“Kürt Sorunu”na oryantalist bakışın kaynak ve sonuçları[*]-3 / TEMEL DEMİRER Temel Demirer
NEWROZ
“Yanlışı gören ve önlemek için
eli uzatmayan
yanlışı yapan kadar suçludur.”[1]
III.2) “DEMOKRASİ” VE “İNSAN HAK(SIZLIK)LARI”
AB deyip de “demokrasi”den mi söz ediyorsunuz?
Mesela; Berlin’de bir yılda gizlice 1.2 milyon kişinin dinlenmesini nasıl
izah edersiniz?
Ya Britanya’da polisin radikal İslâmcıların saflarına geçmesin diye anaokulu
çağında çocukları fişlediğini?
Veya Britanya’nın dünya nüfusunun yüzde birini oluşturmasına karşın,
dünyadaki kameraların yüzde 20’sinin burada bulunmasını, ülkedeki her 14 kişiye
bir kamera düşmesini?
Ya da İngiltere’de polis ve diğer kamu görevlilerinin günde yaklaşık 1.400
kez, kişiye özel telefon konuşmalarını dinleyip ve e-postalarını okuduklarını;
yani halkın ruhu bile duymadan “gözetim toplumu”nda yaşadığını?
Ben bunlara demokrasi değil başka bir şey diyorum: “Ne” mi? 2008’de ABD’de
ilginç bir kitap yayımlandı; ‘Los Angeles Times’ gazetesi köşe yazarı Jonah
Goldberg’in kaleme altığı kitabın başlığı ‘Liberal Fascism/ Liberal Faşizm’di;
okudunuz mu? Tavsiye ederim…
Ya “İnsan Hak(sızlık)ları” mı?
Seumas Milne’nin, “Britanya resmî makamları Irak ve Afganistan’daki savaş
suçlarının adalet önüne çıkarılmasından korktu,”[21] dediği İngiltere’de bir grup milletvekili, hükümeti
istihbarat servisi görevlilerinin “terör şüphelilerine” işkence yaptıklarına
ilişkin iddialar hakkında gerekli soruşturmayı yürütmeyip, örtbas etmekle
suçladığından;
İngiliz istihbarat servisi MI5’in, terör suçlarından gözaltına alındığı
sırada işkenceye uğrayan ve bu nedenle İngiliz hükümetine dava açan Rangzieb
Ahmed’e, suçlamaları geri çekmesi karşısında rüşvet teklif ettiğinden;
Londra’da Nisan 2009’da toplanan G-20 Zirvesi’ni protesto gösterileri
sırasında kalp krizinden öldüğü açıklanan kişinin, bir polis tarafından durup
dururken yere düşürüldükten birkaç dakika sonra öldüğünden;
İşkence vakalarının İngiltere hükümetini sıkıştırdığından;
Polisinin, altı bölgede 200 ortaokul öğrencisine “potansiyel terörist”
damgası vurduğundan haberdarsanız; insan hakları bunun neresinde?
Evet, AB’de “demokrasi” ve “insan hakları” derken, uzun uzun olmasına gerek
yok; biraz düşünün!
“Seçimler” mi dediniz? Bir “Başyazı”sında şunları diyor ‘The Guardian’:
Seçmenlerin ilgisizliğini, hiçbir şey yüzde 43’ün altındaki katılım oranı kadar
iyi resmedemezdi… Atılım yapanlar milliyetçiler ve aleni yabancı düşmanları
oldu. Bu, çekimserlerin çokluğunun başka bir sonucuydu. Böylece bir Avrupa
parlamentosunda temsil edilmesi gereken en son kişilere kürsü sağlandı;
neo-faşistlere ve ırkçılara…”[22]
Evet, Avrupa Parlamentosu seçimleri, Avrupa genelinde yükselişte olan aşırı
sağ partilerin güçlendiğini gösterirken; “Aşırı sağcı partilerin
propagandalarını üzerine inşa ettikleri İslâmophobie, bunlara oy vermeyen
Avrupalılar arasında da oldukça yaygın; daha yaygınlaşma potansiyeli de
var,”[23] diyor Hazal Zengingül…
III.3) IRKÇILIK
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı ‘2009 İnsan Hakları Raporu’nda bile
Avrupa ülkelerinde, “Müslümanların ayrımcılığa uğraması”na dikkat çekilirken;
sekiz Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen anket, İslâmiyet, kadın ve yabancılar
söz konusu olunca Avrupa’da hoşgörüsüzlük olduğuna işaret ediyor.
Araştırma, özellikle yabancılar ve Müslümanlara yönelik önyargıların hızla
yayıldığını ortaya koyarken; her iki Avrupalı’dan biri, ülkesinde “çok fazla”
göçmen yaşadığını düşünüyor; ankete katılanların yüzde 54.4’ü, İslâm’ın
hoşgörüsüz bir din olduğu görüşünde.
Bunun yanında AB Temel Haklar Ajansı’nın (FRA) 2008 yılında 27 AB ülkesinde
gerçekleştirilen araştırmasına göre, etnik azınlıklar günlük yaşamlarının her
alanında, işyerlerinden okullara, hastanelerdeki bekleme salonlarına dek sürekli
ayrımcılığa uğruyor. Ayrımcılıktan en fazla çekenler yüzde 47’si etnik
kökeninden ötürü sözlü ya da fiili saldırıya uğradığını belirten Romanlar
olurken, onları yüzde 41 ile Sahra Altı Afrikalıları, yüzde 31 ile Kuzey
Afrikalılar ve yüzde 23 ile Türkler izliyor.
Bu tabloda Gazi Çağlar’ın işaret ettiği gibi denilebilir ki, “Liberal
ırkçılığın Avrupa’da moda olan yüzünü, kültür üstünlüğü ve dil terörü
oluşturuyor. Göçmenlerin kültürlerinin geri, geleneksel, şiddet dolu, seksist ve
erkek-egemen olduğu tezi, artık sadece faşizan ırkçılığın yaydığı inanç değil,
liberallerin de yaygın düşüncesi. Özellikle ikiz kuleye saldırıdan sonra,
Avrupa’da yaygın olan Yahudi düşmanlığına Müslüman düşmanlığı da eklendi. Cami
inşaatı yasağı, başörtüsü tartışmaları, kan davası haberleri, namus cinayetleri
skandalları, Müslümanların hızla ‘ötekileştirilmesi’ni sağlamakla kalmıyor…
Beyaz ırkçılık, bilindiği üzere, aslında liberalizme uzak veya yabancı değil,
ona içseldir. (ABD’nin kurucu liberalleri Thomas Jefferson’un 149, George
Washington’un ise 390 kölesi mevcuttu). Bugün ise toplumsal sorunları
kültüralize ederek kendisini yeniden üretiyor.”[24]
Alman Federal Meclis İçişleri Komisyonu Başkanı Wolfgang Bosbach, İslâmlaşma
endişesinin ciddiye alınması gerektiğini savunarak, İsviçre’deki minare yasağını
desteklediğini açıklarken; Konstanz Üniversitesi’nin araştırmasına göre,
Almanya’da iş ve staj başvurularında aynı niteliklere sahip olunsa bile Türkçe
çağrışımlı adlar işverenin kararını olumsuz etkiliyor. Almanya’da İslâmofobi
(Müslümanlardan temelsizce korkma) artarken, yabancı ve İslâm karşıtlığından en
çok etkilenenlerin eğitimli Türkiye kökenli gençler olduğu gözleniyor.
Somut üzerinden hızla sıralarsak: Almanya’da aşırı sağ, özellikle de doğu
eyaletlerinde giderek güçleniyor. Ancak uzmanlar, ırkçılığın “doğunun sorunu”
olarak küçümsenmemesi uyarısında bulunuyor. Zira Almanya’da her 26 dakikada bir
ırkçı suç işleniyor.
Avusturya’da ise Devlet Başkanlığı seçimine adaylığını koyan Özgürlük Partisi
üyesi Barbara Rosenkranz, Yahudi soykırımının inkâr edilmesini ve Nazi
propagandasına karşı yasağın kaldırılmasını istiyor.
İngiltere’de kadın göçmenlere karşı adaletsiz uygulama ile yüzde 96’sının
sığınma talebi reddedilirken; İngiliz polisi keyfi tutuklamalarla, siyahi
gençlerin dörtte üçünün DNA verilerini topladı.
Fransa Adalet Bakanı Michele Alliot-Marie, eşleri burka giyen Müslüman
erkeklere vatandaşlık hakkı verilmemesi gerektiğini belirtip, “Fransa vatandaşı
olmak isteyen ve eşi burka giyen bir kişi, ülkemizin değerlerini paylaşan biri
gibi görünmüyor. Dolayısıyla buna benzer bir durumda, vatandaşlık talebini
reddedeceğiz” dedi.
Ve ırkçılığın hızla tırmandığı İtalya…
Vittorio Longhi’nin ifadesiyle, “Berlusconi’nin ülkesinde göçmenleri
dışlamak, üst düzey siyasetçilerden mafya ve iş çevrelerine kadar her kesim için
bir kâr kapısına dönüştü. İtalya’da Çingeneler, Rumenler ve Afrikalılar
ayrımcılığa uğruyor.”[25]
2009’un ilk aylarında Kuzey Birliği’nin AB parlamenteri Matteo Salvini,
Milano’da “Milanolular için ayrı metro” önerisi getirdi.
Yine Kuzey Birliği’nin girişimi ile İtalya’da birçok kentte faaliyet gösteren
etnik restoranlar, özellikle de kebap dükkânları hedef alındı. İtalyan pizzası
ile ciddi bir rekabete giren kebapçılık ve kebap kültürünün önünü kesmek için
çeşitli nedenler öne sürüldü.
İtalya’da öğrenim yılından itibaren İtalyanca bilmeyen yabancı uyruklu
öğrencilerin bir yıl süreyle “uyum sınıflarında” tutulmaları kararlaştırıldı.
Uzmanlar bu öğrencilerin sınıflarda ayrıştırılmasının pedagojik açıdan yanlış
olduğunu açıkladı.
Roma ve Milano’da eşcinseller çesitli mekânlarda saldırıya uğradılar. Bu tür
saldırıların özellikle Roma’da yoğunluk kazandığı dikkat çekti.
İtalya’ya giriş yapan kaçak göçmenlerin sınır dışı edilene kadar tutuldukları
geçici barınma merkezlerinde koşulların kötülüğü medyanın gündemine oturdu.
İnsanlık dışı koşullarda alıkonulan göçmenlerin durumu konusunda AB İtalya’yı
uyardı.
İtalya’da kaçak göçmen olmak yasalar çerçevesinde suç kabul edildi.
Avrupalı neonazileri bir araya getiren ırkçı Ku Klux Klan hareketi İtalya’nın
yanı sıra İngiltere, Almanya ve Belçika’da örgütlendi.
Kuzey’de Brescia’ya bağlı Coccaglio Belediyesi, göçmen vatandaşlardan
arındırılmış bir Noel için “Beyaz Noel” adlı ırkçı bir proje geliştirdi.
Coccaglio’nun Kuzey Birliği partili Belediye Başkanı Franco Claretti’nin mimarı
olduğu proje, kaçak göçmenleri Coccaglio’dan dışlamayı öngörüyor. Proje, Bing
Crosby’nin “White Christmas” adlı parçasından esin aldı.
Inter takımının ileri saha oyuncusu siyahi Mario Balotelli, ırkçı Juventus
futbol taraftarlarının saldırılarına hedef oldu. Torino’da oynanan
Juventus-Inter karşılaşmasında Juventuslu bazı taraftarlar Balotelli’ye “Siyah
İtalyan olmaz!” diye sataştı.
Güney İtalya’da mevsimlik işçi olarak çalıştırılan göçmenler köle muamelesi
görüyor.
İtalya’daki merkez sağ koalisyonun ortağı Kuzey Birliği Partisi’nin yayın
organı ‘La Padania’ gazetesi, Batı’nın “İslâm tehlikesi” karşısında bir “haçlı
seferi” düzenlemesi gerektiğini savundu.
Hollanda’daki seçimde ise İslâm ve göçmen karşıtı Özgürlük Partisi (SVP)
zafer kazandı. Geert Wilders liderliğindeki SVP, Türklerin yoğun olduğu
Almere’deki belediye meclisi seçimlerinde birinci parti, 500 bin nüfuslu
anayasal başkent Lahey’de de ikinci geldi. Hollanda tarihinde ilk kez Lahey ve
Almere gibi kilit iki şehirde aşırı sağcı bir parti yüzde 20’lerin üzerine
çıkıyor. Wilders zaferi “Bugün Almere ve Lahey, yarın tüm Hollanda. Ülkeyi
İslâmcılığı destekleyen solcu elit tabakanın elinden kurtaracağız” sözleriyle
kutladı.
Devlet Bakanı Bojidar Dimitrov’un, Türkçe haber programının yayından
kaldırılmasını istediği Bulgaristan’da ise, ırkçı ATAKA partisi, ülkenin
Osmanlı’dan bağımsızlık ilanının 132. yıldönümünde Türk azınlık ve Türkiye
karşıtlığıyla sokağa döküldü.
Yunanlıların bağımsızlık mücadelesini başlatma tarihi olan 25 Mart 1821 milli
bayramı münasebetiyle Atina’da yapılan askerî geçit töreninde, 36 sualtı
komandosu, Türkler, Arnavutlar ve Makedonyalılar aleyhine “ırkçı” sloganlar
atıp, “Yunanlı doğarsın, hiçbir zaman olamazsın, domuz Arnavut kanını
dökeceğiz”, “Kıyım olacak, sonra da bayrağa ve haça ibadet ettiğinizde intikam
alacağız” diye haykırdılar…
Ayrıca Mora yarımadasında Şubat 2010’da göçmenlerin kaldığı bir evin ırkçı
saldırıya maruz kaldığı ortaya çıktı. Mora’nın Sparti kentinde yaşları 14-18
arasında değişen bir grup Yunan genç, Bangladeşli göçmenlerin kaldığı bir eve
molotof kokteylleriyle saldırırken, bu vahşetin görüntülerini internete
koydular.
Yine Girit adasındaki Hanya’da da göçmen çocuklara ders veren bir öğretmen
hedef alınmış, 27 yaşındaki öğretmenin eline ve giysilerine jiletle gamalı haç
çizilmiş, kentteki bir sinagog da iki kez kundaklanmıştı.
25 yaşındaki İsveçli Maria da, “Bu ülkede göçmenlerin problemi yok, bu
ülkenin göçmen problemi var” diyor![26]-
Alın size “uygar AB”!
IV) SONUÇ YERİNE
Buraya kadar izaha gayret ettiklerimi, “Geçmişin bugünkü kültürel tavırlar
üzerindeki etkisi, geçmişin kendisinden daha önemlidir” diyen Edward Said’in
saptaması özetler sanki…
Gerçekten de bu saptamayı devreye sokan olgular, Oryantalizmi günümüzde kimi
entelektüellerin yaptığı üzere bir “edebiyat ve/veya estetik üslubu”na
indirgeyemeyeceğimizi gösteriyor. Ya da salt okumuş-yazmışların ilgisini çekecek
bir asar-ı atika’dan ibaret olmadığını…
Oryantalizm yaşayan bir görüngüdür; coğrafî “Batı-Doğu” ilişkilerinden değil,
“emperyalizm-bağımlılık”, “(yeni)sömürgecilik-sömürge”, “merkez-çeper”,
“zengin-yoksul”, “dışlayan-dışlanan” ya da günümüzün terimleriyle “Kuzey-Güney”
ilişkilerinden türeyen bir görüngü…
Bu ilişkilerin temelinde yatan dengesizlik(ler), -söz konusu durumda
Kürdistan’ın sömürge statüsü- ortadan kaldırılmadıkça, alabileceği sonsuz
biçimlerle birlikte Oryantalizmi tasfiye etmek de olanaksızdır…
N O T L A R
[*] 10 Nisan 2010 tarihinde Dicle Üniversitesi Felsefe Kulübü ile
Sosyal Bilimler Kulübü’nün Diyarbakır’da düzenlediği “Oryantalizm ve Oryantalist
Bakış Açısı” başlıklı panelde yapılan konuşma…
[1] Amerikan Yerli Sözü.
[21] Seumas Milne, “Uluslararası Hukuk Ayaklar Altında”, The
Guardian, 17 Aralık 2009.
[22] “Seçimlerden Sonra Avrupa”, The Guardian, 9 Haziran
2009.
[23] Hazal Zengingül, “Öfkeden Teröre, Terörden Korkuya”, Radikal, 21
Temmuz 2009, s.15.
[24] Gazi Çağlar, “Liberal Irkçılık, İnan-Yatlar Ve Yoksulluk
Kıskacında Göçmenler”, Birgün, 29 Mart 2010, s.10.
[25] Vittorio Longhi, “İtalya’yı Irkçılık Birleştirdi”, The Guardian,
10 Ocak 2010.
[26] Erdem Güneş, “Onların Evi”, Radikal İki, 3 Ocak 2010,
s.12. Print  |