Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

“Kürt Sorunu”na oryantalist bakışın kaynak ve sonuçları[*]-3 / TEMEL DEMİRER
Temel Demirer

NEWROZ



“Yanlışı gören ve önlemek için

eli uzatmayan

yanlışı yapan kadar suçludur.”[1]

 

III.2) “DEMOKRASİ” VE “İNSAN HAK(SIZLIK)LARI”

AB deyip de “demokrasi”den mi söz ediyorsunuz?

Mesela; Berlin’de bir yılda gizlice 1.2 milyon kişinin dinlenmesini nasıl izah edersiniz?

Ya Britanya’da polisin radikal İslâmcıların saflarına geçmesin diye anaokulu çağında çocukları fişlediğini?

Veya Britanya’nın dünya nüfusunun yüzde birini oluşturmasına karşın, dünyadaki kameraların yüzde 20’sinin burada bulunmasını, ülkedeki her 14 kişiye bir kamera düşmesini?

Ya da İngiltere’de polis ve diğer kamu görevlilerinin günde yaklaşık 1.400 kez, kişiye özel telefon konuşmalarını dinleyip ve e-postalarını okuduklarını; yani halkın ruhu bile duymadan “gözetim toplumu”nda yaşadığını?

Ben bunlara demokrasi değil başka bir şey diyorum: “Ne” mi? 2008’de ABD’de ilginç bir kitap yayımlandı; ‘Los Angeles Times’ gazetesi köşe yazarı Jonah Goldberg’in kaleme altığı kitabın başlığı ‘Liberal Fascism/ Liberal Faşizm’di; okudunuz mu? Tavsiye ederim…

Ya “İnsan Hak(sızlık)ları” mı?

Seumas Milne’nin, “Britanya resmî makamları Irak ve Afganistan’daki savaş suçlarının adalet önüne çıkarılmasından korktu,”[21] dediği İngiltere’de bir grup milletvekili, hükümeti istihbarat servisi görevlilerinin “terör şüphelilerine” işkence yaptıklarına ilişkin iddialar hakkında gerekli soruşturmayı yürütmeyip, örtbas etmekle suçladığından;

İngiliz istihbarat servisi MI5’in, terör suçlarından gözaltına alındığı sırada işkenceye uğrayan ve bu nedenle İngiliz hükümetine dava açan Rangzieb Ahmed’e, suçlamaları geri çekmesi karşısında rüşvet teklif ettiğinden;

Londra’da Nisan 2009’da toplanan G-20 Zirvesi’ni protesto gösterileri sırasında kalp krizinden öldüğü açıklanan kişinin, bir polis tarafından durup dururken yere düşürüldükten birkaç dakika sonra öldüğünden;

İşkence vakalarının İngiltere hükümetini sıkıştırdığından;

Polisinin, altı bölgede 200 ortaokul öğrencisine “potansiyel terörist” damgası vurduğundan haberdarsanız; insan hakları bunun neresinde?

Evet, AB’de “demokrasi” ve “insan hakları” derken, uzun uzun olmasına gerek yok; biraz düşünün!

“Seçimler” mi dediniz? Bir “Başyazı”sında şunları diyor ‘The Guardian’: Seçmenlerin ilgisizliğini, hiçbir şey yüzde 43’ün altındaki katılım oranı kadar iyi resmedemezdi… Atılım yapanlar milliyetçiler ve aleni yabancı düşmanları oldu. Bu, çekimserlerin çokluğunun başka bir sonucuydu. Böylece bir Avrupa parlamentosunda temsil edilmesi gereken en son kişilere kürsü sağlandı; neo-faşistlere ve ırkçılara…”[22]

Evet, Avrupa Parlamentosu seçimleri, Avrupa genelinde yükselişte olan aşırı sağ partilerin güçlendiğini gösterirken; “Aşırı sağcı partilerin propagandalarını üzerine inşa ettikleri İslâmophobie, bunlara oy vermeyen Avrupalılar arasında da oldukça yaygın; daha yaygınlaşma potansiyeli de var,”[23] diyor Hazal Zengingül…

III.3) IRKÇILIK

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı ‘2009 İnsan Hakları Raporu’nda bile Avrupa ülkelerinde, “Müslümanların ayrımcılığa uğraması”na dikkat çekilirken; sekiz Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen anket, İslâmiyet, kadın ve yabancılar söz konusu olunca Avrupa’da hoşgörüsüzlük olduğuna işaret ediyor.

Araştırma, özellikle yabancılar ve Müslümanlara yönelik önyargıların hızla yayıldığını ortaya koyarken; her iki Avrupalı’dan biri, ülkesinde “çok fazla” göçmen yaşadığını düşünüyor; ankete katılanların yüzde 54.4’ü, İslâm’ın hoşgörüsüz bir din olduğu görüşünde.

Bunun yanında AB Temel Haklar Ajansı’nın (FRA) 2008 yılında 27 AB ülkesinde gerçekleştirilen araştırmasına göre, etnik azınlıklar günlük yaşamlarının her alanında, işyerlerinden okullara, hastanelerdeki bekleme salonlarına dek sürekli ayrımcılığa uğruyor. Ayrımcılıktan en fazla çekenler yüzde 47’si etnik kökeninden ötürü sözlü ya da fiili saldırıya uğradığını belirten Romanlar olurken, onları yüzde 41 ile Sahra Altı Afrikalıları, yüzde 31 ile Kuzey Afrikalılar ve yüzde 23 ile Türkler izliyor.

Bu tabloda Gazi Çağlar’ın işaret ettiği gibi denilebilir ki, “Liberal ırkçılığın Avrupa’da moda olan yüzünü, kültür üstünlüğü ve dil terörü oluşturuyor. Göçmenlerin kültürlerinin geri, geleneksel, şiddet dolu, seksist ve erkek-egemen olduğu tezi, artık sadece faşizan ırkçılığın yaydığı inanç değil, liberallerin de yaygın düşüncesi. Özellikle ikiz kuleye saldırıdan sonra, Avrupa’da yaygın olan Yahudi düşmanlığına Müslüman düşmanlığı da eklendi. Cami inşaatı yasağı, başörtüsü tartışmaları, kan davası haberleri, namus cinayetleri skandalları, Müslümanların hızla ‘ötekileştirilmesi’ni sağlamakla kalmıyor…

Beyaz ırkçılık, bilindiği üzere, aslında liberalizme uzak veya yabancı değil, ona içseldir. (ABD’nin kurucu liberalleri Thomas Jefferson’un 149, George Washington’un ise 390 kölesi mevcuttu). Bugün ise toplumsal sorunları kültüralize ederek kendisini yeniden üretiyor.”[24]

Alman Federal Meclis İçişleri Komisyonu Başkanı Wolfgang Bosbach, İslâmlaşma endişesinin ciddiye alınması gerektiğini savunarak, İsviçre’deki minare yasağını desteklediğini açıklarken; Konstanz Üniversitesi’nin araştırmasına göre, Almanya’da iş ve staj başvurularında aynı niteliklere sahip olunsa bile Türkçe çağrışımlı adlar işverenin kararını olumsuz etkiliyor. Almanya’da İslâmofobi (Müslümanlardan temelsizce korkma) artarken, yabancı ve İslâm karşıtlığından en çok etkilenenlerin eğitimli Türkiye kökenli gençler olduğu gözleniyor.

Somut üzerinden hızla sıralarsak: Almanya’da aşırı sağ, özellikle de doğu eyaletlerinde giderek güçleniyor. Ancak uzmanlar, ırkçılığın “doğunun sorunu” olarak küçümsenmemesi uyarısında bulunuyor. Zira Almanya’da her 26 dakikada bir ırkçı suç işleniyor.

Avusturya’da ise Devlet Başkanlığı seçimine adaylığını koyan Özgürlük Partisi üyesi Barbara Rosenkranz, Yahudi soykırımının inkâr edilmesini ve Nazi propagandasına karşı yasağın kaldırılmasını istiyor.

İngiltere’de kadın göçmenlere karşı adaletsiz uygulama ile yüzde 96’sının sığınma talebi reddedilirken; İngiliz polisi keyfi tutuklamalarla, siyahi gençlerin dörtte üçünün DNA verilerini topladı.

Fransa Adalet Bakanı Michele Alliot-Marie, eşleri burka giyen Müslüman erkeklere vatandaşlık hakkı verilmemesi gerektiğini belirtip, “Fransa vatandaşı olmak isteyen ve eşi burka giyen bir kişi, ülkemizin değerlerini paylaşan biri gibi görünmüyor. Dolayısıyla buna benzer bir durumda, vatandaşlık talebini reddedeceğiz” dedi.

Ve ırkçılığın hızla tırmandığı İtalya…

Vittorio Longhi’nin ifadesiyle, “Berlusconi’nin ülkesinde göçmenleri dışlamak, üst düzey siyasetçilerden mafya ve iş çevrelerine kadar her kesim için bir kâr kapısına dönüştü. İtalya’da Çingeneler, Rumenler ve Afrikalılar ayrımcılığa uğruyor.”[25]

2009’un ilk aylarında Kuzey Birliği’nin AB parlamenteri Matteo Salvini, Milano’da “Milanolular için ayrı metro” önerisi getirdi.

Yine Kuzey Birliği’nin girişimi ile İtalya’da birçok kentte faaliyet gösteren etnik restoranlar, özellikle de kebap dükkânları hedef alındı. İtalyan pizzası ile ciddi bir rekabete giren kebapçılık ve kebap kültürünün önünü kesmek için çeşitli nedenler öne sürüldü.

İtalya’da öğrenim yılından itibaren İtalyanca bilmeyen yabancı uyruklu öğrencilerin bir yıl süreyle “uyum sınıflarında” tutulmaları kararlaştırıldı. Uzmanlar bu öğrencilerin sınıflarda ayrıştırılmasının pedagojik açıdan yanlış olduğunu açıkladı.

Roma ve Milano’da eşcinseller çesitli mekânlarda saldırıya uğradılar. Bu tür saldırıların özellikle Roma’da yoğunluk kazandığı dikkat çekti.

İtalya’ya giriş yapan kaçak göçmenlerin sınır dışı edilene kadar tutuldukları geçici barınma merkezlerinde koşulların kötülüğü medyanın gündemine oturdu. İnsanlık dışı koşullarda alıkonulan göçmenlerin durumu konusunda AB İtalya’yı uyardı.

İtalya’da kaçak göçmen olmak yasalar çerçevesinde suç kabul edildi.

Avrupalı neonazileri bir araya getiren ırkçı Ku Klux Klan hareketi İtalya’nın yanı sıra İngiltere, Almanya ve Belçika’da örgütlendi.

Kuzey’de Brescia’ya bağlı Coccaglio Belediyesi, göçmen vatandaşlardan arındırılmış bir Noel için “Beyaz Noel” adlı ırkçı bir proje geliştirdi. Coccaglio’nun Kuzey Birliği partili Belediye Başkanı Franco Claretti’nin mimarı olduğu proje, kaçak göçmenleri Coccaglio’dan dışlamayı öngörüyor. Proje, Bing Crosby’nin “White Christmas” adlı parçasından esin aldı.

Inter takımının ileri saha oyuncusu siyahi Mario Balotelli, ırkçı Juventus futbol taraftarlarının saldırılarına hedef oldu. Torino’da oynanan Juventus-Inter karşılaşmasında Juventuslu bazı taraftarlar Balotelli’ye “Siyah İtalyan olmaz!” diye sataştı.

Güney İtalya’da mevsimlik işçi olarak çalıştırılan göçmenler köle muamelesi görüyor.

İtalya’daki merkez sağ koalisyonun ortağı Kuzey Birliği Partisi’nin yayın organı ‘La Padania’ gazetesi, Batı’nın “İslâm tehlikesi” karşısında bir “haçlı seferi” düzenlemesi gerektiğini savundu.

Hollanda’daki seçimde ise İslâm ve göçmen karşıtı Özgürlük Partisi (SVP) zafer kazandı. Geert Wilders liderliğindeki SVP, Türklerin yoğun olduğu Almere’deki belediye meclisi seçimlerinde birinci parti, 500 bin nüfuslu anayasal başkent Lahey’de de ikinci geldi. Hollanda tarihinde ilk kez Lahey ve Almere gibi kilit iki şehirde aşırı sağcı bir parti yüzde 20’lerin üzerine çıkıyor. Wilders zaferi “Bugün Almere ve Lahey, yarın tüm Hollanda. Ülkeyi İslâmcılığı destekleyen solcu elit tabakanın elinden kurtaracağız” sözleriyle kutladı.

Devlet Bakanı Bojidar Dimitrov’un, Türkçe haber programının yayından kaldırılmasını istediği Bulgaristan’da ise, ırkçı ATAKA partisi, ülkenin Osmanlı’dan bağımsızlık ilanının 132. yıldönümünde Türk azınlık ve Türkiye karşıtlığıyla sokağa döküldü.

Yunanlıların bağımsızlık mücadelesini başlatma tarihi olan 25 Mart 1821 milli bayramı münasebetiyle Atina’da yapılan askerî geçit töreninde, 36 sualtı komandosu, Türkler, Arnavutlar ve Makedonyalılar aleyhine “ırkçı” sloganlar atıp, “Yunanlı doğarsın, hiçbir zaman olamazsın, domuz Arnavut kanını dökeceğiz”, “Kıyım olacak, sonra da bayrağa ve haça ibadet ettiğinizde intikam alacağız” diye haykırdılar…

Ayrıca Mora yarımadasında Şubat 2010’da göçmenlerin kaldığı bir evin ırkçı saldırıya maruz kaldığı ortaya çıktı. Mora’nın Sparti kentinde yaşları 14-18 arasında değişen bir grup Yunan genç, Bangladeşli göçmenlerin kaldığı bir eve molotof kokteylleriyle saldırırken, bu vahşetin görüntülerini internete koydular.

Yine Girit adasındaki Hanya’da da göçmen çocuklara ders veren bir öğretmen hedef alınmış, 27 yaşındaki öğretmenin eline ve giysilerine jiletle gamalı haç çizilmiş, kentteki bir sinagog da iki kez kundaklanmıştı.

25 yaşındaki İsveçli Maria da, “Bu ülkede göçmenlerin problemi yok, bu ülkenin göçmen problemi var” diyor![26]-

Alın size “uygar AB”!

IV) SONUÇ YERİNE

Buraya kadar izaha gayret ettiklerimi, “Geçmişin bugünkü kültürel tavırlar üzerindeki etkisi, geçmişin kendisinden daha önemlidir” diyen Edward Said’in saptaması özetler sanki…

Gerçekten de bu saptamayı devreye sokan olgular, Oryantalizmi günümüzde kimi entelektüellerin yaptığı üzere bir “edebiyat ve/veya estetik üslubu”na indirgeyemeyeceğimizi gösteriyor. Ya da salt okumuş-yazmışların ilgisini çekecek bir asar-ı atika’dan ibaret olmadığını…

Oryantalizm yaşayan bir görüngüdür; coğrafî “Batı-Doğu” ilişkilerinden değil, “emperyalizm-bağımlılık”, “(yeni)sömürgecilik-sömürge”, “merkez-çeper”, “zengin-yoksul”, “dışlayan-dışlanan” ya da günümüzün terimleriyle “Kuzey-Güney” ilişkilerinden türeyen bir görüngü…

Bu ilişkilerin temelinde yatan dengesizlik(ler), -söz konusu durumda Kürdistan’ın sömürge statüsü- ortadan kaldırılmadıkça, alabileceği sonsuz biçimlerle birlikte Oryantalizmi tasfiye etmek de olanaksızdır…

 

N O T L A R

[*] 10 Nisan 2010 tarihinde Dicle Üniversitesi Felsefe Kulübü ile Sosyal Bilimler Kulübü’nün Diyarbakır’da düzenlediği “Oryantalizm ve Oryantalist Bakış Açısı” başlıklı panelde yapılan konuşma…

[1] Amerikan Yerli Sözü.

[21] Seumas Milne, “Uluslararası Hukuk Ayaklar Altında”, The Guardian, 17 Aralık 2009.

[22] “Seçimlerden Sonra Avrupa”, The Guardian, 9 Haziran 2009.

[23] Hazal Zengingül, “Öfkeden Teröre, Terörden Korkuya”, Radikal, 21 Temmuz 2009, s.15.

[24] Gazi Çağlar, “Liberal Irkçılık, İnan-Yatlar Ve Yoksulluk Kıskacında Göçmenler”, Birgün, 29 Mart 2010, s.10.

[25] Vittorio Longhi, “İtalya’yı Irkçılık Birleştirdi”, The Guardian, 10 Ocak 2010.

[26] Erdem Güneş, “Onların Evi”, Radikal İki, 3 Ocak 2010, s.12.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006