Kürdistan emek hareketini başa almak / Abdullah DERELİ Abudullah DERELİ
NEWROZ
26 yıllık silahlı mücadele stratejisi ile alınabilecek yol alındı; yok sayılan bir halk için gelinen aşamada “Kürtler vardır, Kürt sorunu diye bir sorunumuz da vardır” itirafı yıllar önce kayıt altına alınmıştı.
Kürdistan coğrafyası her zaman ve her dönemde olduğu gibi bugün de ulusal ve
bölgesel çelişki ve çatışmaların odağı olmaya devam ediyorken, bildik söylem ve
dinamiklerle sorunun çözümünün mümkün olamayacağı hayat tarafından
doğrulanıyor.
26 yıllık silahlı mücadele stratejisi ile alınabilecek yol alındı; yok
sayılan bir halk için gelinen aşamada “Kürtler vardır, Kürt sorunu diye bir
sorunumuz da vardır” itirafı yıllar önce kayıt altına alınmıştı. Bu itiraf dünya
insanlığının vicdanında tescil edilmiş, bundan daha geriye düşüş söz konusu
olamaz. Sorun şudur: Kürt/Kürdistan olgusuna alerjisi olanlar buna alışmalı,
halkların kardeşliğinin zarar değil toplumsal yarar getireceğini algılamalı ve
içine sindirmelidir. Zira Türkiye’nin hatırı sayılır bir bölgesel güç olma
arzusu varsa, Kürt sorunu başta olmak üzere ayaklara dolanıp duran
sosyal-siyasal-ekonomik sorunları çözmek zorunda.
Peki mevcut rejim ve egemen kudret bu yeteneğe sahip mi? 87 yıldır çözüm bir
tarafa, çözümsüzlük üreten böylesi iktidarlardan bu sorunu çözmelerini beklemek
abesle iştigalden öte bir şey olur. O nedenle, geçtiğimiz Haziran ayının 26.-27.
günlerinde toplanan MESOP 10. Genel Kurulu, “Bölge devletleri ile müzakereler
geliştiriliyor ve üstelik Kürt ulusal hareketini ezmek için mevcut koşulları da
tarihi fırsat olarak görüyorsa, demek ki ufukta çözüm değil savaş gözüküyor.
Tarihi fırsatla dile getirilen de dikkate alındığında bu kez tablo farklı, daha
köklü saldırılar gelişir” diyerek, aslında rejimin tek yanlı ve şiddet eksenli
politika üretme özgürlüğüne sahip bir inisiyatif kullanmaya çalıştığına dikkat
çekti. İktidarın Kürt/Kürdistan konusundaki yeni perspektifi özünde “PKK kaale
alınmadan, biz istediğimiz ölçüde çözüm ürettik” demeye getiriyor. Mesele
bununla bitmiyor; AKP’nin ehlileşmiş bir Kürt toplumu yaratma peşinde olduğu
açık.
Gerek mevcut iktidar ve gerekse sistemin diğer kurumları Kürt dinamiğini
ehlileştirme kabiliyetine sahip mi? Peşinen şunu söylemek mümkün: Askeri çözüm
politikası çoktan başarısızlığa uğradı. Kürt halkını din dinamiği üzerinden
ehlileştirme yöntemi ve fikri de miadını çoktan doldurdu. Sosyal ve ekonomik
kalkınmayı sorunun özü olarak algılayan statükocuların ise -ki bunların toplum
avsatındaki oranı azımsanamaz- ezilen bir ulusun uyanışının ve doğal hakları
uğruna demokratik mücadelesinin ne anlama geldiğini idrak etmeleri zor. Zira
milliyetçi, devletçi ve militarist eğilim hala Kürt terimini telaffuz etmekten
imtina ediyor. Ama onlar imtina etmeye devam ededursun, Kürt halkının, ruhsal
süreçlerin en derini olan ulusal bilinci çoktan uyanmış ve bu bilinci tekrar
köreltecek herhangi bir güç yok ve olamaz.
Mesele, oluşan bilinç öğesinin ulusal demokratik hareketi tetikleyen bir
saik, eşitlik, özgürlük ve sosyalist toplum inşa sürecini öne çıkaran bir faktör
olarak üstten dayatılan değil, Kürt halkının ve özellikle işçi sınıfının
arzuladığı siyasal-kültürel-ekonomik çıkarlarını esas alan mücadele ve
paradigmanın esas alınıp alınmayacağı meselesidir.
Zor bir zanaat, ama kaçınılmaz bir görev. Kürdistan’da şimdilerde tam bir
şaşkınlık yaşanıyor. Sorunlar karşısında artık ne yapacağını
bilemez halde bocalayanlar, birbirini suçlayanlar durmadan boğuşuyorlar.
Artan işsizlik ve buna ilaveten üretim kapasitesi düşen fabrikaların, büyük
ve orta boy işletmelerin işten çıkardıkları işsizler ordusunu çoğaltıyor. İflas
eden küçük işletmeler ekonomik yaşamın allak bulak olduğunun bir göstegesidir,
sosyal yıkımın derinleşeceği anlamına geliyor. Yoğun göçle kendini taşıyamaz
hale gelen kentlerin insanların yaşam sevincini tehdit ettiği ortada. Özellikle
Diyarbakır başta olmak üzere Antep, Malatya, Adıyaman gibi şehirlerde yaşanan
insanlık dramı toplumun sabrını tüketiyor. Konut, sağlık ve eğitim gibi temel
alanlarda karşılanamayan ihtiyaçların gün geçtikçe artması ve yaklaşık bir
milyona yakın lise mezunu gencin sokakta kalması, ağırlaşan sorunların
yoğunluğunu anlatmıyor değil.
MESOP’un, bu vahşeti iliklerinde hisseden, çözüm üreten bir sınıf partisi
olarak siyasi denklemdeki yerini alması, tarihsel misyonunu yerine getirmesi
geciktirilemez bir görev olarak algılanmalı.
Dolayısıyla, kapitalist sistemin ayrıştırıcı ekonomik yasaları en koyu biçimi
ile Kürdistan’da uygulanmaktadır; diğer toplumsal yapılarda olduğu gibi
Kürdistan’da da işçi sınıfından ve bu sınıfın örgütlenmesinden söz edilmelidir.
10. Genel Kurul’un belirttiği gibi: “Kürdistanlı tüm ulusal demokratik
partilerin kendilerini salt ulusal sorunun çözümü ile sınırladığı koşullarda,
Kürdistanlı işçi-emekçilerin sosyal ve sınıfsal taleplerine kapitalist sistemin
dışında çözüm aramak biz komünistlerin en temel görev ve sorumlulukları
arasındadır.”
Bu tarihsel misyonunu yerine getirmek için MESOP, gerekli tahkimat ve
örgütsel donanım için faaliyetlerini daha bir artırırken, öte yandan
pratik-politik görevlerini ivmelendirmelidir. Bu, hem dönemin emredici
ihtiyacıdır, hem de Kürt sorununu ‘Bermuda Şeytan Üçgeni’nde boğmak için
hegemonik ideolojik platformun giderek genişleyen etki alanını kırmak içindir. O
nedenle başarı, işçi sınıfı başta olmak üzere aydınlar, gençlik ve ezilen diğer
bölge halklarının örgütlü mücadelesiyle, başka bir ifade ile entellektüel emekle
kollektif emeğin değer birikiminin harekete geçirilmesi ile mümkün. Bu bağlamda
dezavantajlarımızın olduğu açık, ama var olan avantajlarımız da küçümsenemez.
Tarihi boyunca işgalci/sömürgeci güçlere karşı siyasal mücadele vermiş, bu
mücadele süreçlerinde deney ve birikim sağlamış bir halkımız var. Ulusal
sınırları aşan kazanımlarıyla bu halk, ulusal uyanış sürecini tamamlamıştır.
Sorun, ulusal-toplumsal bilinçle yurt bilincini harmanlayan, özel mükiyete
dayalı kapitalist toplumsal sisteme karşı örgütlü mücadelenin esas taşıyıcısı ve
emek hareketini yönetebilme kudretine sahip olan bir komünist partisinin
tarihsel misyonunu yerine getirebilmesi sorunudur. MESOP ciddi bir aday
durumunda.
MESOP’un bir diğer avantajı ise evrenseldir; geride bıraktığı önemli deney
birikimi ve doğrularıyla bir dönemin sosyalizm anlayışının bitmesinin, yani
bildik kıblemizin yıkılmasının tarihsel, siyasal ve örgütsel arka plandaki
nedenlerini bilince çıkarmak bile bize başlı başına ciddi doneler sunacaktır.
Derler ya, “şerden hayır doğar” diye... Bu anlamda kısırlıktan söz edeceksek, en
önemli veçhe meselenin teorik boyutudur. Direniş odağı olma, geleceğe dönük umut
verici bir güç olma, bir referans olma istidadı, geleceğe dönük teorik üretim ve
pratik kabiliyetin yanı sıra kitlelerle doğru ilişki kurulmasından geçer. Bu
bağlamda mevcut kadro yapısı itibariyle azımsanmayacak bir potansiyel güç var.
Bütün bunları yani mevcut potansiyel enerjinin kinetik enerjiye dönüşümünü
gerçekleştirebilecek bir motora ihtiyaç var. İleriye taşıyıcı bir mekanizmadan
söz ediyorum.
Avantaja dönüştürebileceğimiz bir diğer faktör ise, reel sosyalizmin çöküşünü
hazırlayan kimi nedenleri artık bilince çıkarmış olmamızdır. Örneğin; mülkiyetin
toplumsallaşamaması, sosyalist demokrasinin eksik uygulanması, yeni insanın
yaratılamaması, devrimin içe büzülmesi, yanlış bir enternasyonal anlayışın yanı
sıra parti ile devlet aygıtının iç içe geçmesi, sınıf-parti-devlet üçlü
ilişkiler sisteminin sağlıklı yürütülememesi gibi eksik veya yanlış pratiklerin
anlaşılması, tarihsel, felsefi ve iktisadi boyutuyla analiz edilmesi sonucunda
ciddi bir avantaja dönüştürülebilir.
SAYI:138 Print  |