“Evet” ile “Hayır” açmazındaki nafilelik / Sibel ÖZBUDUN - Temel DEMİRER Sibel ÖZBUDUN&Temel DEMİRER
NEWROZ
“Kaygılanmak ya da umut etmek değil
yeni silahlar aramak
gerekiyor.”
(Gilles
Deleuze)
“Muhafazakâr/maneviyatçı” “Anadolu Kaplanları”nın; bir
başka deyişle, önü, emek ve özgürlük mücadelesini boğan 12 Eylül askerî
darbesinin yol verdiği neo-liberal siyasalarla açılan, şimdinin moda tabiriyle
“askerî vesayet rejimi” altında semiren taşra burjuvazisinin “öz” partisi AKP;
bu coğrafyada iktidar olmak için hükümet olunmadığı gerçekliğine birbiri ardı
sıra birkaç kez toslayınca, bir “fars” sergilemeye koyuldu. 12 Eylül rejiminin
ve genelde askerî-sivil bürokrasinin siyaset üzerindeki müdahaleciliğini tasfiye
edecek bir “sivil Anayasa” idi farsın adı.
Ve ütopyaları AB’ye endeksli liberallerin tezahüratı
altında, öteki egemen fraksiyon ile anayasa değişikliği üzerinden bir
itiş-kakışa girişti. Birkaç hamlesi, kendilerini rejimin “kurucu iradesi” ile
özdeşleştirip, yeni yetme taşra burjuvazisinin ve siyasal temsilcisinin
niyetlerine kuşkulu gözlerle bakan geleneksel oligarşi tarafından püskürtülse
de, yılmadı. Parlamentodaki çoğunluğu, Türkiye’den bir “turuncu devrim”
beklentisi içindeki iç ve dış (neo-)liberal çevrelerin alkışları ve iftar
çadırlarının, valiliklerin, belediyelerin dağıttığı yardımların önünde kuyruğa
dizilen yoksulların “yaşa-varol!” haykırışlarından aldığı cesaretle, her
defasında, “liberal-demokrat” şakşakçıların gözünü boyayacak bir-iki tadilatın
üzerini örttüğü “geleneksel oligarşiyi” (askerî+sivil bürokrasi) etkisizleştirip
(özellikle) hukuk kurumunun iplerini kendi eline verecek düzenlemeler paketini
sürmesini bildi piyasaya…
Bu kez de öyle oluyor.
“12 Eylül rejiminin kökünü kazıyorum!” iddiasındaki AKP,
gerçekte 12 Eylül kurumlarının denetimini eline verecek önlemleri sunmaya
hazırlanıyor, referandumda. Böylelikle geleneksel laik/bürokratik elitin yerini
neo-liberal Fethullahçı elitin almasını sağlayacak bir “transformasyon”u,
ezilenlere, sömürülenlere “demokratikleşme/sivilleşme” olarak yutturmaya
kalkışıyor. Bir başka deyişle, kalkıştığı “düzen-içi düzenleme”, burjuvazinin
ezilenlere karşı kullandığı silahı sağ omzundan sol omzuna veya sol omzundan sağ
omzuna geçirmekten başka anlam ifade etmiyor.
Peki, önümüzdeki 12 Eylül referandumu “fars”ının (evet
evet; 12 Eylül 2010 günü gerçekleştirilecek olan referandum, yakın tarihimizdeki
kanlı bir trajedinin bir ‘fars’a bağlanmasıdır!) CHP’li/MHP’li “red cephesi”
neye denk düşüyor?
Anayasa değişikliklerine “Hayır!” demenin, bu zadegân
açısından 12 Eylül Darbe Anayasası’na sahip çıkmak, “Devlet ve Milletin Bölünmez
Bütünlüğü” adına onun kılına dokundurtmamaya yeminli, “lüzumu hâsıl olursa biz
değiştiririz” diyen bir yetkeciliği sürdürmek olduğunu vurgulamaya gerek var mı?
Olan biten, gerçekte şundan ibarettir: AKP düzenin
güçleri üzerindeki hâkimiyetini güçlendirecek aygıtları anayasa hükmüne
bağlamaya, dolayısıyla da iktidarını pekiştirmeye çabalarken, muarızları AKP
iktidarının elini rahatlatacak bu düzenlemelere karşı çıkıp, referandumu “Vatan
elden gidiyor!” aculluğu ile güvenoylamasına dönüştürme çabasına girişmişlerdir…
Bu, bu coğrafyanın sömürülenleri ve ezilenleri için bir
tuzaktır; referandum, önümüzdeki dönemde egemen fraksiyonlardan hangisini
sırtında taşıyacağını seçmesini istemektir emekçilerden, Kürtlerden,
yoksullardan, kadınlardan, gençlerden…
Ve emekçileri, Kürtleri, yoksulları, kadınları, gençleri,
yani ezcümle sömürülen ve ezilenleri referandumda “Evet” (ya da hiç fark etmez:
“Hayır”) oyu kullanmaya çağırmak, bu toprakların “lanetlileri”nin yazgısını bir
kez daha fillerin tepişmesine bağlamak anlamına
gelmektedir.
* *
*
Fillerin tepişmesinde taraf olan herkes, yani hem “ulusal
sol”cular, hem de “Fethullah” muhibbi liberaller bilmelidir ki,
devrimci-sosyalistlerin 12 Eylül Anayasası’nı savunmak gibi bir derdi yoktur;
olmaz da… Bu konuda her söz, muğalatadır, abes ile
iştigaldir…
Abes ile iştigal edenler; AKP “Taraf”lı liberallerdir;
hani “ama”lı, “fakat”lı konuşma ve yaşamayı meslek edinerek, hep sağlarından
medet uman siyasal kadavralardır! (Sahi,
kaç kişidir bu “Taraf”lı liberaller? Kim(ler)i temsil ederler? İstanbul’un
Beyoğlu’su dışında nere(ler)de bulunurlar? Şimdiye dek hangi taşın altına
sokmuşlardır ellerini?)
“Yetmez ama…” mı diyorsunuz! 12 Eylül’ün
izlerini silmek mi istiyorsunuz? Çok kolay: 12 Eylül’ün sebeb-i hikmetinin
karşısına dikilirsiniz! Sahi, 12 Eylül darbesi, Türkiye’de sermayenin
egemenliğini tahkim etmek için yapılmamış mıydı? Yoksa biz mi yanlış
hatırlıyoruz?
Bunu AKP’siz (Fethullah’sız) yapmaya; niyet
ve cüretiniz var mı?
Varsa, işte o zaman otoriterliğe karşı çıktığınızı
söylemeye hakkınız olur; yoksa susun!
“Yetmez…” deyip, ardından “Evet” diyen “aymazlık”;
“Ne”yin, “Neden” yetmez olduğunun “Niçin”i konusunda niye dut yemiş bülbüle
dönüyor?
Neden “şer” söylemini öne çıkarıp, ardından da “ehven-i
şer” ilan ettiğine itibar edilmesini
istiyor?
* * *
Ya “AKP gericiliğine karşı mücadele” kisvesiyle bu
coğrafyada kokuşmuş, yozlaşmış, tefessüh etmiş ne varsa “kutsal”, “dokunulmaz”
ilan eden “ulusal solcu”lar? “Anti-emperyalizm” maskenizin altından Kürtleri
“düşman” ilan eden kirli bir milliyetçilik sırıtmıyor mu? Bu ülkenin
emekçilerini, yoksullarını, Kürtlerini, kadınlarını, gençlerini boğan,
yaşamlarını cehenneme çeviren bütün baskı ve zulüm aygıtlarını, “vatanı
böldürtmeme” adına sahiplenmenize ne demeli?
İşte “açılım”dan beklediğini (ki beklediği, Kürtlerden,
kendilerine verilen birkaç hak kırıntısına medyun-u şükran, İslâm
maneviyatçılığı altında birleşmiş bir “millet-i sadıka” yaratabilmekti)
bulamayarak “millî birlik cephesi”ne rücu eden AKP’lilerle aynı safta
buluştunuz… Şimdi siperlerinizin ardında, “kim daha milliyetçi?” yarışmaları
düzenleyebilirsiniz rahatlıkla…
Bizim, yani devrimci sosyalistlerin ne “şer”inizle, ne de
“ehven-i şer”inizle bir işimiz olamaz.
Biz Eşitlik, Özgürlük, Eşitlikçi Özgürlük ya da
Özgürlükçü Eşitliğin Anayasası, Halkların Gönüllü ve Eşit Temelli Kardeşliği’nin
Anayasası’nı kaleme alacağımız kardeşlik günleri için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Bazılarınıza “uçuk-kaçık”, bazılarınıza “dogmatik gelse” de: Bunun için “Evet’e
de Hayır... Hayır’a da Hayır...” diyerek referandumu boykot
ediyoruz!
Boykot = boşa çıkarmadır; boykot egemen siyasetin
ilüzyonlarını deşifre edip, başka bir şeyin mümkün olduğunun propaganda ve
eyleminin örgütlenmesidir; bağımsız emekçi çizgisinin ortaya
çıkartılmasıdır!
Önümüzdeki “referandum aldatmacası” konusunda bizim
tavrımız bu.
Bu duruşun coğrafyamızda her türlü ezilme/sömürü
ilişkisine karşı duranlar açısından hayırlı bir ayrışmaya yol açacağı
kanısındayız.
Söz konusu duruş, Kürt hareketini ve sosyalist sol’u
liberal sivil toplumculuktan ayrıştırarak yeni (ve daha sağlıklı) birliklere
yönelmenin önünü açacaktır. Ve suyun batı yakasında iyi anlatılabildiği
takdirde, Fethullah’çı kuşatma ile 12 Eylül Anayasası arasında sıkışmış emekçi
kitlelerin hegemonik söylemden kopuşunu
kolaylaştırabilir.
Print  |