Savaş ve imha yaygınlaştırılıyor / T.Atmaca T.Atmaca
NEWROZ
En yetkili ağızların “tarihi fırsat”, “Kürt sorununu çözeceğiz” diye
açıklamalar yaptığı, “Kürt Açılımı”, “Demokratik Açılım” ve en sonunda “Milli
Birlik ve Kardeşlik” dediği sürecin çözümünü AKP hükümeti de savaşta buldu. Son
günlerde savaş çığlıklarının ayyuka çıktığı bir süreci yeniden yaşıyoruz. Bir
kez daha mevcut devlet ve AKP hükümeti Kürt/Kürdistan sorununu savaşa, katliama,
imha ve inkâr politikasına havale etti. Ve çözümü “özel ordu” kurmakta buldu.
Öncelikle, “Kurulacağı belirtilen bu özel orduya kimler alınacak veya kimler
katılacak?” sorusunun cevabına bakmak gerekiyor. Hiç kuşkusuz, cebinde parası
olan katılmayacağına göre, özel orduya, işsizlikten, yoksulluktan, açlıktan
muzdarip emekçi halk çocukları müracaat edecek. Başbakan'ın planı hararetle
savunmasındaki gerekçesi, yeterli askeri eğitimi almamış 'yoksul' gençlerin
dağlarda ölmesini önlemek(!) Ama kurulacak ‘özel ordu’da da ‘yoksul’ gençler yer
alacağından, ölen de öldüren de yine yoksul gençler olacak. Aradaki tek fark, bu
kez ölüme gönderilenlerin cepleri dolu olacak.
Rakamlar açıklanmasa da bugün K.Kürdistan’da 200 binden fazla askerin
konuşlandırıldığı tahmin ediliyor. Oluşturulacak paralı asker sayısının ne kadar
olacağı ilk etapta belli değil. AKP’li bakan Egemen Bağış’ın dediği gibi 500 bin
değil. Telaffuz edilen rakam 20-30 bin. Siyasal hesaplar, 'ihtiyaçlar' dikkate
alınarak kısa zaman zarfında bu rakamın çok çok üstünde paralı askerin
alınacağını öngörmek için kâhin olmaya hiç gerek yok. Hatırlanacaktır, bir dönem
Kürt/Kürdistan sorununu savaşla çözme çerçevesinde koruculuk sistemi de küçük
bir rakamla başladı, bugün 80 bin gibi ortalama bir ordu sayısına ulaştı. Yine
açıklamalara göre bu ‘özel ordu’da görev yapacaklar yüksel maaş alacaklar. Pek
telaffuz edilmese de, yüksek maaşlı bu 'özel' askerlerin her birinin maliyeti
(maaş, barınma, yiyecek vb. toplamı) 10 bin TL'den aşağı olmayacaktır. En düşük
sayıdaki 'özel ordu'nun sadece personel maliyeti bile bu haliyle, yıllık 2,5-3
milyar TL'yi buluyor. Bu paralı askerlerin sözleşmelerinin bitmesi ya da ölmesi
durumunda ödenecek tazminatlar da işin cabası. O zaman şunu sormak gerekiyor:
Kimin cebinden çıkacak bu paralar?
Bugün bütçenin en büyük payının orduya ayrıldığını, yediğimiz, içtiğimiz her
şeyden alınan vergilerin büyük kısmının orduya gittiğini düşünürsek, bunun
yükünün de emekçilerin sırtına bindiği bir gerçek iken, o zaman ‘özel ordu’nun
maliyeti de yine emekçi yoksul halktan kesilecektir.
Yeni suç makinesi
Yapılan açıklamalara göre paralı askerler, 'görev' süreleri boyunca sınır
bölgesinde, dağda kalacak. Yani birer savaş ve ölüm makinesi haline gelecek.
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Murat Yetkin’in “Daha önce benzeri
girişimlerde, çeteleşme gibi istismar gibi ucu bugün süren bazı davalara uzanan
görev ve insan hakları ihlalleri söz konusu olmuştu. Bu yöndeki endişeleri
dikkate alıyor musunuz?” sorusunu, “Bu tür istismarların bu yapıda olmayacağını
düşünüyoruz. Çünkü devletin mevcut yapısına resmen bağlı bulunacak, görev
yaparken başında subay olacak, Genelkurmay bünyesinde çalışacak. Yasaya tabi
olacak” diye yanıtlıyor. (Radikal, Murat Yetkin, 17 Temmuz 2010)
Görüldüğü gibi Milli Savunma Bakanı’nın verdiği, verebileceği bütün güvence
bu! JİTEM de Genelkurmay'a bağlıydı, JİTEM timlerinin başında da bir subay
bulunuyordu... Ya da korucular da devlete bağlıydı…
Salt bu değil, mevcut AKP hükümetinin çözüm adına sunduğu planlarından biri
de Özel Harekât Polisi sayısını 4 binden 7 bine çıkarmak ve bunların önemli bir
bölümünü Kürt/Kürdistan illerine göndermek. Böylece sınır 'özel ordu'ya, kentler
'özel polis'e teslim edilecek. Bugün de AKP-MHP arasında polemik konusu yapılan
sarkık bıyıklı Özel Harekat Polisi'nin 2002 Kasım'ına kadar bölgede işlediği suç
dökümü hayli kabarık.
Mevcut AKP hükümeti, geçmiş deneyler değerlendirilecek diyerek, bugünkü özel
ordunun sarkık bıyıklı olmayacağını söylüyor. Zaten Kürdistan’da, standart asker
ve polisin dışında JİTEM, Özel Kuvvetler gibi 'özel' savaş aygıtları dün olduğu
gibi bugün de kullanılmakta. Ayrıca belirttiğimiz gibi, Kürdistan’da oluşturulan
koruculuk sistemi de başlı başına 'özel ordu' niteliğinde. Standart asker ve
polisin 'hukuka uygun' prosedürel uygulamaları bir yana, Kürdistan’da faaliyet
yürüten diğer tüm 'özel' savaş araçlarının tümünün 'özel' seçilmiş kadrolardan
oluşturulduğunu ve hepsinin birer suç makinesi haline dönüştüğünü, bugün deyim
uygunsa ‘sağır sultan’ bile biliyor. Sadece 2006 yılında resmi rakamlara göre 5
bin korucunun suç işlediği dikkate alınırsa, AKP'nin yeni savaş oyuncağının
neler yapabileceğini kestirmek güç olmasa gerek.
Tüm formülleri imhaya yönelik
TSK'nın K.Kürdistan’da yaklaşık 200 bine, toplamda 1 milyona yakın asker
sayısıyla, bugüne kadar devreye soktuğu JİTEM'i, Özel Hareket Timleri, korucusu
ve bir bütün olarak devreye soktuğu imha ve inkâr politikası Kürt/Kürdistan
sorununda 'çözüm' olamadı. Hükümetin sınır boylarına koymak istediği ‘özel ordu’
-ki şimdilik 20 veya 30 bin sayısı telaffuz ediliyor- tek başına çok 'özel' bir
yerde durmayacak. Mevcut AKP hükümeti, çözümsüzlük girdabından çıkmak için ‘özel
ordu’ manipülasyonuyla süreci uzatacak formüller peşinde. Ancak ortaya attığı
proje, sınırı 'özel asker'e, kenti 'özel polis'e teslim etmektir ki, bu, bugüne
kadar Kürt/Kürdistan sorununda 'çözüm' olarak sunulmuş en tehlikeli
yaklaşımlardan biridir.
Özel ordu ya da özel birlik, özünde bütün dünyadaki uygulamalarına
baktığımızda özel savaş aygıtıdır. AKP'nin özel birlik olarak kamuoyuna
duyurduğu silahlandırılmış savaş makineleri, özünde kontrgerillanın resmi bir
statüde yeniden yaşama geçirilmesidir. Ve bu yeni bir şey de değildir. Dünyanın
birçok yerinde bunlar gündeme getirildiği gibi, bu coğrafyada da aslında
1952’den beri, Yüksek Savunma Kurulu’nun kararıyla “Özel Kuvvetler” aramızda.
Yani Türkiye Gladio’su ile paralel bir tarih…
Sadece savaşın sürdüğü son 30 yılda; 1983’te Özel Harekât Şube Müdürlüğü
kuruldu,
1986’da uzman erbaşlık uygulaması başladı, 1993’te Özel Harekât Daire
Başkanlığı kuruldu.
Görüldüğü gibi ileri sürülen hiç de yeni bir şey değil.
Mevcut
sistemin bütün kurumları Kürt/Kürdistan sorununu tartışıyor. Kamuoyuna
yansıyanlara baktığımızda, bir kez daha devlet ve mevcut AKP hükümetinin politik
çözümden çok askeri yöntemleri ön plana çıkıyor. Özellikle ‘özel ordu’ konusunda
AKP ile Genelkurmay arasında tam bir uyumun olması, bu sürecin önemli bir
halkasını oluşturuyor. Öyle ki, Kürtlere yönelik yapılan saldırılar yeterli
görülmüyor. Daha kapsamlı askeri önlemlerin alınması için çok yönlü bir çalışma
yapılıyor. Bugüne kadar, korucu, özel tim, çevik kuvvet, JİTEM elemanları, polis
güçleri, askeri birliklerden oluşan 250 bin kişilik silahlı güç Kürdistan
coğrafyasında konumlandırıldı. Resmi rakamlara yansıyan 17 bin faili meçhul
cinayet işlendi, 4 bin köy boşaltıldı, 40 bin kişi katledildi, binlerce insan
yaşadıkları topraklardan sürüldü. Ama bütün bunlara rağmen hiçbir sorun
çözümlenmedi. Bütün bunlar yeterli görülmeyerek, Kürdistan’da vahşeti
derinleştirmek için yeni askeri güçler devreye sokulmak isteniyor. Evet,
‘açılım’ denilen sürecin geldiği nokta itibariyle görülüyor ki, askeri önlemler
için başta AKP-CHP olmak üzere herkes ortak bir zeminde buluşmuş. Özellikle
Erdoğan-Kılıçdaroğlu ve Başbuğ-Erdoğan görüşmelerinde bu projenin
somutlaştırıldığı, kısa zamanda uygulamaya konulması konusunda tam bir ittifak
oluştuğu, basına yansıyanlardan anlaşılıyor. Erdoğan’ın DSP ve Kılıçdaroğlu ile
yaptığı görüşmeler sonrası kamuoyuna açıkladığı en önemli proje, 150 bin kişilik
yeni bir özel ordunun, dahası kontrgerilla gücünün kurulmasında hemfikir
olduklarıydı. Bu proje aynı zamanda devletin Kürt/Kürdistan sorununun çözümüne
yaklaşımını da sergilemektedir. Salt burjuva partilerinin değil Genelkurmay’ın
da bu konuda mevcut hükümetle hem fikir olması, bunun bir devlet politikası
olduğunun göstergesidir. Bunun bir devlet politikası olduğu aslında Savunma
Bakanı tarafından dile getiriliyor. Savunma Bakanı Gönül, “Proje üzerinde
Genelkurmay Başkanlığı çalışıyor. Halen elimizde uzman erbaş, uzman onbaşı
statüsünü düzenleyen bir kanun var. Bunun içinde mi çözebiliriz? Yoksa yeni bir
kanun mu çıkarılması gerekir? Bunu bizim arkadaşlar çalışıyor. Askerlik yönünü
de, nasıl olacaklar, nasıl yetişecekler, hangi eğitim kuruluşlarında bunları ne
kadar zamanda eğitebiliriz gibi hususları da Genelkurmay çalışıyor” diyor.
Basına ve kamuoyuna yansıdığı kadarıyla bu ‘özel ordu’ sınırda görev
yapacak. “Özel orduya katılacak askerler, yüksek maaş alacak ve her yıl ayrıca
yüklü miktarda da tazminat hakkına sahip olacak.” Yani yüksek maaşlı katiller
ordusu oluşturulacak. Dünyanın birçok yerinde ve daha önce Kürdistan’da olduğu
gibi kelle avcılığı yapılacak, ne kadar çok insan öldürürse, ne kadar
kelle-kulak keserse başarısı o kadar fazla olacak. Alacağı para ödülü de
artacak. Böylelikle daha çok para kazanmak için daha çok insanı öldürmeyi
seçecek. Zaten her yerde paralı askerlerin mantığında bu ilişki tarzı vardır.
Evet, dünyanın birçok yerinde bu uygulamalar yapılmıştır. Ve ‘özel ordu’
dendiğinde ilk akla gelen Latin Amerika’dır. Bu anlamıyla Latin Amerika’da
yaşananlara bir bakmak yeterli. Hatta belirttiğimiz gibi, o kadar uzağa gitmeye
de gerek yok. 1990’lı yıllarda Kürdistan’da yaşananlara bakmak bile yeterli olsa
gerek.
Savaş tamtamları çalınıyor
Mevcut iktidarı, muhalefeti topluca savaş tamtamları çalarken, gazetelerin
köşe yazarları da boş durmuyor. Batıyı örnek gösterip “profesyonel ordu”nun
faziletlerinden bahsedenler mi ararsınız, özel birliklerin illa hukuksuz
uygulamalara yol açmayacağını savunanlar mı ararsınız... Sanki sözü edilen
“profesyonel ordu”, “özel birlikler”, bazı Batı Avrupa ülkelerinin orduları gibi
birkaç bin tane tedbir amaçlı istihdam edilmiş askerden oluşacak... Özel
eğitimli komando birliklerini, “demokrasinin gereği profesyonel ordudur” diye
yutturmaya çalışıyorlar.
“Profesyonel orduya geçiş önemli bir ihtiyaç, hatta zorunluluk. Türkiye’nin
geç kaldığı bu dönüşümü Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin çoğu son beş yılda
gerçekleştirdi. Bazıları ise bu dönüşümü tamamlamak üzere” (Taraf, Kurtuluş
Tayiz, 16 Temmuz 2010) diyerek, yapılanları ordunun "profesyonelleştirilmesi"
adımları olarak göstermeye çalışıyorlar. Bununla da kalınmıyor. Taraf
gazetesinin 15 Temmuz 2010 tarihli sayısında, politika sayfasındaki üç haber,
birbiri ile ilgili görünmese de, TSK’nın "profesyonelleştirilmesi" açısından
gerekçe yaratır türden. Küçük bir haberde "Almanya zorunlu askerliği kaldırıyor"
başlığını atan gazete, hemen yanına "PKK’ya karşı 'özel gerilla' " başlığı
altında özel ordunun özelliklerini haber yaparken, altında da ABD’li Kongre
üyesi Gary Ackermann’ın "Türkiye’ye uygun rol bulmalıyız" sözlerini aktarıyor.
Üç haberi birlikte okuduğunuzda TSK’nin "profesyonelleştirilmesinin" ne kadar
makul(!) bir yaklaşım olduğu hissine kapılmamak elde değil. Zaten uzunca bir
süredir Taraf’ın yaptığı, özünde buydu. Birçok insan Taraf gazetesinin yaptığı
haberlerle orduyu yıprattığını, bunun da iyi bir şey olduğunu iddia ediyor. Oysa
eğer satır araları iyi okunup yorumlanırsa görülecektir ki, Taraf gazetesinin
yaptığı özünde orduyu yıpratmak değil. Onun yaptığı, aslında orduya “sen bu işi
yapamıyorsun, bu işi daha iyi yapmalısın; madem güçlü bir ordusun, gücünü
göstermelisin”dir.
Kavram kargaşası
Bu coğrafyada hiçbir konu doğru dürüst tartışılmıyor. Tartışılmadığı için de
kavramlar birbirinin içine geçiyor, tartışılan kavramlara herkes farklı anlamlar
yüklüyor. Böylece tartışma sırasında neyin tartışıldığı da unutuluyor. İşte
bugün yaşanan da bu. Yazılıp çizilenlere baktığımızda, profesyonel ordu,
"terörle mücadele"nin profesyonellere devredilmesi, ordu ya da polise bağlı
profesyonel birlikler kurulması, profesyonellerden oluşan sınır
birlikleri... Bunların hepsi bir arada konuşuluyor ve tartışılıyor. Oysa bunlar
birbirinden farklı şeyler. Ordunun profesyonelliğinin arttırılması demek,
profesyonellerden oluşan bir ordunun oluşturulması ve halen yürürlükte olan
zorunlu askerliğin kaldırılması demektir. Oysa böyle bir şey tartışılmıyor ve
gündemde böyle bir şey yok.
Bugün Türk ordusunda profesyonel askerlerden oluşan birliklerin sayısı son
yıllarda önemli oranda arttı. Bordo bereliler, özel komando taburları gibi
birimlerdeki profesyonel asker oranı eskisine göre oldukça yüksektir. Bunun
yeterli olmadığı görülüyor. Temel askerlik eğitiminden sonra PKK ile savaşa
sürülen erler ve onbaşı ya da çavuş gibi düşük rütbelilerden fazlasıyla kayıp
veriliyor. Geçici olarak askerlik yapmayan, askerliği meslek olarak seçenlerin
ya da beş ile on yıl gibi uzun süreli askerlik yapacak olanların oranının
artırılmasıyla bu kayıpların azaltılabileceği düşünülüyor. Bu anlamıyla hayata
geçirilmek istenilen uygulamanın profesyonel ordu ile hiçbir alakası yok.
Evet, nedense orduların profesyonelleşmesinin ve zorunlu askerliğin
kaldırılmasının aslında NATO’nun bir stratejisi olduğu ve şimdiye kadar NATO
üyesi 28 ülkeden 23’ünün bu kararı uygulamaya soktuğundan hiç bahsedilmiyor.
NATO’nun küresel stratejilerinin bir gereği olan bu adımın arkasında hangi
nedenlerin yattığını ise politolog Marc Lindemann’dan aktaralım. “Almanya
ordusunun gelecekte hangi görevleri yerine getirmesi gerekir?” sorusuna şöyle
yanıt veriyor: "[Federal Ordu] dünya çapında çok çeşitli ve geniş kapsamlı
operasyonlarda kullanılacak hâle gelmelidir. Birliklerin, son derece yoğunluklu
çatışmalara teknolojik, istihbarat ve kadro açısından üstün olarak katılmaları
sağlanmalıdır. Özellikle Avrupa’nın katıldığı ihtilaflarda ulus aşırı
işbirlikleri gereklidir ki sadece bu bile kadrolarda büyük yeteneği gerekli
kılmaktadır. Sıradan askerlerin üstesinden gelebileceği bir iş değildir bu.
Profesyonel kadrolar çok dilli olmalı ve komuta kademesinden gelecek emirleri,
zorunlu askerliğini yapan yurttaşın 'Bunu neden yapıyorum?' biçiminde ortaya
çıkan demokratik iradesi olmaksızın yerine getirmelidir."
Evet, bu konsept çerçevesinde NATO ülkelerinin büyük bölümü aşamalı olarak
profesyonel orduya geçiyorlar. Dünyanın değişik bölgelerine hızla müdahale
edilebilmesi için gelişmiş teknik donanıma sahip, iyi askeri eğitim görmüş,
farklı silahları kullanabilen kişilere ihtiyaç duyuluyor. Kısa süreli askerlik
yapanlar arasından bu özelliklere sahip kişilerin yetiştirilmesi mümkün
değildir. Gelişen askeri teknolojiyi de göz önünde bulundurursak, kişilerin
sürekli olarak askeri eğitim almaları gerekiyor. Bunun olabilmesi için, yani
sürekli askeri eğitim alabilmek için sürekli silah altında bulunmak gerekiyor.
Bunun için ise ya askerliğin meslek olarak seçilmesi ya da uzun süre askerlik
yapılması gerekiyor.
İşte bugün yapılmak istenilen de budur: "Terörle mücadele" dedikleri tamamen
profesyonellerin işi olacak, geçici askerler ise başka alanlarda görev
yapacaklardır. Yani başta Taraf gazetesi yazarları olmak üzere birilerinin iddia
ettiği gibi bu süreç zorunlu askerliğin kaldırılması ve buradan hareketle de
tümüyle profesyonel bir orduya geçiş değildir. Yakın bir gelecekte de bu mümkün
görülmüyor.
Çünkü Türk ordusu tam da Althusser’in belirttiği üzere devletin ideolojik
aygıtlarından biridir. Ordu sadece silahlı eğitim değil, aynı zamanda ideolojik
eğitim yeridir. Zorunlu askerlik yapanlara verilen ideolojik eğitim, silahlı
eğitimden daha önemlidir. Hele bir de zorunlu askerlik yaşını düşünürsek bu daha
da önem kazanıyor.
Geçtiğimiz günlerde basında da sık sık tartışıldığı gibi, zorunlu askerliğini
er olarak yapan çok sayıda kişi, orduda ucuz işgücü olarak hizmet görüyor. Hatta
basına yansıdığı kadarıyla bu 80-100 bin kişi, orduevinden orduya ait tatil
kamplarına kadar birçok alanda ucuz işgücü olarak çalıştırılıyorlar. Üstelik
bunların işlerini beğenmeyip başka bir yere gitme şansları da yok. Bu ve benzeri
nedenlerden ötürü bile, iddia edildiği gibi profesyonel orduya geçilmiyor.
Orduda profesyonel asker oranının arttığı, profesyonel ve zorunlu askerlerin
görev alanlarının daha kesin çizgilerle ayrıldığı, ama zorunlu askerliğin de
kalkmadığı bir döneme giriliyor.
İşte bugünkü uygulamayı, TSK’nın "profesyonelleştirilmesini" modern ve
gerekli bir adım ve de "en verimli çağlarında zorunlu askerlik külfiyetinden
kurtaracak" değişim olarak görenler yanılıyorlar. Son günlerde tartışıldığı gibi
150 veya 500 binlik bir profesyonel ordunun sadece Kürt/Kürdistan’da PKK’ye
karşı kullanılacağını düşünmek ise fazlasıyla naiflik olur. Kim aksini iddia
ediyorsa, bilin ki yalan söylüyordur.
Peki, bu yeni bir şey mi? Aslında bu yeni bir şey değil. 2007 yılında Kara
Kuvvetleri Komutanı olan İlker Başbuğ, zamanın Genelkurmay Başkanı Yaşar
Büyükanıt’ın da katıldığı Isparta’daki basın toplantısında, TSK’nin, “terörle
mücadelede devamlılığı sağlamak” için profesyonel paralı askerlik uygulamasına
geçeceğini açıklamıştı. Başbuğ, tamamı profesyonel askerlerden oluşan beşi Kara
Kuvvetleri Komutanlığı’na, biri Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı olmak üzere
komando tugayları, sabit konuşlu ve alan kontrolü sağlayan iç güvenlik taburları
ve bunlara bağlı destek unsurlarının oluşturulacağını, bu düzenlemeler
kapsamında Eğridir Dağ ve Komando Okulu’nun paralı askerlerin eğitileceği okula
dönüştürüleceğini de açıklamıştı. AKP iktidarı sürecinde kotarılan ve alttan
alta hazırlanan özel ordu konusu yeni bir şeymiş gibi kamuoyuna sunuluyor ve
balık hafızalı gördükleri toplumun bununla yine beklenti içine sokulacağı, yeni
bir çareymiş gibi sarılacağı düşünülüyor. Türk toplumunun bunu ne kadar yuttuğu
bilinmez, ancak tartışma programlarında terör uzmanı, asker emeklisi, siyaset
bilimci, yazar-çizer tayfası, özel profesyonel ordu konusunu Kürt/Kürdistan
sorununun çözümünde temel enstrümanlardan biri olarak sunuyor.
Zamanın genelkurmay başkanı, özel orduya geçişin gerekçelerini ise şöyle izah
etmişti: “Bölgesel konjonktür, NATO’nun yeni asimetrik savaş konsepti ve içerde
de etnik milliyetçiliğe dayalı terör.”
Burada atlanan ve kamuoyundan gizlenen başka bir boyut söz konusu: Özel ordu
personeli, NATO ve ABD güçleriyle ortak operasyonlara katılacak biçimde
eğitilecek. NATO ve ABD güçleriyle koordinasyon ve ilişki konusunda, istihbarat
ve bilgi paylaşımı konularında kurumlaşmalara gidiliyor. Yapılan son
açıklamalarda, bu biçimde 100 bin kişi olarak hedeflenen özel-paralı ordunun 60
ila 80 bin kişiyi kapsayan kısmının tamamlandığı, sınır görevlerinin tamamen
bunlara devredileceği, sınır ötesi operasyon, sıcak takip vb.lerini bu güçlerin
yapacağı belirtiliyor. Ancak uluslararası arenada nasıl bir rol oynayacağı es
geçiliyor. ABD ve NATO hizmetine amade olacak biçimde eğitilen özel ordunun bu
yanı gizleniyor.
İşte, Kasım ayında Lizbon’da yapılacak olan zirvede yeni stratejisini
belirleyecek olan NATO, bundan itibaren "küresel görevlerini" tek tek ülkelere
verecek. NATO üyeleri de bu görevleri üstlenebilecek yetiye kavuşmak için
ordularını "profesyonelleştirecek" -23 üye ülkenin yapmakta olduğu gibi-. Ama
bugün AKP hükümetinin gündeme getirdiği ve tüm muhalefet partileri ve
Genelkurmay’ıyla arkasında durdukları ‘özel ordu’nun bütün bunlarla bir alakası
yok. Bu yapılan tamamen Kürt/Kürdistan sorununun çözümünün savaşa havale
edilmesidir.
Print  |