Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Sermayenin korkulu rüyası genç işsizler! / T.Atmaca
T.Atmaca

NEWROZ

Kapitalizm toplumu çürütüyor, insanların gelecek hayallerini ve umutlarını karartıyor. İşsizliğin hızla tırmandığı genç nüfus üzerinde kapitalizmin bu yıkıcı yönü daha bir etkili oluyor.

Geçtiğimiz aylarda sermayenin yönetim kadrosu G20 ülkelerinin çalışma bakanları Washington’da bir toplantı gerçekleştirdiler. Toplantının asıl gündemi işsizlik sorunuydu. Toplantıda işsizler arasında genç nüfusun artış göstermesine dikkat çekilmişti. Toplantıda yapılan değerlendirmeye göre, 15-24 yaş arası genç nüfustaki işsizlik oranları, 25 yaş üstü nüfustaki işsizlik oranlarının bir hayli üzerine çıkmış bulunuyor. İşte tam da bu nedenle, genç işsizler arasındaki bu yükseliş, mevcut kapitalist sistemin sözcülerini küresel düzeyde konuyu ele almaya ve tartışmaya itiyor. Çünkü özellikle yaşanan krizle birlikte gelişmiş kapitalist ülkeler de dâhil tüm dünyada işsizliğin hızla yükselmesi ve genç işsiz nüfusun artması, mevcut sistemin sahiplerini ve sözcülerini kaygıya ve korkuya itiyor.

Kaygılılar, zira işsizliğe ve yoksulluğa ittikleri geniş kitlelerin, mevcut düzene, kapitalizme karşı başkaldırısından, ayaklanmasından korkuyorlar. Sık sık dile getirdikleri ve “sosyal patlama” olarak kavramlaştırdıkları ve böylece yumuşatmaya çalıştıkları şey, tam da geniş kitlelerin başkaldırısı, sistemi değiştirmesi korkusudur.

Sermayenin uluslararası sözcüleri bir taraftan korkularını bastırmaya çalışırken, diğer taraftan da bu korkunun haklı bir temeli olduğunu ortaya koymaktan başka bir şey yapamıyorlar.

Sadece G20 ülkelerinin çalışma bakanlarının toplantısında bu gündeme gelmiyor. Aynı günlerde OECD ve IMF de işsizliğe ve özellikle genç nüfustaki işsizliğe dikkat çekiyor. Tam da bunların tartışıldığı sürece denk düşecek şekilde, nisan ayında IMF, “Dünya Ekonomik Görünümü” adıyla bir rapor yayınladı. IMF’nin yayınladığı raporda, işsizlik oranlarının son krizle birlikte, önceki krizlere nazaran daha fazla arttığına dikkat çekildi.

Yine aynı dönemde OECD, “Kriz Süresince Artan Genç İşsizliği: Bir Nesil Üzerindeki Uzun Vadeli Olumsuz Sonuçlar Nasıl Önlenebilir?” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor her yönüyle önemli. Çünkü rapora göre, son krizle birlikte OECD ülkelerinde genç nüfustaki işsizlik belli bir yükseliş göstererek %19’a çıkmış bulunuyor. Bu ise milyonlarca gencin işsiz olduğu anlamına gelmektedir. OECD’nin raporunda, işsizliğin genç nüfus üzerinde yaratacağı “olumsuz sonuçlar”a dikkat çekmesinin anlamı ise malum; kapitalizmden umudunu kesen milyonlarca gencin öfkesinin sistemin temellerine yönelebileceğine işaret ediyor olması.

Raporun bir başka saptaması var ki, her bakımdan daha önemli. Raporun değerlendirmesini yapan OECD Genel Sekreteri Angel Gurria, “küresel krizle birlikte tırmanışa geçen işsizliğin eski seviyelerine gerilemesi için en az beş yıl geçmesi gerektiğini” dile getiriyor. Ancak bu bir temenni… Çünkü aynı Genel Sekreter, “kriz bitse bile işsizliğin azalmayacağına” vurgu yapıyor. Yani, sistemin işleyişinin doğal bir sonucu olan, kriz dönemlerinde daha da büyüyen işsizlik, her derin kriz sonrasında yeni bir eşiğe yükselmekte ve bu genel seviyede kalıcılaşmaktadır.

Krizle birlikte dünya ölçeğinde işsizliğin nasıl arttığına ve bunun ne gibi sonuçlar yaratacağına değinmeden önce, kapitalizmin işsizliği nasıl oluşturduğuna, nasıl kronik hale getirdiğine ve işçi sınıfı üzerinde nasıl kullandığına bir göz atmak gerekiyor.

İşsizlik kapitalizmin ürünüdür

İşsizlik kimilerinin iddia ettiği gibi ne hızlı nüfus artışından, ne hükümetlerin yanlış ekonomi politikalarından, ne de “işçi maliyetlerinin yüksek olmasından” kaynaklanıyor. İşsizlik özünde, kapitalist sistemin ve onun işleyişinin doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur, onun eseri ve deyim uygunsa çocuğudur. Kendisinden önceki üretim ilişkilerini tasfiye eden, tüm toplumu burjuva (kapitalist) üretim ilişkilerinin içine çeken, genelleşmiş meta üretimini yaratan kapitalizm, emekçi kitlelerin önemli bir kısmını üretim alanının dışına itmekte ve işsiz bırakmaktadır.

Kapitalistler kârlarını arttırmak için emek verimliliğini arttırmak, makineleri daha da yetkinleştirmek isterler. Makinelerin yetkinleşmesi ve emek üretkenliğinin artmasıyla, eskiden iki hatta üç işçinin yapabildiği işi artık yenilenen teknolojiyle bir işçi tek başına yapabilir hale gelir. Yani kapitalist, aynı zaman diliminde çok daha az işçiyle aynı miktarda metayı (ürünü) üretmeye devam eder. Bunun anlamı; giderek büyüyen bir işsizler ordusu ve işsizliğin kronik hale gelmesidir. Böylece yeni bir toplumun kurulmasının kaldıracı olacak olan emek üretkenliğindeki artış, kapitalizmde işgücünün yoğun sömürüsünün, milyonların işsiz, aç ve yoksul kalmasının araçlarına dönüşür ve iktisadi krizlerin yolunu döşer.

Evet, emek üretkenliğinin artması nedeniyle işsizliğin büyümesi kapitalizmin kaçınılmaz bir sonucudur. Bunun yanı sıra kapitalist, işgününün uzatılması ve iş temposunun yoğunlaştırılması sayesinde üretim sürecinde daha az işçiye ihtiyaç duyar ve böylece işsizler ordusu bu yolla da büyümeye devam eder. Kuşkusuz bunlar sınıf mücadelesinin düzeyine ve sınıfsal güç dengelerine bağlı olarak belirlense de, kapitalistlerin her daim hâkim kılmak istediği şey budur. Bu saldırılar kriz dönemlerinde daha da tırmandırılır ve işsizler ordusu alabildiğine büyür. Kapitalistlerin çalışan işçiler üzerinde bir tehdit olarak kullandığı işsizlik, kriz dönemlerinde daha fazla ön plana çıkar. İşsizliği bir tehdit unsuru olarak kullanan sermaye, kriz dönemlerinde bununla var olan sosyal hakları gasp eder, ücretleri düşürür, işgününü uzatır ve iş temposunu alabildiğine yoğunlaştırır.

Böylece kapitalistler yoğun bir sömürüyle kendi kâr oranlarının düşmesinin önüne geçmeye çalışırlar. Bu yoğun sömürü, işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle geriletilmediği müddetçe kalıcılaşır ve normalleşir.

Evet, iddia edildiği gibi krizden çıkılsa ve ekonomik büyüme sağlansa bile, işten atılan işçilerin tümünün işlerine geri dönmesini sağlayacak düzeyde bir istihdam -kimi tarihsel dönemler hariç- söz konusu değildir. Ekonomik büyüme kriz sürecinde işlerini kaybetmeyen işçilerin yoğun sömürüsü üzerinde yükselir ve kriz bittiğinde, krizle birlikte genişleyen işsizler ordusunun ancak küçük bir kısmı istihdam edilir. Kısacası, bir taraftan verimlilik artar, ekonomi büyür ve kâr oranları yükselirken, bununla at başı diğer taraftan işsizlik büyümeye ve kalıcılaşmaya devam eder.

Yani kapitalizm her adımında büyük çelişki ve çatışma üretmeye devam eder. Ekonomik krizler gibi işsizlik de kapitalizmin mevcut doğasından kaynaklanır. Bu nedenle emekçi kitleler, burjuva ideologların ve mevcut burjuva hükümetlerin krizlere ve işsizliğe dair söyledikleri yalanlara asla inanmamalılar. Çünkü mevcut sistem değişmediği sürece kapitalizmde ne krizler son bulacaktır ne de işsizlik.

Aslında çok da uzağa gitmeye gerek yok. Bunun için üzerinde yaşadığımız coğrafyaya bakmak yeterlidir. Mevcut devletin kendi resmi verilerine göre 1995-2000 yılları arasında işsizlik %6-7 civarlarında gezinirken, 2001 kriziyle birlikte %10 olmuştur. Üstelik de 2002’den sonra ekonomi 2009’a kadar %6’nın altına düşmeyen ve kimi zaman %10’a kadar tırmanan bir büyüme göstermiş olmasına rağmen. Oysa mantıksal olan ekonominin büyümesine paralel olarak istihdamın da artması ve işsizliğin azalması değil midir?

Ama kabul edilecektir ki, kapitalizmde mantık aramak nafile bir çabadır. Tam da yukarıda izah etmeye çalıştığımız nedenlerden dolayı işsizlik, krizle birlikte tırmandığı noktadan aşağıya inmezken, reel ücretler düşmüş, verimlilik ise bir hayli yükselmiştir. Yine mevcut devletin kendi verilerine göre 2000 yılında “verimlilik” endeksi yaklaşık 115 iken, işsizliğin %10’un üzerine tırmandığı ama ekonominin %9,9 oranında büyüdüğü 2004’te 145 olmuştur. Aynı yıllar içinde reel ücret endeksi 110’dan 83’e doğru gerilemiştir. Tüm bu verilerin anlamı açık ve nettir: İşgünü uzatılmış, iş temposu artırılmış ve yoğunlaştırılmış, sosyal haklar gasp edilmiş, ücretler düşürülmüş, ama ekonomi büyümüştür. Yani emek sömürüsü ve kâr oranları muazzam oranlarda artmıştır. Basına yansıdığı kadarıyla son aylarda artan yeni zenginler işte bu gelişmenin sonucudur.

Yaşanan son küresel krizle birlikte önce %16’ya tırmanan, daha sonra %14,5 düzeyine inen ve bu seviyede devam eden bugünkü işsizlik oranının, ekonomik büyüme gerçekleştiğinde de çok fazla gerilemeyeceğini belirtmek gerekiyor. Yukarıda belirlediğimiz çerçeve ve krizle birlikte daha da artan kapitalist saldırılar da bunun böyle olacağını bize göstermektedir.

Kuşkusuz emekçilerin bir kesiminin yoğun biçimde sömürülmesi, bir kesiminin de işsizlik cenderesine itilmesi olgusu yalnızca üzerinde yaşadığımız coğrafyaya özgü değildir. Başta gelişmiş kapitalist ülkeler olmak üzere tüm dünyada işsizlik hızla büyümektedir. Başta ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere kürenin her yerinde milyonlarca emekçi işsizlik belasıyla boğuşuyor. Üstelik dünyanın hiçbir ülkesinde resmi işsizlik oranları gerçek durumu yansıtmıyor. Gerçek durum rakamlara yansıyandan daha da vahimdir. Kuzey ve Güney ülkelerinde durum farklılık gösterse de, özellikle erkeklere göre kadınların işgücüne katılımı her yerde düşüktür. Örneğin bu coğrafyada devletin resmi rakamlarına göre erkeklerin işgücüne katılım oranı %70 iken, kadınlarınki %26 düzeyindedir. “Ev kadını” statüsünde görülen milyonlarca kadın, üretim sürecinin dışına itilmiştir/itiliyor. Bu ve başka nedenlerle 15 ile 50 yaş arası çalışabilir nüfustan, toplamda işgücüne katılım %48 civarındadır. Bu oranın birkaç puan yükselmesiyle işsizlik rakamlarının daha da yukarılara tırmanacağı açıktır. Kuzey ve Güney ülkelerinde değişkenlik arz eden bu olgu şunu göstermektedir: Kapitalizm şu ya da bu biçimde toplumun önemli bir kesimini üretim sürecinin dışına itmekte, insanları üretmekten alıkoymakta, verimsizleştirmekte ve özellikle bu alandan kaynaklı olarak insanları sosyal ve psikolojik sorunlar yumağının içine itmektedir.

Korkuları gerçeğe çevirmek

Yani kapitalizm toplumu çürütüyor, insanların gelecek hayallerini ve umutlarını karartıyor. İşsizliğin hızla tırmandığı genç nüfus üzerinde kapitalizmin bu yıkıcı yönü daha bir etkili oluyor. Mevcut koşullardan dolayı gençlerin işsizlikle yüz yüze gelmesi, en verimli çağlarında tümüyle atıl kalmaları, kendi yaşamlarını kazanamamanın getirdiği sosyal eziklik ve psikolojik güvensizlik, bununla birlikte kaybolup giden gençlik enerjisi, sönen hayaller ve umutlar… Bütün bunlar özünde kapitalizmin yıkıcı etkisinin dışavurumundan başka bir şey değildir. Kaldı ki bir iş bulup çalışanlar da, eğer örgütlü değillerse ve mücadele etmiyorlarsa kapitalizmin çürütücü etkisinin dışında kalamazlar.

Mevcut kapitalist düzenin kendilerine bir gelecek sunmadığını, sunamayacağını, hayallerini ve umutlarını parçaladığını görmeye başlayan genç işsiz kitleleri ne yaparlar? G20 ülkelerinin çalışma bakanlarının, OECD ve IMF gibi kapitalist kurumların ve pek çok vesileyle burjuva ideologların genç nüfusta büyüyen işsizliğe dikkat çekmeleri ve uyarılarda bulunmalarının nedeni, yukarıdaki soruyu kendilerine sormuş olmalarıdır. Çünkü kapitalizmin yaydığı gelecek yanılsamasının parçalanmasıyla gençliğin isyan ateşinin sistemi yakabileceğini onlar bal gibi de biliyorlar. Bu nedenle bir taraftan kitlelerin olası tepkilerine dikkat çekerek sistemin bekası için alarm zilleri çalarken, öte taraftan da her türlü ideolojik araca başvurarak sistem adına umutları canlı tutmaya çalışıyorlar. Bu temelde gerçekliği çarpıtmaktan da geri durmuyorlar. Örneğin kendi resmi rakamlarına göre, genç nüfustaki işsizlik oranlarını 15-24 yaş arasını dikkate alarak belirlemekte, 25 yaş ve üstünüyse genç işsiz kitlesine dâhil etmemekteler. Yaptıkları bu keyfi hesaplamaya göre bile Türkiye’de genç nüfustaki işsizlik oranı %25’in üzerinde iken, bu rakam K.Kürdistan’da daha da üst boyutlardadır. Diğer yandan bu rakamlara 25-30 yaş arası nüfusun eklenmesiyle bu oranın bir hayli yükseleceği ve hatta iki katına çıkacağı ise ayrı bir gerçekliktir.

Varlığının tek amacı daha fazla kâr olan, bu temelde doğayı ve insanlığı dizginsiz bir şekilde sömüren, her yönüyle toplumu yıkıma sürükleyen kapitalizm, ne bir bütün olarak emek hareketine ne de bu hareketin genç bölüklerine insanca bir yaşam sunabilir. İşsizler ordusu da dâhil tüm emekçi kitlelere insanca bir yaşamı ancak ve ancak mevcut sistemin değiştirilip dönüştürülmesi, yani sosyalizm sağlayabilir. İşte tam da bu noktada insanlığı bu beladan yani kapitalizm belasından kurtarma mücadelesinde gençliğe büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Gençlik mevcut sistemden boşuna medet ummak yerine, sermayenin sözcülerinin ve ideologlarının dikkat çektiği ve satır aralarında dile getirdikleri değişim/dönüşüm korkularını gerçeğe çevirmek için örgütlü mücadelede yer almalı ve mücadele bayrağını yükseltmelidir.

SAYI:138


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006