Toprak damlı evler, uçsuz bucaksız, bozkır
içinde
Kulağını aç ve dinle
Uzaklardan bir kağnı sesi duyarsın
İnce, cızırtıcı, iç yakan
Anadolu halklarının çektiği acıların sesidir
bu
Kurtuluşa olan hasretin sesi
Bekliyor bizi Anadolu
Bekliyor bizi Nail
Ver elini,
Karanlık gecelere,
Dağlardan yıldızlar götürelim.
Mektuplardan
süzülenler-4
BİR RÜZGAR GİBİ GEÇTİM HAYATIN
İÇİNDEN
-Arzu Demir’e-
Bir rüzgar gibi geçtim hayatın içinden
Otuz beş yaş yolun yarısı, demiş, Cahit Sıtkı
Yolumun yarısı mıdır otuz beş yaşım, bilmem
Ama geçtim işte
Otuz beş yılda
Bir rüzgar gibi hayatın içinden
Bahar günlerinden bir gündü dün
Ve dün vurdum kendimi kıyılarına boğazın
Emirgan, Bebek, Kuruçeşme, Arnavutköy...
Derken geze geze
Hayaller, düşler içinde baktım denize
Karşı kıyıları seyrettim
Uzaklarda kalmış eski dostların yüzlerini seyreder
gibi
Balıkçılara laf attım
Umuda neşe katar gibi
Çimlere uzandım
Ellerim yasak meyvelere değer gibi
Çocukların başını okşadım
Kanayan bir yarayı sarar gibi
Deniz kokusunu ciğerlerime çektim
Balıkçıların ağlarını sulardan çeker gibi
Kendi kendime şarkılar söyledim
Sevdiklerime sırlarımı açar gibi...
Bahar günlerinden bir gündü dün
Ve dün seni gördüm yıllar sonra
Seni gördüm ellerin kelepçeli askerler
arasında
Saçların beyazlamıştı
Yüzündeki gülüşse hiç değişmemişti
Yıllar önce nasıl bıraktıysam yine öyle
Bitip tükenmez bir ışıltı
Ve muzip bir ifade vardı gözlerinde
Ve benim Adalı komşularım
Güzel komşularım, dostlarım
Nafiye teyzem, Çuçuk İsmail dedem
Ay parçası Umman teyzem, Çümsük Ziya...
Bırakıp karamsarlığı denizin dalgalı sularına
Yine bir umudu büyütürler düşlerinde
Şükrederek bu güzelim bahar günlerine.
Print  |