KOÇGİRİLİLER-1 / Ali KENDAV Ali Kendav
NEWROZ
İnsanlık tarihi savaşlarla ve göçlerle doludur. İnsanlara büyük acılar yaşatan bu iki olgu ne yazık ki Kürt ulusunun da adeta yakasına yapışmıştır. Öyle ki Kürt Tarihi adeta savaşlar ve göçler tarihidir.
ÖNSÖZ
1980’li yılların başıydı. Köyde oturan büyükbabam hastalanmış ve doktora
gitmek için şehre gelmişti. Ben o zamanlar lisede okuyordum. Bugün tam olarak
hatırlamıyorum, ama sanırım üç veya dört gün bizde kalmıştı. Rahatsız olduğu
için kendisine hazırlanan yatakta yatıyordu. Ben de tam karşısındaki somyanın
üzerinde ders çalışıyordum. Bir ara beni çağırdı. Sırtına yastık koymamı istedi.
İki yastığı duvarla sırtının arasına koydum ve yatakta oturur vaziyete geldi.
Bana, kağıt ve kalem alıp yanına gelmemi söyledi. Öyle yaptım. Bana, “Bak oğlum,
ben yaşlıyım, bugün-yarın ölürüm. Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi sana
yazdıracağım, sen de bunları çocuklarına öğret” dedi. O söyledi, ben yazdım.
Üniversiteyi bitirip iş yaşamına atıldım. Değişik üniversitelerde okuyan
yeğenlerim ve akrabalarım vardı. Bir gün Mühendislik Fakültesi’nde okuyan bir
yakınımızın babası yurt dışından izine gelmişti. Uzun süredir görüşemiyorduk. O
akşam ziyaretlerine gittim. Hasret giderdik. Bol bol geçmişten söz ettik. Bir
ara mühendis adayı genç yeğenimiz söze karıştı; “Ya dayı, deminden beri Koçgiri
Koçgiri deyip duruyorsunuz, nedir bu Koçgiri?” dedi. Bu yeğenim anadili olan
Kürtçe’yi de bilmiyordu.
Benzer olayları diğer Koçgirililer arasında da yaşadım. Bunlar beni çok üzdü.
İnsanlar özlerine, kimliklerine yabancılaştırılmıştı. Üstelik bu olgu sadece
Koçgirililere özgü de değildi. Diğer Kürtler için de geçerliydi.
Büyükbabamın bana yazdırdığı notları hala muhafaza ediyorum. O zamanlar O’nu
tam anlayamamıştım. O’ndan aldığım bilgiler başlangıç oldu ve Koçgirilileri
araştırmaya başladım. Günlük yaşam ve iş yaşamından fırsat buldukça araştırdım.
Önce çevremdeki Koçgirili yaşlılardan bilgi topladım. Değişik köy ve ilçelere
araştırma gezileri yaptım. Konuyla ilgili ulaşabildiğim yazılı kaynakları
araştırdım. Ulaşabildiğim bilgileri inceledim. (Koçgirililer ve Koçgiri’ye
ilişkin yazılı kaynakların -birkaç istisna hariç- hemen hemen hepsi Türkçe
yazılmış. Bunlardan Türkçü ideolojinin konuya ilişkin çalışmaları gerçekleri
gizlemeye ve çarpıtmaya yönelik. Bu nedenle de bu kaynakları okurken, incelerken
dikkatli olmak gerek.) Derleyip toparladım. Bireysel çabamla yapabildiğim
kadarını, olanaklarım ölçüsünde yapıp yazıya döktüm. Amacım, ana hatlarıyla da
olsa “Koçgirililer”i tanıtmak.
Araştırmalarım sonucu ulaşıp inceleyebildiğim ve derlediğim bilgilerin ancak
özetini verme imkanına sahibim. Olanaklar bunu zorunlu kılıyor. Ayrıca birçok
konunun daha derin incelenmesine ihtiyaç var. Bunun dışında incelenmesi gerekli
başka konuların da varlığı bir gerçek.
Bu çalışmanın her konusu başlı başına bir araştırma alanı olma potansiyeline
sahip. Hepsi de bilimsel çalışmaların ilgisini bekliyor!
Bu çalışmam sırasında benden yardım ve desteğini esirgemeyen sayın Ali T.’na
(aşiret çizelgelerini oluştururken verdiği değerli bilgiler de dahil çok
katkılarından dolayı), Ozan İzzet’e, Pısmam Musa’ya, Apé Cengiz’e, Suna’ya,
Çiğdem’e ve basım-yayında emeği geçenlere teşekkür ediyorum.
Ali KENDAV / 2002
I - GİRİŞ
İnsanlık tarihi savaşlarla ve göçlerle doludur. İnsanlara büyük acılar
yaşatan bu iki olgu ne yazık ki Kürt ulusunun da adeta yakasına yapışmıştır.
Öyle ki Kürt Tarihi adeta savaşlar ve göçler tarihidir.
Bu çalışmamızın konusu olan Kürt-Alevi Koçgiri Aşireti’nin (Koçgirililer) de
nasibine düşen farklı bir şey değildir. Horasan’dan Pülümür’e (Dersim), oradan
Koçgiri’ye, Koçgiri’den güneye, 1960 sonrası ise kentlere ve yurt dışına birçok
göç yaşamış olan Koçgirililer, bugün dünyanın dört bir yanına dağılmış
durumdalar.
Koçgirilileri bir parçası oldukları Kürtlerden, Koçgiri’yi ise Kürdistan’dan
ayrı düşünmek olası değil. Bu nedenle asıl konumuza geçmeden önce Kürt ve
Kürdistan tarihi hakkında çok kısa da olsa bazı bilgileri vermeyi zorunlu
gördük.
II - TARİH
1- Günümüzden yaklaşık 3-2 milyon yıl önce yeryüzünde beliren insan,
doğaya karşı sürekli bir varolma mücadelesi içindedir.
İnsanlığın bu yöndeki çabaları, günümüzden yaklaşık 14.000 yıl öncesine kadar
(Paleolitik Çağ) rastgele avcılık-toplayıcılık, gittikçe uzman avcılık
aşamalarından sonra zıpkın ve olta gibi yeni av araçlarıyla balıkçılığın da
dahil olduğu uzman avcılık (Mezolitik Çağ) ve günümüzden yaklaşık 10.000 yıl
önce tarıma başlaması ile önemli bir aşamaya ulaşır. Çiftçiliğin başladığı ve
ilk köy topluluklarının ulaştığı (Neolitik Çağ) bu dönem uygarlığın temellerinin
atıldığı en önemli dönemdir (M.Ö. 9400-5000). Gelişmiş köy toplulukları dönemini
(Kalkolitik Çağ) ilk kent toplulukları dönemi izler (M.Ö. 3000-2000).
2- Uygarlığın temellerinin atıldığı bu önemli aşamalara zemin teşkil eden
toprakların başında “Ortadoğu” toprakları gelir.
Kürdistan, tarih bakımından çok ilginç bir coğrafyada, Ortadoğu’nun kalbinde
yer alıyor. Bu bölge uygarlığın beşiğidir. ‘Bereketli Hilal’ -the Fertile
Cresent (Mezopotamya’yı, batıya doğru Antep yöresi, Amik Ovası ve Çukurova’yı
kapsayan hilal biçimindeki verimli topaklara deniyor. Aynı zamanda tarihsel bir
anlamı da var: Bu bölge, Mısır’la birlikte, dünyamızda ilk uygarlıkların
fışkırdığı, yazının bulunduğu alan)- denen bölge, Kürdistan’ın geniş bir
bölümünü de kapsıyor. Dünyamızda insanlar, ilk kez bu kuşağın çevresindeki yağış
alan yüksek bölgelerde tarım yapmayı öğrendiler ve toprağa yerleştiler.
Kürdistan, Ortadoğu’nun üç büyük uygarlığının (Mezopotamya, Anadolu ve İran)
yalnız ortasında yer almakla kalmıyor; coğrafya olarak da bu üç ülkenin bir
parçasıdır. Kürdistan’ın batısı Anadolu’nun, doğusu İran’ın, güneyi
Mezopotamya’nın bir parçasıdır. Bu nedenle de Kürdistan’ın her üç uygarlıkta da
büyük payı vardır; her üçüne de katılmış, beşiklik etmiştir…
Dünyamızda ‘neolitik devrim’ diye adlandırılan dönem (insanın kullandığı
aletlerde büyük bir gelişme ve çeşitlilik, toprağa yerleşme, bitkilerin ekimi,
hayvanların ehlileştirilmesi dönemi) ilk kez Zagroslar’ın doğu ve batı yakası
ile Kuzey Mezopotamya’da gerçekleşti. (İran Kürdistan’ında Asiab, Guran, Ganj-e
Dareh, Ali Koş; Batı Zagroslar’da, yani Irak Kürdistan’ında ise Kerim Şahr, Zewi
Çemi Şanidar). Yapılan kazılarda şimdiye kadar saptanan en eski yerleşme bölgesi
Irak Kürdistan’ında, Rewanduz’un kuzey batısına düşen Zewi Çemi Şanidar’dır ve
M.Ö. 10. binyılın sonlarına, 9. binyılın başlarına rastlamaktadır… M.Ö. 8. ve 7.
binyıllarda, Zagroslar bölgesindeki sitelerde, örneğin Cermo (Jarmo), Serab, Ali
Koş ve Guran’da, yerleşik yaşamın ve hayvan ehlileştirmenin ardından, oldukça
gelişkin bir tarla tarımının varolduğu saptanmıştır. Kerkük’ün doğusunda Qalat
Cermo (Cermo kalesi) denen yöredeki yerleşimin tarihi M.Ö. 6750 yıllarına
rastlamaktadır… Bu bilgiler 1930’lu, daha çok da 1950’li yıllardan bu yana
yapılan kazılarda elde edilmiştir. Son olarak Türkiye Kürdistan’ında,
Mezopotamya Ovası’nın en kuzey sınırındaki Ergani yakınında, Dicle kıyısındaki
Hilar Köyü/Çayönü tepesinde ve Diyarbekir-Ergani yolu üzerindeki Girikê Heciyan
höyüğünde yapılan kazılar ise ortaya çok eski ve ilginç yerleşim birimleri daha
çıkardı. 1963 yılından beri Chicago Üniversitesi, Karlsruhe Üniversitesi ve
İstanbul Üniversitesi’nce ortaklaşa gerçekleştirilen kazı sonucunda ortaya çıkan
bu yerleşim biriminin M.Ö. 7500-7250 yıllarına denk düştüğü açıklanmış…
Hilar’daki yerleşimin 6-7 kadar evreden geçtiği, bunlardan en eskisinin M.Ö.
7500-6750 yıllarına denk düştüğü saptanmış ve bu ilk dönemdeki yapı tekniği ve
genel olarak sosyal gelişme, uzmanları şaşırtacak kadar gelişkin
bulunmuştur…
Mısır’da yerleşik yaşama geçişin ilk örnekleri ancak 5. binyılın ortalarına
(M.Ö. 4500) rastlıyor. Çin’de bu M.Ö. 5. binyılın başlarıdır… Belucistan’da ilk
yerleşik tarım M.Ö. 3500, Hindistan’da ise İndus kıyılarında ve M.Ö. 2600
yıllarındadır. *(1)
2001 yılında Urfa ili merkez Örencik Köyü kırsalında Göbeklitepe mevkiinde
yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında M.Ö. 10.000 - 9.000 yıllarına ait
yerleşim alanları bulundu. Alman arkeolog Klaus Schmidt başkanlığında 16
arkeolog tarafından yürütülen kazı çalışmaları hakkında Schmidt şu açıklamayı
yapıyor:
“… Yaptığımız kazılarda M.Ö. 9.400 yıllarına ait, çanaksız-çömleksiz denilen
Neolitik döneme ait yerleşim alanları bulduk. Bulunan tarihi eserlerin geneli
taştan. Küçük olanları Urfa Müzesi’ne teslim ediyoruz. Ancak çok büyük ve ağır
olan, üzerinde hayvan figürleri işlenmiş T şeklindeki taşlar ile, bir nevi aslan
heykeli çok ağır olduğundan yerinde koruma altına alınması gerekecek.”
*(2)
3- Çok eski zamanlardan beri Zagros Dağları ve çevresinde Lulu ve Guti
olarak adlandırılan halklar yaşamaktaydı.
Lulular, Gutiler’le kaynaşarak Kerkük bölgesine kadar yayıldılar. M.Ö.
2600-2550 yıllarında Sümer ve Akad topraklarına saldırarak işgal ettiler.
Sınırlarını Ağrı Dağı ve Tur-Abidin’e kadar genişlettiler.
Bilinen ilk kralları Emnatum’du. Kral Tırikan (Trigani) zamanında Urlar’a
yenilerek dağıldılar. Gutiler’in Sümer topraklarındaki yenilgisinden sonra
Bitlis bölgesindeki Gutiler Kardaka adını aldılar. Doğubilimci Threau Dangin’in
incelediği iki tablette (M.Ö. 200 yıllarına dayanıyor) şimdiki Kürdistan’da ve
Van Gölü’nün güneyinde yaşayan Su halkının yanında Kardaka denilen bir bölgenin
varolduğu anlaşılmıştır.
Yunanlı komutan ve tarihçi Ksenefon (M.Ö. 430-345), Anabasis adlı eserinde,
M.Ö. 401 yılında İran ordusuna yenilip ülkesine dönerken şimdiki Kürdistan’da
karşılaştığı Karduhi halkından söz eder.
Şemsettin Günaltay “Mezopotamya Tarihi” adlı eserinde Gutiler’in “başlangıcı
bilinemeyecek kadar çok eski zamanlardan beri Zagros Dağları’nda yaşadıklarını”
söyler. Dr. Kontinov ise, M.Ö. 4000 yıllarında Mezopotamya ve Zagros Dağları’na
yerleşen Guti ve Kusi’lerin (Kassit) Ari ırktan olduklarını ve günümüzdeki Kürt
Halkı’nın bu topluluklardan inip geldiğini savunur. Doğubilimciler Drawer ve Dr.
Rays da, Gutiler ve Kardaklar’ın Kürt Halkı’nın ataları olduğunu savunurlar.
Pensilvanya Üniversitesi’nden Prof. E. A. Speiser, “Mezopotamyalıların
Kökeni” adlı eserinde, Kürtlerin Gutiler ve Zagros Hulubileri’yle aynı ırktan
olduklarını savunur. (B.Nikitin, Kürtler).
Dr. Cemşid Bender, Gutiler’in M.Ö. 8000 yılından beri (Neolitik Çağ) Zagros
Dağları ve civarında yaşamakta olduklarını, M.Ö. 3100 yıllarında devlet yapısına
kavuştuğunu ve Kürtlerin Anadolu’nun en eski halkı olduğunu, dışarıdan bu
yörelere gelmediklerini, Ari ırktan olamayacaklarını savunarak, N.J. Marr ile
aynı görüşleri paylaşır. İhsan Nuri ise konuyla ilgili şunları yazar:
“Kürt asıllı olan Khaldi, Ararti, Subari, Nayri, Mitani, Muski ve Kassit
(Kusi) devletlerinin Gutiler’den geldiğini, yani tümünün kökenlerinin Gutiler’e
dayandığını gösteren açık, kesin ve tartışılması olanaksız tarihsel bir belge
vardır. Bu belge I. Salmanasar ile ilgilidir. Bu kral M.Ö. 1280-1261 yıllarında
Asur ülkesinde iktidarda bulundu. Yani Guti Kralı Emnatum’dan tam 1820 yıl
sonra. İşte bu Asur kralının kitabesinde şunlar yazılmıştır: ‘Bir yıldız gibi
parlayan Guti Halkı, yalnız çokluğuyla değil, azim, şiddet, dehşet ve
yıkıcılıklarıyla da tanınmışlardı. Düşmanlıkları bana karşı da sürüp gitti.’
Kürt Guti Devleti’nin ortadan kalkmasından takriben bin yıl kadar sonra yaşamış
Asur Kralı I. Salmanasar, böylece Guti kollarından inen ve kendi yaşadığı döneme
ulaşan Kürtleri ve onların yeni devletlerini Gutiler’in çocukları olarak
görmekte ve bin yıllık bir zaman aralığına rağmen Gutiler deyimini
kullanmaktadır. Yaptığı savaşlardan sonra aynı kral şunları yazmıştı: Ararat
sınırından, Tur-Abidin’e kadar bu ülke içinde su gibi Guti kanı aktı.” *(3)
Gutiler’in dağılmasından sonra onların bir kolu olan Kassit-Kusi’ler Zagros
Dağları’nı aşarak Babil’e geldiler. Babil’i işgal ederek büyük bir devlet
kurdular. Kassit-Kussi İmparatorluğu M.Ö. 1896-1176 yılları arasında siyasal
etkinliğini sürdürdü. M.Emin Zeki, M.Ö. VII.yy’da Senharipliler’in Kussiler’e
saldırıp onları yendiğini ve Kussiler’in şimdiki Loristan’a göç ederek Miladi
1.yüzyıla kadar yaşadıklarını, şimdiki Lorlar’ın kökenleri olduklarını
yazar.*(4)
Haldi-Urartular M.Ö. 9.yy’da, sınırları kuzeyde Kafkaslara, batıda Fırat
Nehri’ne, güneyde Rewanduz’a, doğuda Urmiye Gölü’ne kadar uzanan bölgelerde
büyük bir devlet kurmuşlardı. Başkentleri Tusba-Tospas’ı (Van) ilk kralları
Sardoris’in (M.Ö. 840) kurduğu sanılıyor. M.Ö. VII.yüzyılın sonlarına doğru
Medler’in saldırısı sonucu yıkıldı.
Subari-Hurriler’in varlığı M.Ö. 3000 yılına dek uzanıyor. Egemen oldukları
yerler, kuzeyde Aylamiler’in ülkesini ve Amanos Dağları’nı ve güneyde Suriye’yi
de içine alıyor. Bunlar uzun zaman Asurlular’la savaşıyorlar. Asurlular’ın
sonlarına doğru (M.Ö. 7.yy) Subari Devleti’nin adı kayboluyor. Bunun yerine
Subari veya Gutiler’in bir kolu olduğu sanılan Nayriler görülür. Nayriler,
Botan’da bağımsız bir devlet kurdular (Minorski ve Thareu-Dangin’e göre). Bazı
Doğubilimciler ve tarihçiler ise Nayriler’in Medler’le kaynaştıkları
kanısındadırlar. Şemdinan’da bunlara ait eserlere rastlanmıştır. *(5)
Hem Hurriler hem de Kassitler iyi at besleyicileri idiler. Atı savaşta
kullanmayı, küçük savaş arabasını onlar Mezopotamya ve Mısır’a öğrettiler.
Gutiler ve Kassitler’in ikisi de Zagroslar’da üstlenmişler (Kassitler bugünkü
Loristan’da, Gutiler daha kuzeyde). Hurriler ise Kassitler’in Babil’e egemen
oldukları dönemde Kuzey Mezopotamya ve Doğu Toroslar’a (bugünkü Kuzey
Kürdistan’a) egemendiler. Dolayısıyla bunlar aynı coğrafyada yaklaşık bin yıl
süreyle yan yana yaşadılar ve ilginçtir Babil’i aldılar, Suriye ve bir dönem
Hitit ülkesini işgal ettiler ama birbirleriyle savaştıklarına tanık olmuyoruz…
Bugünkü Kürtçe’nin morfolojisinin Hurri diline yakınlığı saptanmıştır (Prof. Dr.
J. Friedrich- Leibzig, ‘Hurri Dili Hakkında Ne Biliyoruz?’ adlı tebliği, Bkz. B.
Nikitin). Hurri diliyle Haldice’nin yakınlığı da.
Zaten tümü de Hint-Avrupa dil grubuna mensuptur... Kürt dilindeki
diyalektlerin kökeni de belki Medler dönemine kadar uzanıyor. Örneğin; Lor
diyalektiğinin temelinde Kassice’nin, Kurmanci’de Hurrice’nin bulunması pekala
mümkündür…
Diğer yandan, Hurriler’in ve Kassitler’in dillerinin Hint-Avrupa grubundan
olduğu konusunda hemen hemen görüş birliği var. Dolayısıyla, bu bölgenin
halklarının Hint-Avrupa kökenli bir dille tanışmış olmaları Medler’den çok
öncedir. Üstelik Hurri dili oldukça gelişkin bir dildi.*(6)
Kussi veya Subariler’in bir kolu olan Mittaniler, Habur Nehri ile Fırat Nehri
arasındaki bölgede bir devlet kurdular. Kargamış, Harran, Halep, Tu-nep, Kadeşi,
Antakya gibi önemli kentler de Mittaniler’in egemenlik alanına girdi (M.Ö. 16.yy
sonları). Mittaniler Kargamış’ta yüksek bir uygarlık kurdular… Önasya’nın en
işlek ticaret bağlarını ve merkezlerini oluşturdular. Eti kralı Tuşratta’ya
yenilip kralları esir düştükten sonra dağıldılar.* (7)
Kaynaklar
1)Kemal Burkay, Geçmişten Bugüne Kürt ve Kürdistan, Deng Yayınları, Cilt
1.
2)Özgür Politika Gazetesi, 25 Eylül 2001 tarihli.
3)Dr. Cemşid Bender, Kürt Tarihi ve Uygarlığı.-K. Burkay(age)-M .Emin Zeki,
Kürdistan Tarihi, Beybun Yay. , Haziran 92, Ankara.
4)C. Bender(age)- M. E. Zeki(age).
5)M. E. Zeki (age)
6)K. Burkay(age)
7) C.Bender(age)
Print  |