Karanlık dönemlerle hesaplaşmak / Hüseyin Habip TAŞKIN Hüseyin Habip Taşkın
NEWROZ
Yaşanılan karanlık dönemlerde devletin güvenlik güçleri
bazı insanlık dışı uygulamalara imza atmıştır. Bu insanlık dışı uygulamalar
duyarlı kesimlerce dile getirilerek, unutulmaması sağlanmaktadır. Ayrıca
karanlık dönemlerin bir daha yaşanmaması için de çaba harcanmaktadır. Tabii ki
bu iş duyarlı kesimlerin güçleri oranında olmaktadır.
30 Temmuz 1943 tarihi, “33 Kurşun ve Mustafa Muğlalı
Olayı” olarak anılır. Bu olay nasıl oldu da ses getirdi? Türk-İran hududunda
kaçakçılığın kol gezdiği, peş peşe yaşanan Kürt ayaklanmalarına ilişkin anıların
taze olduğu, İran Kürtlerinin Mahabad Cumhuriyeti'ni kurduğu ve SSCB'nin Kürtler
üzerindeki nüfuzunun dorukta olduğu yıllarda bu olay yaşanmıştır.
30 Temmuz 1943 günü gece yarısından sonra tutuklular
jandarma tarafından cezaevinden alınıp hudut taburu komutanına teslim edilir.
Komutan, tutuklular arasında bulunan bir kadını kimseye sormadan serbest
bırakır, kalan 33 kişiyi Çilli Gediği denilen hududa yakın bölgeye götürür.
Hepsinin elleri bağlıdır. Bir işaret mangasının havaya ateş açmasından sonra iki
manga da masum insanların üzerine ateş açar.
Gözaltına alınan Kürt köylülerin SSCB’ye ajanlık yaptığı
iddia edilir. Bir yandan da “eşkıyalar” olarak gösterilmek istenmektedir. Çıkar
ilişkisinde suçun bedelini masum köylülere ödetmiş oldular.
Olayın Ankara’da duyulmasından sonra tartışmaların
başladığı biliniyor. Ancak CHP iktidarının, Demokrat Parti (DP) baskısını
hissettiği 1946 seçimlerine kadar olayı örtbas ettiği de bir gerçektir. Seçimden
sonra DP'nin baskısıyla verilen soruşturma emri neticesinde Mustafa Muğlalı
1949'da askeri mahkemede yargılandı ve 33 kişinin öldürülmesinden sorumlu
bulunarak idama mahkum edildi. Ancak daha sonra Yargıtay kararı bozup, Orgeneral
Muğlalı’nın cezasını 20 sene ağır hapse indirdi. Mustafa Muğlalı 1951 yılında
cezaevinde öldü.
Ve şimdiki zaman… Van'ın Özalp ilçesindeki jandarma sınır
taburunun adı “Mustafa Muğlalı Kışlası” oldu. Bu olay, imam-hatip okulları
tartışmaları arasında fazla dikkat çekmedi. İlerleyen günlerde ise hararetli
tartışmaların fitilini ateşledi. Öldürülen Kürt köylülerin yakınlarının
devletten bir isteği vardı: Mustafa Muğlalı Kışlası’nın adı
değiştirilsin.
***
Bizim kuşağımız 12 Eylül 1980 askeri darbesinde işkence
tezgâhlarından geçti. Darağaçlarına gönderildi. Cezaevlerinde genç bedenler
çürütüldü. Bizim kuşağın gençliği gasp edilerek elinden alındı demek yerinde
olur.
Türkiye’nin birçok cezaevinde işkenceler, baskılar 12
Eylül 1980 askeri darbesinden sonraki yıllarda da yapıldı. Diyarbakır Cezaevi,
tarihin unutulmayan karanlık sayfaları arasında yer aldı. Bu cezaevinde tam
anlamıyla bir vahşet yaşandı. Kürt oldukları için her türlü işkence serbestti.
Acıların içindeki genç bedenler kendilerini yakarak, gördükleri işkenceleri,
baskıları dünyaya ve yaşadıkları coğrafyaya duyurdular.
Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananlar 12 Eylül askeri
darbesinin ürünüdür. Şimdi ince bir noktaya değineyim: 30 Temmuz 1943’te
yaşanmış “33 Kurşun Olayı”nın sorumlusunun adı bir kışlaya verilebiliyorsa, bir
gün bir bakmışsınız ki Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceye onay veren ve katılan
rütbeli askerlerin isimleri de oradaki kışlalara, sokaklara, bulvarlara verilmek
istenir! Neden olmasın!?
***
Geçmişte yaşanan karanlık olaylar açığa çıkartılmadığı
sürece, yaşanan olaylarla yüzleşilmediği sürece, daha çok karanlık kişilerin
isimleri oraya, buraya, şuraya verildi diye duyacağız. Dünyanın başka halkları
kendi darbecilerini yargılayıp mahkum ederken, 12 Eylül darbesinin şefi Kenan
Evren’in adı yıllardır okullarda “okulun adı” olarak asılı durmuyor mu!?
‘Faili meçhul’ cinayetlerin yaşandığı, gazete binalarının
bombalandığı, Kürt köylülerinin zorla göçe zorlandığı karanlık dönemin devlet
yetkililerinden Mehmet Ağar’ın, Org. Doğan Güreş’in, Tansu Çiller’in, Murat
Karayalçın’ın ve diğerlerinin isimleri sokaklara, meydanlara, okullara verilirse
hiç şaşırmamamız gerekir!.. Çünkü yapılanlar bu ülkede çok çabuk unutuluyor. Hem
de büyük bir kesim tarafından… Onun içindir ki, toplumun üzerindeki
sindirilmişliği, ürkekliği atması için mücadele vermemiz gerekiyor. Karanlık
olayların karanlık isimlerinin yargı önüne çıkması gerekiyor. İsimlerinin, her
nerede olursa olsun kaldırılması gerekiyor.
Print  |