Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Karanlık dönemlerle hesaplaşmak / Hüseyin Habip TAŞKIN
Hüseyin Habip Taşkın

NEWROZ



Yaşanılan karanlık dönemlerde devletin güvenlik güçleri bazı insanlık dışı uygulamalara imza atmıştır. Bu insanlık dışı uygulamalar duyarlı kesimlerce dile getirilerek, unutulmaması sağlanmaktadır. Ayrıca karanlık dönemlerin bir daha yaşanmaması için de çaba harcanmaktadır. Tabii ki bu iş duyarlı kesimlerin güçleri oranında olmaktadır.

30 Temmuz 1943 tarihi, “33 Kurşun ve Mustafa Muğlalı Olayı” olarak anılır. Bu olay nasıl oldu da ses getirdi? Türk-İran hududunda kaçakçılığın kol gezdiği, peş peşe yaşanan Kürt ayaklanmalarına ilişkin anıların taze olduğu, İran Kürtlerinin Mahabad Cumhuriyeti'ni kurduğu ve SSCB'nin Kürtler üzerindeki nüfuzunun dorukta olduğu yıllarda bu olay yaşanmıştır.

30 Temmuz 1943 günü gece yarısından sonra tutuklular jandarma tarafından cezaevinden alınıp hudut taburu komutanına teslim edilir. Komutan, tutuklular arasında bulunan bir kadını kimseye sormadan serbest bırakır, kalan 33 kişiyi Çilli Gediği denilen hududa yakın bölgeye götürür. Hepsinin elleri bağlıdır. Bir işaret mangasının havaya ateş açmasından sonra iki manga da masum insanların üzerine ateş açar.

Gözaltına alınan Kürt köylülerin SSCB’ye ajanlık yaptığı iddia edilir. Bir yandan da “eşkıyalar” olarak gösterilmek istenmektedir. Çıkar ilişkisinde suçun bedelini masum köylülere ödetmiş oldular.

Olayın Ankara’da duyulmasından sonra tartışmaların başladığı biliniyor. Ancak CHP iktidarının, Demokrat Parti (DP) baskısını hissettiği 1946 seçimlerine kadar olayı örtbas ettiği de bir gerçektir. Seçimden sonra DP'nin baskısıyla verilen soruşturma emri neticesinde Mustafa Muğlalı 1949'da askeri mahkemede yargılandı ve 33 kişinin öldürülmesinden sorumlu bulunarak idama mahkum edildi. Ancak daha sonra Yargıtay kararı bozup, Orgeneral Muğlalı’nın cezasını 20 sene ağır hapse indirdi. Mustafa Muğlalı 1951 yılında cezaevinde öldü.

Ve şimdiki zaman… Van'ın Özalp ilçesindeki jandarma sınır taburunun adı “Mustafa Muğlalı Kışlası” oldu. Bu olay, imam-hatip okulları tartışmaları arasında fazla dikkat çekmedi. İlerleyen günlerde ise hararetli tartışmaların fitilini ateşledi. Öldürülen Kürt köylülerin yakınlarının devletten bir isteği vardı: Mustafa Muğlalı Kışlası’nın adı değiştirilsin.

 

***

 

Bizim kuşağımız 12 Eylül 1980 askeri darbesinde işkence tezgâhlarından geçti. Darağaçlarına gönderildi. Cezaevlerinde genç bedenler çürütüldü. Bizim kuşağın gençliği gasp edilerek elinden alındı demek yerinde olur.

Türkiye’nin birçok cezaevinde işkenceler, baskılar 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonraki yıllarda da yapıldı. Diyarbakır Cezaevi, tarihin unutulmayan karanlık sayfaları arasında yer aldı. Bu cezaevinde tam anlamıyla bir vahşet yaşandı. Kürt oldukları için her türlü işkence serbestti. Acıların içindeki genç bedenler kendilerini yakarak, gördükleri işkenceleri, baskıları dünyaya ve yaşadıkları coğrafyaya duyurdular.

Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananlar 12 Eylül askeri darbesinin ürünüdür. Şimdi ince bir noktaya değineyim: 30 Temmuz 1943’te yaşanmış “33 Kurşun Olayı”nın sorumlusunun adı bir kışlaya verilebiliyorsa, bir gün bir bakmışsınız ki Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceye onay veren ve katılan rütbeli askerlerin isimleri de oradaki kışlalara, sokaklara, bulvarlara verilmek istenir! Neden olmasın!?

 

***

 

Geçmişte yaşanan karanlık olaylar açığa çıkartılmadığı sürece, yaşanan olaylarla yüzleşilmediği sürece, daha çok karanlık kişilerin isimleri oraya, buraya, şuraya verildi diye duyacağız. Dünyanın başka halkları kendi darbecilerini yargılayıp mahkum ederken, 12 Eylül darbesinin şefi Kenan Evren’in adı yıllardır okullarda “okulun adı” olarak asılı durmuyor mu!?

‘Faili meçhul’ cinayetlerin yaşandığı, gazete binalarının bombalandığı, Kürt köylülerinin zorla göçe zorlandığı karanlık dönemin devlet yetkililerinden Mehmet Ağar’ın, Org. Doğan Güreş’in, Tansu Çiller’in, Murat Karayalçın’ın ve diğerlerinin isimleri sokaklara, meydanlara, okullara verilirse hiç şaşırmamamız gerekir!.. Çünkü yapılanlar bu ülkede çok çabuk unutuluyor. Hem de büyük bir kesim tarafından… Onun içindir ki, toplumun üzerindeki sindirilmişliği, ürkekliği atması için mücadele vermemiz gerekiyor. Karanlık olayların karanlık isimlerinin yargı önüne çıkması gerekiyor. İsimlerinin, her nerede olursa olsun kaldırılması gerekiyor.

 

 

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006