Dilde teslimiyet olmaz / Turabu SALTIK Turabi SALTIK
NEWROZ
İnsan dilini bir armağan olarak almadı. Ona yaptığı iş ve harcadığı emekle kavuştu. Binlerce yıllık emek insanı insan kılarken, dili de insan kendi emeğiyle kazandı.
Türkiye’de azınlık dillerini yaşatmada pek çok zorluk vardır. Türk tarihi
azınlık dillerine adil davranmamıştır. Azınlık dilleri üzerine hiçbir bilimsel
araştırma, gramer-sözlük çalışması, inceleme mevcut değildir. Bilim yaptığına
inanılan koca üniversiteler bile bu konuları ele alanları ne desteklemiş, ne
teşvik etmiş, ne de gündemine almıştır. Tersine bu dillerin varlığını inkâr
etmiş, yok saymıştır.
Azınlık dillerinin zorlu bir geçmişi var. Dillerin insani değerlerinin
eşit ve özgür beraberliğini yakalayabilmeyi, aydınların, dilbilimcilerin,
akademisyenlerin, sanatçıların, edebiyatçıların çabaları sağlayacaktır.
Dil ve kültür tek bir bin yılın ya da tek bir kahramanın değil, bin
yılların ve yüz binlerin ortak emeğidir. Bin yılların ve yüz binlerin ortak
tecrübe hazinesi dilleri doğurmuştur. Bir dili konuşanların varlığı yalnız o
dili konuşanların sorumluluğunda değil, içinde yaşadıkları devlet idaresinin de
sorumluluğundadır. İnsanlık tarihinde dil ile ileriye atılan her adım halkların
dillerinin ve tarihlerinin ortak emekleriyle atılmıştır. Her devlet ileri atılan
bu adımları desteklemekle yükümlüdür.
Dilin insanlık tarihindeki varlığı insanın köklerinin derinliğindedir.
Öyleyse varlığı derin olanın tarihi de, dili de derindedir. Çünkü dil
derindedir.
Halklar dillerinin tarihini, geçmiş ve geleceklerinin bilincini özgürce
hayata geçirebilmelidirler.
İnsan dile karşı, dil de insanın geçmişine karşı sorumludur. Dilin
tarihini değerlendirirken bilimsel olmalıyız. Geleneksel hükümlerden
bilimsellikle kurtulmalıyız. Dil ve dil bilinci toplumlarda önemlidir. İnsanlar
dillerinin tarihlerini yeterince biliyorlar mı? Bu durum dilleriyle okuyup
yazamayan halklarda ve devletleşememiş veya geç devletleşmişler de çok daha
üzücüdür. İnsanlar kendi dillerini bildikleri oranda ilerler, dünya halkları
içerisinde yerlerini alırlar.
Bir halkın dilini ve tarihini yaratan ve ona öğreten o halkın anadiliyle
yaptığı sanattır. Sanatı her insan anadiliyle deneyerek geliştirdi. Ateşi
deneyerek yakan insan, topraktan yaptığı çanak ve çömlekleri pişirmeyi
öğrenince, ürettiğine diliyle ad verdi. Sanatını diliyle adlandırdı. Sanatın
dili her koşulda toplumun da dili oldu. Sanat, kültürün bin yıllardan günümüze
geliş serüveninin ince ayrıntılarını dille ortaya koydu. Dilin ve kültürün
ortaklaşa hüneri, sanatın, müziğin ve şiirin inceliği, naifliği, zenginleşen
edebi çalışmalar, insan güzelliklerinin sıcaklığı anadille ortaya konulmuştu.
Dil doğayı, olayları ve toplumları anlama, kavrama merakıydı. Dilde merak
problem çözer. Eskiyi değiştirir, onu dönüştürür, çağdaş hale sokar. İnsan hiç
yorulmadan binlerce yıl yeni ürünleri ortaya koyarken bunu dille yaptı.
İnsanın diliyle ürettiği ürünlerin her biri, bir önceki yüzyılda
geliştirdiklerinden daha mükemmeldi. İnsan mükemmel olana bir seferde ulaşmadı.
Onu yavaş yavaş çağa ve yeniye uyarladı. Yeniye uymayan eski geleneksel değerler
dilde de değişerek, yerini yeni değerlere bırakmak zorunda kaldı. Dilin tarihsel
gelişimi içerisinde günümüze kadar sayısız gelenek ve alışkanlıklar terk edildi
ve eski yapı içerisindeki geleneksel yaşam biçiminin yerini, çağa uygun sosyal
yaşam biçimi ve kültürel gelenekler yine dille aldı.
Dilin bilinci propaganda bilinci değildir. Onun bilinci ilerlemenin
ateşidir. Ve dil bir armağan değildir. Dil bilinci, insanı çevreleyen ve doğayı
açıklayamayan insanın bilgi yükünün henüz yok denecek kadar az olduğu sürece
dayanmaktadır. Dilin tarihi ve bilinci halkın yaşamını, felsefesini, dünya
görüşünü içeren her çağın farklı özelliklerini yansıtır. İnsan emeğinin
ortaklaşa ürettiği değerler, toplumun yapısı, kültür, ulus ve halkın varlığının
temeli dilin temelidir. Bu temel, binlerce yıl önceki toplumsal değer
yargılarının söze/dile dayanmasındandır.
Dil, efsunlardan, gizemlerden kaynaklanan sözlü efsanelerde ve mitoslarda
gizlidir. Bin yılların birikimi halkın tarihinde, aydınların ve aydınlanma
mücadelesi verenlerin şahsında dille netleşti. Binlerce yıllık sözlü söylence,
mitos ve efsanelerden beslenen aydınlanma hareketlerine dil kaynaklık etti.
Dildeki en popüler gelenekler kültürel mirasla bugüne geldi. Dil ve aydınlanma
bu mirastan beslenmişti. Daha en başından itibaren kurnaz tüccarlar, köle avcısı
insan satıcıları, cesur denizciler ve askeri stratejistler topladıkları mallarla
birlikte bilgileri, kültürleri ve inançları kıtalar arası dolaştırıyorlardı.
Malların dünyaya dağılımı gibi pek çok kabilenin inançları, düşünceleri, sözleri
ve dilleri de mallar gibi dünyayı dolaşıyordu. Böylelikle bir yerdeki sözcükler
de mallar gibi dünyayı dolaşıyor ve iç içe giriyordu. Bin yıllar öncesinin
dokuları dilden dile -sözle- aktarılıyordu. Dil ve söz, gücünü insanın düşsel
gücünden alıyordu. Dil insan için zorunluydu. Dil insana işi, iş konuşmayı,
konuşma düşünceyi öğretti.
İnsan dilini bir armağan olarak almadı. Ona yaptığı iş ve harcadığı
emekle kavuştu. Binlerce yıllık emek insanı insan kılarken, dili de insan kendi
emeğiyle kazandı.
İnsanı, emeği, kültürü anlaşılır ve yalın kılan dildir. Dil insandır,
insanlığın en temel hakkıdır. Dili ve insanı bu en temel haktan ayıramazsınız.
Dilde teslimiyet olmaz.
Sayı 138 Print  |