Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Savaş ve imha yaygınlaştırılıyor / T.Atmaca
T.Atmaca

NEWROZ



En yetkili ağızların “tarihi fırsat”, “Kürt sorununu çözeceğiz” diye açıklamalar yaptığı, “Kürt Açılımı”, “Demokratik Açılım” ve en sonunda “Milli Birlik ve Kardeşlik” dediği sürecin çözümünü AKP hükümeti de savaşta buldu. Son günlerde savaş çığlıklarının ayyuka çıktığı bir süreci yeniden yaşıyoruz. Bir kez daha mevcut devlet ve AKP hükümeti Kürt/Kürdistan sorununu savaşa, katliama, imha ve inkâr politikasına havale etti. Ve çözümü “özel ordu” kurmakta buldu.

Öncelikle, “Kurulacağı belirtilen bu özel orduya kimler alınacak veya kimler katılacak?” sorusunun cevabına bakmak gerekiyor. Hiç kuşkusuz, cebinde parası olan katılmayacağına göre, özel orduya, işsizlikten, yoksulluktan, açlıktan muzdarip emekçi halk çocukları müracaat edecek. Başbakan'ın planı hararetle savunmasındaki gerekçesi, yeterli askeri eğitimi almamış 'yoksul' gençlerin dağlarda ölmesini önlemek(!) Ama kurulacak ‘özel ordu’da da ‘yoksul’ gençler yer alacağından, ölen de öldüren de yine yoksul gençler olacak. Aradaki tek fark, bu kez ölüme gönderilenlerin cepleri dolu olacak.

Rakamlar açıklanmasa da bugün K.Kürdistan’da 200 binden fazla askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor. Oluşturulacak paralı asker sayısının ne kadar olacağı ilk etapta belli değil. AKP’li bakan Egemen Bağış’ın dediği gibi 500 bin değil. Telaffuz edilen rakam 20-30 bin. Siyasal hesaplar, 'ihtiyaçlar' dikkate alınarak kısa zaman zarfında bu rakamın çok çok üstünde paralı askerin alınacağını öngörmek için kâhin olmaya hiç gerek yok. Hatırlanacaktır, bir dönem Kürt/Kürdistan sorununu savaşla çözme çerçevesinde koruculuk sistemi de küçük bir rakamla başladı, bugün 80 bin gibi ortalama bir ordu sayısına ulaştı. Yine açıklamalara göre bu ‘özel ordu’da görev yapacaklar yüksel maaş alacaklar. Pek telaffuz edilmese de, yüksek maaşlı bu 'özel' askerlerin her birinin maliyeti (maaş, barınma, yiyecek vb. toplamı) 10 bin TL'den aşağı olmayacaktır. En düşük sayıdaki 'özel ordu'nun sadece personel maliyeti bile bu haliyle, yıllık 2,5-3 milyar TL'yi buluyor. Bu paralı askerlerin sözleşmelerinin bitmesi ya da ölmesi durumunda ödenecek tazminatlar da işin cabası. O zaman şunu sormak gerekiyor: Kimin cebinden çıkacak bu paralar?

Bugün bütçenin en büyük payının orduya ayrıldığını, yediğimiz, içtiğimiz her şeyden alınan vergilerin büyük kısmının orduya gittiğini düşünürsek, bunun yükünün de emekçilerin sırtına bindiği bir gerçek iken, o zaman ‘özel ordu’nun maliyeti de yine emekçi yoksul halktan kesilecektir.

Yeni suç makinesi

Yapılan açıklamalara göre paralı askerler, 'görev' süreleri boyunca sınır bölgesinde, dağda kalacak. Yani birer savaş ve ölüm makinesi haline gelecek. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Murat Yetkin’in “Daha önce benzeri girişimlerde, çeteleşme gibi istismar gibi ucu bugün süren bazı davalara uzanan görev ve insan hakları ihlalleri söz konusu olmuştu. Bu yöndeki endişeleri dikkate alıyor musunuz?” sorusunu, “Bu tür istismarların bu yapıda olmayacağını düşünüyoruz. Çünkü devletin mevcut yapısına resmen bağlı bulunacak, görev yaparken başında subay olacak, Genelkurmay bünyesinde çalışacak. Yasaya tabi olacak” diye yanıtlıyor. (Radikal, Murat Yetkin, 17 Temmuz 2010)

Görüldüğü gibi Milli Savunma Bakanı’nın verdiği, verebileceği bütün güvence bu! JİTEM de Genelkurmay'a bağlıydı, JİTEM timlerinin başında da bir subay bulunuyordu... Ya da korucular da devlete bağlıydı…

Salt bu değil, mevcut AKP hükümetinin çözüm adına sunduğu planlarından biri de Özel Harekât Polisi sayısını 4 binden 7 bine çıkarmak ve bunların önemli bir bölümünü Kürt/Kürdistan illerine göndermek. Böylece sınır 'özel ordu'ya, kentler 'özel polis'e teslim edilecek. Bugün de AKP-MHP arasında polemik konusu yapılan sarkık bıyıklı Özel Harekat Polisi'nin 2002 Kasım'ına kadar bölgede işlediği suç dökümü hayli kabarık.

Mevcut AKP hükümeti, geçmiş deneyler değerlendirilecek diyerek, bugünkü özel ordunun sarkık bıyıklı olmayacağını söylüyor. Zaten Kürdistan’da, standart asker ve polisin dışında JİTEM, Özel Kuvvetler gibi 'özel' savaş aygıtları dün olduğu gibi bugün de kullanılmakta. Ayrıca belirttiğimiz gibi, Kürdistan’da oluşturulan koruculuk sistemi de başlı başına 'özel ordu' niteliğinde. Standart asker ve polisin 'hukuka uygun' prosedürel uygulamaları bir yana, Kürdistan’da faaliyet yürüten diğer tüm 'özel' savaş araçlarının tümünün 'özel' seçilmiş kadrolardan oluşturulduğunu ve hepsinin birer suç makinesi haline dönüştüğünü, bugün deyim uygunsa ‘sağır sultan’ bile biliyor. Sadece 2006 yılında resmi rakamlara göre 5 bin korucunun suç işlediği dikkate alınırsa, AKP'nin yeni savaş oyuncağının neler yapabileceğini kestirmek güç olmasa gerek.

Tüm formülleri imhaya yönelik

TSK'nın K.Kürdistan’da yaklaşık 200 bine, toplamda 1 milyona yakın asker sayısıyla, bugüne kadar devreye soktuğu JİTEM'i, Özel Hareket Timleri, korucusu ve bir bütün olarak devreye soktuğu imha ve inkâr politikası Kürt/Kürdistan sorununda 'çözüm' olamadı. Hükümetin sınır boylarına koymak istediği ‘özel ordu’ -ki şimdilik 20 veya 30 bin sayısı telaffuz ediliyor- tek başına çok 'özel' bir yerde durmayacak. Mevcut AKP hükümeti, çözümsüzlük girdabından çıkmak için ‘özel ordu’ manipülasyonuyla süreci uzatacak formüller peşinde. Ancak ortaya attığı proje, sınırı 'özel asker'e, kenti 'özel polis'e teslim etmektir ki, bu, bugüne kadar Kürt/Kürdistan sorununda 'çözüm' olarak sunulmuş en tehlikeli yaklaşımlardan biridir.

Özel ordu ya da özel birlik, özünde bütün dünyadaki uygulamalarına baktığımızda özel savaş aygıtıdır. AKP'nin özel birlik olarak kamuoyuna duyurduğu silahlandırılmış savaş makineleri, özünde kontrgerillanın resmi bir statüde yeniden yaşama geçirilmesidir. Ve bu yeni bir şey de değildir. Dünyanın birçok yerinde bunlar gündeme getirildiği gibi, bu coğrafyada da aslında 1952’den beri, Yüksek Savunma Kurulu’nun kararıyla “Özel Kuvvetler” aramızda. Yani Türkiye Gladio’su ile paralel bir tarih…

Sadece savaşın sürdüğü son 30 yılda; 1983’te Özel Harekât Şube Müdürlüğü kuruldu,

1986’da uzman erbaşlık uygulaması başladı, 1993’te Özel Harekât Daire Başkanlığı kuruldu.

Görüldüğü gibi ileri sürülen hiç de yeni bir şey değil.

Mevcut sistemin bütün kurumları Kürt/Kürdistan sorununu tartışıyor. Kamuoyuna yansıyanlara baktığımızda, bir kez daha devlet ve mevcut AKP hükümetinin politik çözümden çok askeri yöntemleri ön plana çıkıyor. Özellikle ‘özel ordu’ konusunda AKP ile Genelkurmay arasında tam bir uyumun olması, bu sürecin önemli bir halkasını oluşturuyor.
Öyle ki, Kürtlere yönelik yapılan saldırılar yeterli görülmüyor. Daha kapsamlı askeri önlemlerin alınması için çok yönlü bir çalışma yapılıyor. Bugüne kadar, korucu, özel tim, çevik kuvvet, JİTEM elemanları, polis güçleri, askeri birliklerden oluşan 250 bin kişilik silahlı güç Kürdistan coğrafyasında konumlandırıldı. Resmi rakamlara yansıyan 17 bin faili meçhul cinayet işlendi, 4 bin köy boşaltıldı, 40 bin kişi katledildi, binlerce insan yaşadıkları topraklardan sürüldü. Ama bütün bunlara rağmen hiçbir sorun çözümlenmedi. Bütün bunlar yeterli görülmeyerek, Kürdistan’da vahşeti derinleştirmek için yeni askeri güçler devreye sokulmak isteniyor.
Evet, ‘açılım’ denilen sürecin geldiği nokta itibariyle görülüyor ki, askeri önlemler için başta AKP-CHP olmak üzere herkes ortak bir zeminde buluşmuş. Özellikle Erdoğan-Kılıçdaroğlu ve Başbuğ-Erdoğan görüşmelerinde bu projenin somutlaştırıldığı, kısa zamanda uygulamaya konulması konusunda tam bir ittifak oluştuğu, basına yansıyanlardan anlaşılıyor. Erdoğan’ın DSP ve Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeler sonrası kamuoyuna açıkladığı en önemli proje, 150 bin kişilik yeni bir özel ordunun, dahası kontrgerilla gücünün kurulmasında hemfikir olduklarıydı. Bu proje aynı zamanda devletin Kürt/Kürdistan sorununun çözümüne yaklaşımını da sergilemektedir. Salt burjuva partilerinin değil Genelkurmay’ın da bu konuda mevcut hükümetle hem fikir olması, bunun bir devlet politikası olduğunun göstergesidir.
Bunun bir devlet politikası olduğu aslında Savunma Bakanı tarafından dile getiriliyor. Savunma Bakanı Gönül, “Proje üzerinde Genelkurmay Başkanlığı çalışıyor. Halen elimizde uzman erbaş, uzman onbaşı statüsünü düzenleyen bir kanun var. Bunun içinde mi çözebiliriz? Yoksa yeni bir kanun mu çıkarılması gerekir? Bunu bizim arkadaşlar çalışıyor. Askerlik yönünü de, nasıl olacaklar, nasıl yetişecekler, hangi eğitim kuruluşlarında bunları ne kadar zamanda eğitebiliriz gibi hususları da Genelkurmay çalışıyor” diyor.
Basına ve kamuoyuna yansıdığı kadarıyla bu ‘özel ordu’ sınırda görev yapacak. “Özel orduya katılacak askerler, yüksek maaş alacak ve her yıl ayrıca yüklü miktarda da tazminat hakkına sahip olacak.” Yani yüksek maaşlı katiller ordusu oluşturulacak. Dünyanın birçok yerinde ve daha önce Kürdistan’da olduğu gibi kelle avcılığı yapılacak, ne kadar çok insan öldürürse, ne kadar kelle-kulak keserse başarısı o kadar fazla olacak. Alacağı para ödülü de artacak. Böylelikle daha çok para kazanmak için daha çok insanı öldürmeyi seçecek. Zaten her yerde paralı askerlerin mantığında bu ilişki tarzı vardır.

Evet, dünyanın birçok yerinde bu uygulamalar yapılmıştır. Ve ‘özel ordu’ dendiğinde ilk akla gelen Latin Amerika’dır. Bu anlamıyla Latin Amerika’da yaşananlara bir bakmak yeterli. Hatta belirttiğimiz gibi, o kadar uzağa gitmeye de gerek yok. 1990’lı yıllarda Kürdistan’da yaşananlara bakmak bile yeterli olsa gerek.

Savaş tamtamları çalınıyor

Mevcut iktidarı, muhalefeti topluca savaş tamtamları çalarken, gazetelerin köşe yazarları da boş durmuyor. Batıyı örnek gösterip “profesyonel ordu”nun faziletlerinden bahsedenler mi ararsınız, özel birliklerin illa hukuksuz uygulamalara yol açmayacağını savunanlar mı ararsınız... Sanki sözü edilen “profesyonel ordu”, “özel birlikler”, bazı Batı Avrupa ülkelerinin orduları gibi birkaç bin tane tedbir amaçlı istihdam edilmiş askerden oluşacak... Özel eğitimli komando birliklerini, “demokrasinin gereği profesyonel ordudur” diye yutturmaya çalışıyorlar.

“Profesyonel orduya geçiş önemli bir ihtiyaç, hatta zorunluluk. Türkiye’nin geç kaldığı bu dönüşümü Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin çoğu son beş yılda gerçekleştirdi. Bazıları ise bu dönüşümü tamamlamak üzere” (Taraf, Kurtuluş Tayiz, 16 Temmuz 2010) diyerek, yapılanları ordunun "profesyonelleştirilmesi" adımları olarak göstermeye çalışıyorlar. Bununla da kalınmıyor. Taraf gazetesinin 15 Temmuz 2010 tarihli sayısında, politika sayfasındaki üç haber, birbiri ile ilgili görünmese de, TSK’nın "profesyonelleştirilmesi" açısından gerekçe yaratır türden. Küçük bir haberde "Almanya zorunlu askerliği kaldırıyor" başlığını atan gazete, hemen yanına "PKK’ya karşı 'özel gerilla' " başlığı altında özel ordunun özelliklerini haber yaparken, altında da ABD’li Kongre üyesi Gary Ackermann’ın "Türkiye’ye uygun rol bulmalıyız" sözlerini aktarıyor. Üç haberi birlikte okuduğunuzda TSK’nin "profesyonelleştirilmesinin" ne kadar makul(!) bir yaklaşım olduğu hissine kapılmamak elde değil. Zaten uzunca bir süredir Taraf’ın yaptığı, özünde buydu. Birçok insan Taraf gazetesinin yaptığı haberlerle orduyu yıprattığını, bunun da iyi bir şey olduğunu iddia ediyor. Oysa eğer satır araları iyi okunup yorumlanırsa görülecektir ki, Taraf gazetesinin yaptığı özünde orduyu yıpratmak değil. Onun yaptığı, aslında orduya “sen bu işi yapamıyorsun, bu işi daha iyi yapmalısın; madem güçlü bir ordusun, gücünü göstermelisin”dir.

Kavram kargaşası

Bu coğrafyada hiçbir konu doğru dürüst tartışılmıyor. Tartışılmadığı için de kavramlar birbirinin içine geçiyor, tartışılan kavramlara herkes farklı anlamlar yüklüyor. Böylece tartışma sırasında neyin tartışıldığı da unutuluyor. İşte bugün yaşanan da bu. Yazılıp çizilenlere baktığımızda, profesyonel ordu, "terörle mücadele"nin profesyonellere devredilmesi, ordu ya da polise bağlı profesyonel birlikler kurulması, profesyonellerden oluşan sınır birlikleri... Bunların hepsi bir arada konuşuluyor ve tartışılıyor. Oysa bunlar birbirinden farklı şeyler. Ordunun profesyonelliğinin arttırılması demek, profesyonellerden oluşan bir ordunun oluşturulması ve halen yürürlükte olan zorunlu askerliğin kaldırılması demektir. Oysa böyle bir şey tartışılmıyor ve gündemde böyle bir şey yok.

Bugün Türk ordusunda profesyonel askerlerden oluşan birliklerin sayısı son yıllarda önemli oranda arttı. Bordo bereliler, özel komando taburları gibi birimlerdeki profesyonel asker oranı eskisine göre oldukça yüksektir. Bunun yeterli olmadığı görülüyor. Temel askerlik eğitiminden sonra PKK ile savaşa sürülen erler ve onbaşı ya da çavuş gibi düşük rütbelilerden fazlasıyla kayıp veriliyor. Geçici olarak askerlik yapmayan, askerliği meslek olarak seçenlerin ya da beş ile on yıl gibi uzun süreli askerlik yapacak olanların oranının artırılmasıyla bu kayıpların azaltılabileceği düşünülüyor. Bu anlamıyla hayata geçirilmek istenilen uygulamanın profesyonel ordu ile hiçbir alakası yok.

Evet, nedense orduların profesyonelleşmesinin ve zorunlu askerliğin kaldırılmasının aslında NATO’nun bir stratejisi olduğu ve şimdiye kadar NATO üyesi 28 ülkeden 23’ünün bu kararı uygulamaya soktuğundan hiç bahsedilmiyor. NATO’nun küresel stratejilerinin bir gereği olan bu adımın arkasında hangi nedenlerin yattığını ise politolog Marc Lindemann’dan aktaralım.
“Almanya ordusunun gelecekte hangi görevleri yerine getirmesi gerekir?” sorusuna şöyle yanıt veriyor: "[Federal Ordu] dünya çapında çok çeşitli ve geniş kapsamlı operasyonlarda kullanılacak hâle gelmelidir. Birliklerin, son derece yoğunluklu çatışmalara teknolojik, istihbarat ve kadro açısından üstün olarak katılmaları sağlanmalıdır. Özellikle Avrupa’nın katıldığı ihtilaflarda ulus aşırı işbirlikleri gereklidir ki sadece bu bile kadrolarda büyük yeteneği gerekli kılmaktadır. Sıradan askerlerin üstesinden gelebileceği bir iş değildir bu. Profesyonel kadrolar çok dilli olmalı ve komuta kademesinden gelecek emirleri, zorunlu askerliğini yapan yurttaşın 'Bunu neden yapıyorum?' biçiminde ortaya çıkan demokratik iradesi olmaksızın yerine getirmelidir."

Evet, bu konsept çerçevesinde NATO ülkelerinin büyük bölümü aşamalı olarak profesyonel orduya geçiyorlar. Dünyanın değişik bölgelerine hızla müdahale edilebilmesi için gelişmiş teknik donanıma sahip, iyi askeri eğitim görmüş, farklı silahları kullanabilen kişilere ihtiyaç duyuluyor. Kısa süreli askerlik yapanlar arasından bu özelliklere sahip kişilerin yetiştirilmesi mümkün değildir. Gelişen askeri teknolojiyi de göz önünde bulundurursak, kişilerin sürekli olarak askeri eğitim almaları gerekiyor. Bunun olabilmesi için, yani sürekli askeri eğitim alabilmek için sürekli silah altında bulunmak gerekiyor. Bunun için ise ya askerliğin meslek olarak seçilmesi ya da uzun süre askerlik yapılması gerekiyor.

İşte bugün yapılmak istenilen de budur: "Terörle mücadele" dedikleri tamamen profesyonellerin işi olacak, geçici askerler ise başka alanlarda görev yapacaklardır. Yani başta Taraf gazetesi yazarları olmak üzere birilerinin iddia ettiği gibi bu süreç zorunlu askerliğin kaldırılması ve buradan hareketle de tümüyle profesyonel bir orduya geçiş değildir. Yakın bir gelecekte de bu mümkün görülmüyor.

Çünkü Türk ordusu tam da Althusser’in belirttiği üzere devletin ideolojik aygıtlarından biridir. Ordu sadece silahlı eğitim değil, aynı zamanda ideolojik eğitim yeridir. Zorunlu askerlik yapanlara verilen ideolojik eğitim, silahlı eğitimden daha önemlidir. Hele bir de zorunlu askerlik yaşını düşünürsek bu daha da önem kazanıyor.

Geçtiğimiz günlerde basında da sık sık tartışıldığı gibi, zorunlu askerliğini er olarak yapan çok sayıda kişi, orduda ucuz işgücü olarak hizmet görüyor. Hatta basına yansıdığı kadarıyla bu 80-100 bin kişi, orduevinden orduya ait tatil kamplarına kadar birçok alanda ucuz işgücü olarak çalıştırılıyorlar. Üstelik bunların işlerini beğenmeyip başka bir yere gitme şansları da yok. Bu ve benzeri nedenlerden ötürü bile, iddia edildiği gibi profesyonel orduya geçilmiyor. Orduda profesyonel asker oranının arttığı, profesyonel ve zorunlu askerlerin görev alanlarının daha kesin çizgilerle ayrıldığı, ama zorunlu askerliğin de kalkmadığı bir döneme giriliyor.

İşte bugünkü uygulamayı, TSK’nın "profesyonelleştirilmesini" modern ve gerekli bir adım ve de "en verimli çağlarında zorunlu askerlik külfiyetinden kurtaracak" değişim olarak görenler yanılıyorlar. Son günlerde tartışıldığı gibi 150 veya 500 binlik bir profesyonel ordunun sadece Kürt/Kürdistan’da PKK’ye karşı kullanılacağını düşünmek ise fazlasıyla naiflik olur. Kim aksini iddia ediyorsa, bilin ki yalan söylüyordur.

Peki, bu yeni bir şey mi? Aslında bu yeni bir şey değil. 2007 yılında Kara Kuvvetleri Komutanı olan İlker Başbuğ, zamanın Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın da katıldığı Isparta’daki basın toplantısında, TSK’nin, “terörle mücadelede devamlılığı sağlamak” için profesyonel paralı askerlik uygulamasına geçeceğini açıklamıştı. Başbuğ, tamamı profesyonel askerlerden oluşan beşi Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na, biri Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı olmak üzere komando tugayları, sabit konuşlu ve alan kontrolü sağlayan iç güvenlik taburları ve bunlara bağlı destek unsurlarının oluşturulacağını, bu düzenlemeler kapsamında Eğridir Dağ ve Komando Okulu’nun paralı askerlerin eğitileceği okula dönüştürüleceğini de açıklamıştı.
AKP iktidarı sürecinde kotarılan ve alttan alta hazırlanan özel ordu konusu yeni bir şeymiş gibi kamuoyuna sunuluyor ve balık hafızalı gördükleri toplumun bununla yine beklenti içine sokulacağı, yeni bir çareymiş gibi sarılacağı düşünülüyor. Türk toplumunun bunu ne kadar yuttuğu bilinmez, ancak tartışma programlarında terör uzmanı, asker emeklisi, siyaset bilimci, yazar-çizer tayfası, özel profesyonel ordu konusunu Kürt/Kürdistan sorununun çözümünde temel enstrümanlardan biri olarak sunuyor.

Zamanın genelkurmay başkanı, özel orduya geçişin gerekçelerini ise şöyle izah etmişti: “Bölgesel konjonktür, NATO’nun yeni asimetrik savaş konsepti ve içerde de etnik milliyetçiliğe dayalı terör.”

Burada atlanan ve kamuoyundan gizlenen başka bir boyut söz konusu: Özel ordu personeli, NATO ve ABD güçleriyle ortak operasyonlara katılacak biçimde eğitilecek. NATO ve ABD güçleriyle koordinasyon ve ilişki konusunda, istihbarat ve bilgi paylaşımı konularında kurumlaşmalara gidiliyor. Yapılan son açıklamalarda, bu biçimde 100 bin kişi olarak hedeflenen özel-paralı ordunun 60 ila 80 bin kişiyi kapsayan kısmının tamamlandığı, sınır görevlerinin tamamen bunlara devredileceği, sınır ötesi operasyon, sıcak takip vb.lerini bu güçlerin yapacağı belirtiliyor. Ancak uluslararası arenada nasıl bir rol oynayacağı es geçiliyor. ABD ve NATO hizmetine amade olacak biçimde eğitilen özel ordunun bu yanı gizleniyor.

İşte, Kasım ayında Lizbon’da yapılacak olan zirvede yeni stratejisini belirleyecek olan NATO, bundan itibaren "küresel görevlerini" tek tek ülkelere verecek. NATO üyeleri de bu görevleri üstlenebilecek yetiye kavuşmak için ordularını "profesyonelleştirecek" -23 üye ülkenin yapmakta olduğu gibi-. Ama bugün AKP hükümetinin gündeme getirdiği ve tüm muhalefet partileri ve Genelkurmay’ıyla arkasında durdukları ‘özel ordu’nun bütün bunlarla bir alakası yok. Bu yapılan tamamen Kürt/Kürdistan sorununun çözümünün savaşa havale edilmesidir.



Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006