Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

KOÇGİRİLİLER-1 / Ali KENDAV
Ali Kendav

NEWROZ

İnsanlık tarihi savaşlarla ve göçlerle doludur. İnsanlara büyük acılar yaşatan bu iki olgu ne yazık ki Kürt ulusunun da adeta yakasına yapışmıştır. Öyle ki Kürt Tarihi adeta savaşlar ve göçler tarihidir.

ÖNSÖZ

1980’li yılların başıydı. Köyde oturan büyükbabam hastalanmış ve doktora gitmek için şehre gelmişti. Ben o zamanlar lisede okuyordum. Bugün tam olarak hatırlamıyorum, ama sanırım üç veya dört gün bizde kalmıştı. Rahatsız olduğu için kendisine hazırlanan yatakta yatıyordu. Ben de tam karşısındaki somyanın üzerinde ders çalışıyordum. Bir ara beni çağırdı. Sırtına yastık koymamı istedi. İki yastığı duvarla sırtının arasına koydum ve yatakta oturur vaziyete geldi. Bana, kağıt ve kalem alıp yanına gelmemi söyledi. Öyle yaptım. Bana, “Bak oğlum, ben yaşlıyım, bugün-yarın ölürüm. Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi sana yazdıracağım, sen de bunları çocuklarına öğret” dedi. O söyledi, ben yazdım.

Üniversiteyi bitirip iş yaşamına atıldım. Değişik üniversitelerde okuyan yeğenlerim ve akrabalarım vardı. Bir gün Mühendislik Fakültesi’nde okuyan bir yakınımızın babası yurt dışından izine gelmişti. Uzun süredir görüşemiyorduk. O akşam ziyaretlerine gittim. Hasret giderdik. Bol bol geçmişten söz ettik. Bir ara mühendis adayı genç yeğenimiz söze karıştı; “Ya dayı, deminden beri Koçgiri Koçgiri deyip duruyorsunuz, nedir bu Koçgiri?” dedi. Bu yeğenim anadili olan Kürtçe’yi de bilmiyordu.

Benzer olayları diğer Koçgirililer arasında da yaşadım. Bunlar beni çok üzdü. İnsanlar özlerine, kimliklerine yabancılaştırılmıştı. Üstelik bu olgu sadece Koçgirililere özgü de değildi. Diğer Kürtler için de geçerliydi.

Büyükbabamın bana yazdırdığı notları hala muhafaza ediyorum. O zamanlar O’nu tam anlayamamıştım. O’ndan aldığım bilgiler başlangıç oldu ve Koçgirilileri araştırmaya başladım. Günlük yaşam ve iş yaşamından fırsat buldukça araştırdım. Önce çevremdeki Koçgirili yaşlılardan bilgi topladım. Değişik köy ve ilçelere araştırma gezileri yaptım. Konuyla ilgili ulaşabildiğim yazılı kaynakları araştırdım. Ulaşabildiğim bilgileri inceledim. (Koçgirililer ve Koçgiri’ye ilişkin yazılı kaynakların -birkaç istisna hariç- hemen hemen hepsi Türkçe yazılmış. Bunlardan Türkçü ideolojinin konuya ilişkin çalışmaları gerçekleri gizlemeye ve çarpıtmaya yönelik. Bu nedenle de bu kaynakları okurken, incelerken dikkatli olmak gerek.) Derleyip toparladım. Bireysel çabamla yapabildiğim kadarını, olanaklarım ölçüsünde yapıp yazıya döktüm. Amacım, ana hatlarıyla da olsa “Koçgirililer”i tanıtmak.

Araştırmalarım sonucu ulaşıp inceleyebildiğim ve derlediğim bilgilerin ancak özetini verme imkanına sahibim. Olanaklar bunu zorunlu kılıyor. Ayrıca birçok konunun daha derin incelenmesine ihtiyaç var. Bunun dışında incelenmesi gerekli başka konuların da varlığı bir gerçek.

Bu çalışmanın her konusu başlı başına bir araştırma alanı olma potansiyeline sahip. Hepsi de bilimsel çalışmaların ilgisini bekliyor!

Bu çalışmam sırasında benden yardım ve desteğini esirgemeyen sayın Ali T.’na (aşiret çizelgelerini oluştururken verdiği değerli bilgiler de dahil çok katkılarından dolayı), Ozan İzzet’e, Pısmam Musa’ya, Apé Cengiz’e, Suna’ya, Çiğdem’e ve basım-yayında emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Ali KENDAV / 2002

I - GİRİŞ

İnsanlık tarihi savaşlarla ve göçlerle doludur. İnsanlara büyük acılar yaşatan bu iki olgu ne yazık ki Kürt ulusunun da adeta yakasına yapışmıştır. Öyle ki Kürt Tarihi adeta savaşlar ve göçler tarihidir.

Bu çalışmamızın konusu olan Kürt-Alevi Koçgiri Aşireti’nin (Koçgirililer) de nasibine düşen farklı bir şey değildir. Horasan’dan Pülümür’e (Dersim), oradan Koçgiri’ye, Koçgiri’den güneye, 1960 sonrası ise kentlere ve yurt dışına birçok göç yaşamış olan Koçgirililer, bugün dünyanın dört bir yanına dağılmış durumdalar.

Koçgirilileri bir parçası oldukları Kürtlerden, Koçgiri’yi ise Kürdistan’dan ayrı düşünmek olası değil. Bu nedenle asıl konumuza geçmeden önce Kürt ve Kürdistan tarihi hakkında çok kısa da olsa bazı bilgileri vermeyi zorunlu gördük.

II - TARİH

1- Günümüzden yaklaşık 3-2 milyon yıl önce yeryüzünde beliren insan, doğaya karşı sürekli bir varolma mücadelesi içindedir.

İnsanlığın bu yöndeki çabaları, günümüzden yaklaşık 14.000 yıl öncesine kadar (Paleolitik Çağ) rastgele avcılık-toplayıcılık, gittikçe uzman avcılık aşamalarından sonra zıpkın ve olta gibi yeni av araçlarıyla balıkçılığın da dahil olduğu uzman avcılık (Mezolitik Çağ) ve günümüzden yaklaşık 10.000 yıl önce tarıma başlaması ile önemli bir aşamaya ulaşır. Çiftçiliğin başladığı ve ilk köy topluluklarının ulaştığı (Neolitik Çağ) bu dönem uygarlığın temellerinin atıldığı en önemli dönemdir (M.Ö. 9400-5000). Gelişmiş köy toplulukları dönemini (Kalkolitik Çağ) ilk kent toplulukları dönemi izler (M.Ö. 3000-2000).

2- Uygarlığın temellerinin atıldığı bu önemli aşamalara zemin teşkil eden toprakların başında “Ortadoğu” toprakları gelir.

Kürdistan, tarih bakımından çok ilginç bir coğrafyada, Ortadoğu’nun kalbinde yer alıyor. Bu bölge uygarlığın beşiğidir. ‘Bereketli Hilal’ -the Fertile Cresent (Mezopotamya’yı, batıya doğru Antep yöresi, Amik Ovası ve Çukurova’yı kapsayan hilal biçimindeki verimli topaklara deniyor. Aynı zamanda tarihsel bir anlamı da var: Bu bölge, Mısır’la birlikte, dünyamızda ilk uygarlıkların fışkırdığı, yazının bulunduğu alan)- denen bölge, Kürdistan’ın geniş bir bölümünü de kapsıyor. Dünyamızda insanlar, ilk kez bu kuşağın çevresindeki yağış alan yüksek bölgelerde tarım yapmayı öğrendiler ve toprağa yerleştiler.

Kürdistan, Ortadoğu’nun üç büyük uygarlığının (Mezopotamya, Anadolu ve İran) yalnız ortasında yer almakla kalmıyor; coğrafya olarak da bu üç ülkenin bir parçasıdır. Kürdistan’ın batısı Anadolu’nun, doğusu İran’ın, güneyi Mezopotamya’nın bir parçasıdır. Bu nedenle de Kürdistan’ın her üç uygarlıkta da büyük payı vardır; her üçüne de katılmış, beşiklik etmiştir…

Dünyamızda ‘neolitik devrim’ diye adlandırılan dönem (insanın kullandığı aletlerde büyük bir gelişme ve çeşitlilik, toprağa yerleşme, bitkilerin ekimi, hayvanların ehlileştirilmesi dönemi) ilk kez Zagroslar’ın doğu ve batı yakası ile Kuzey Mezopotamya’da gerçekleşti. (İran Kürdistan’ında Asiab, Guran, Ganj-e Dareh, Ali Koş; Batı Zagroslar’da, yani Irak Kürdistan’ında ise Kerim Şahr, Zewi Çemi Şanidar). Yapılan kazılarda şimdiye kadar saptanan en eski yerleşme bölgesi Irak Kürdistan’ında, Rewanduz’un kuzey batısına düşen Zewi Çemi Şanidar’dır ve M.Ö. 10. binyılın sonlarına, 9. binyılın başlarına rastlamaktadır… M.Ö. 8. ve 7. binyıllarda, Zagroslar bölgesindeki sitelerde, örneğin Cermo (Jarmo), Serab, Ali Koş ve Guran’da, yerleşik yaşamın ve hayvan ehlileştirmenin ardından, oldukça gelişkin bir tarla tarımının varolduğu saptanmıştır. Kerkük’ün doğusunda Qalat Cermo (Cermo kalesi) denen yöredeki yerleşimin tarihi M.Ö. 6750 yıllarına rastlamaktadır… Bu bilgiler 1930’lu, daha çok da 1950’li yıllardan bu yana yapılan kazılarda elde edilmiştir. Son olarak Türkiye Kürdistan’ında, Mezopotamya Ovası’nın en kuzey sınırındaki Ergani yakınında, Dicle kıyısındaki Hilar Köyü/Çayönü tepesinde ve Diyarbekir-Ergani yolu üzerindeki Girikê Heciyan höyüğünde yapılan kazılar ise ortaya çok eski ve ilginç yerleşim birimleri daha çıkardı. 1963 yılından beri Chicago Üniversitesi, Karlsruhe Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’nce ortaklaşa gerçekleştirilen kazı sonucunda ortaya çıkan bu yerleşim biriminin M.Ö. 7500-7250 yıllarına denk düştüğü açıklanmış… Hilar’daki yerleşimin 6-7 kadar evreden geçtiği, bunlardan en eskisinin M.Ö. 7500-6750 yıllarına denk düştüğü saptanmış ve bu ilk dönemdeki yapı tekniği ve genel olarak sosyal gelişme, uzmanları şaşırtacak kadar gelişkin bulunmuştur…

Mısır’da yerleşik yaşama geçişin ilk örnekleri ancak 5. binyılın ortalarına (M.Ö. 4500) rastlıyor. Çin’de bu M.Ö. 5. binyılın başlarıdır… Belucistan’da ilk yerleşik tarım M.Ö. 3500, Hindistan’da ise İndus kıyılarında ve M.Ö. 2600 yıllarındadır. *(1)

2001 yılında Urfa ili merkez Örencik Köyü kırsalında Göbeklitepe mevkiinde yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında M.Ö. 10.000 - 9.000 yıllarına ait yerleşim alanları bulundu. Alman arkeolog Klaus Schmidt başkanlığında 16 arkeolog tarafından yürütülen kazı çalışmaları hakkında Schmidt şu açıklamayı yapıyor:

“… Yaptığımız kazılarda M.Ö. 9.400 yıllarına ait, çanaksız-çömleksiz denilen Neolitik döneme ait yerleşim alanları bulduk. Bulunan tarihi eserlerin geneli taştan. Küçük olanları Urfa Müzesi’ne teslim ediyoruz. Ancak çok büyük ve ağır olan, üzerinde hayvan figürleri işlenmiş T şeklindeki taşlar ile, bir nevi aslan heykeli çok ağır olduğundan yerinde koruma altına alınması gerekecek.” *(2)

3- Çok eski zamanlardan beri Zagros Dağları ve çevresinde Lulu ve Guti olarak adlandırılan halklar yaşamaktaydı.

Lulular, Gutiler’le kaynaşarak Kerkük bölgesine kadar yayıldılar. M.Ö. 2600-2550 yıllarında Sümer ve Akad topraklarına saldırarak işgal ettiler. Sınırlarını Ağrı Dağı ve Tur-Abidin’e kadar genişlettiler.

Bilinen ilk kralları Emnatum’du. Kral Tırikan (Trigani) zamanında Urlar’a yenilerek dağıldılar. Gutiler’in Sümer topraklarındaki yenilgisinden sonra Bitlis bölgesindeki Gutiler Kardaka adını aldılar. Doğubilimci Threau Dangin’in incelediği iki tablette (M.Ö. 200 yıllarına dayanıyor) şimdiki Kürdistan’da ve Van Gölü’nün güneyinde yaşayan Su halkının yanında Kardaka denilen bir bölgenin varolduğu anlaşılmıştır.

Yunanlı komutan ve tarihçi Ksenefon (M.Ö. 430-345), Anabasis adlı eserinde, M.Ö. 401 yılında İran ordusuna yenilip ülkesine dönerken şimdiki Kürdistan’da karşılaştığı Karduhi halkından söz eder.

Şemsettin Günaltay “Mezopotamya Tarihi” adlı eserinde Gutiler’in “başlangıcı bilinemeyecek kadar çok eski zamanlardan beri Zagros Dağları’nda yaşadıklarını” söyler. Dr. Kontinov ise, M.Ö. 4000 yıllarında Mezopotamya ve Zagros Dağları’na yerleşen Guti ve Kusi’lerin (Kassit) Ari ırktan olduklarını ve günümüzdeki Kürt Halkı’nın bu topluluklardan inip geldiğini savunur. Doğubilimciler Drawer ve Dr. Rays da, Gutiler ve Kardaklar’ın Kürt Halkı’nın ataları olduğunu savunurlar.

Pensilvanya Üniversitesi’nden Prof. E. A. Speiser, “Mezopotamyalıların Kökeni” adlı eserinde, Kürtlerin Gutiler ve Zagros Hulubileri’yle aynı ırktan olduklarını savunur. (B.Nikitin, Kürtler).

Dr. Cemşid Bender, Gutiler’in M.Ö. 8000 yılından beri (Neolitik Çağ) Zagros Dağları ve civarında yaşamakta olduklarını, M.Ö. 3100 yıllarında devlet yapısına kavuştuğunu ve Kürtlerin Anadolu’nun en eski halkı olduğunu, dışarıdan bu yörelere gelmediklerini, Ari ırktan olamayacaklarını savunarak, N.J. Marr ile aynı görüşleri paylaşır. İhsan Nuri ise konuyla ilgili şunları yazar:

“Kürt asıllı olan Khaldi, Ararti, Subari, Nayri, Mitani, Muski ve Kassit (Kusi) devletlerinin Gutiler’den geldiğini, yani tümünün kökenlerinin Gutiler’e dayandığını gösteren açık, kesin ve tartışılması olanaksız tarihsel bir belge vardır. Bu belge I. Salmanasar ile ilgilidir. Bu kral M.Ö. 1280-1261 yıllarında Asur ülkesinde iktidarda bulundu. Yani Guti Kralı Emnatum’dan tam 1820 yıl sonra. İşte bu Asur kralının kitabesinde şunlar yazılmıştır: ‘Bir yıldız gibi parlayan Guti Halkı, yalnız çokluğuyla değil, azim, şiddet, dehşet ve yıkıcılıklarıyla da tanınmışlardı. Düşmanlıkları bana karşı da sürüp gitti.’ Kürt Guti Devleti’nin ortadan kalkmasından takriben bin yıl kadar sonra yaşamış Asur Kralı I. Salmanasar, böylece Guti kollarından inen ve kendi yaşadığı döneme ulaşan Kürtleri ve onların yeni devletlerini Gutiler’in çocukları olarak görmekte ve bin yıllık bir zaman aralığına rağmen Gutiler deyimini kullanmaktadır. Yaptığı savaşlardan sonra aynı kral şunları yazmıştı: Ararat sınırından, Tur-Abidin’e kadar bu ülke içinde su gibi Guti kanı aktı.” *(3)

Gutiler’in dağılmasından sonra onların bir kolu olan Kassit-Kusi’ler Zagros Dağları’nı aşarak Babil’e geldiler. Babil’i işgal ederek büyük bir devlet kurdular. Kassit-Kussi İmparatorluğu M.Ö. 1896-1176 yılları arasında siyasal etkinliğini sürdürdü. M.Emin Zeki, M.Ö. VII.yy’da Senharipliler’in Kussiler’e saldırıp onları yendiğini ve Kussiler’in şimdiki Loristan’a göç ederek Miladi 1.yüzyıla kadar yaşadıklarını, şimdiki Lorlar’ın kökenleri olduklarını yazar.*(4)

Haldi-Urartular M.Ö. 9.yy’da, sınırları kuzeyde Kafkaslara, batıda Fırat Nehri’ne, güneyde Rewanduz’a, doğuda Urmiye Gölü’ne kadar uzanan bölgelerde büyük bir devlet kurmuşlardı. Başkentleri Tusba-Tospas’ı (Van) ilk kralları Sardoris’in (M.Ö. 840) kurduğu sanılıyor. M.Ö. VII.yüzyılın sonlarına doğru Medler’in saldırısı sonucu yıkıldı.

Subari-Hurriler’in varlığı M.Ö. 3000 yılına dek uzanıyor. Egemen oldukları yerler, kuzeyde Aylamiler’in ülkesini ve Amanos Dağları’nı ve güneyde Suriye’yi de içine alıyor. Bunlar uzun zaman Asurlular’la savaşıyorlar. Asurlular’ın sonlarına doğru (M.Ö. 7.yy) Subari Devleti’nin adı kayboluyor. Bunun yerine Subari veya Gutiler’in bir kolu olduğu sanılan Nayriler görülür. Nayriler, Botan’da bağımsız bir devlet kurdular (Minorski ve Thareu-Dangin’e göre). Bazı Doğubilimciler ve tarihçiler ise Nayriler’in Medler’le kaynaştıkları kanısındadırlar. Şemdinan’da bunlara ait eserlere rastlanmıştır. *(5)

Hem Hurriler hem de Kassitler iyi at besleyicileri idiler. Atı savaşta kullanmayı, küçük savaş arabasını onlar Mezopotamya ve Mısır’a öğrettiler.

Gutiler ve Kassitler’in ikisi de Zagroslar’da üstlenmişler (Kassitler bugünkü Loristan’da, Gutiler daha kuzeyde). Hurriler ise Kassitler’in Babil’e egemen oldukları dönemde Kuzey Mezopotamya ve Doğu Toroslar’a (bugünkü Kuzey Kürdistan’a) egemendiler. Dolayısıyla bunlar aynı coğrafyada yaklaşık bin yıl süreyle yan yana yaşadılar ve ilginçtir Babil’i aldılar, Suriye ve bir dönem Hitit ülkesini işgal ettiler ama birbirleriyle savaştıklarına tanık olmuyoruz… Bugünkü Kürtçe’nin morfolojisinin Hurri diline yakınlığı saptanmıştır (Prof. Dr. J. Friedrich- Leibzig, ‘Hurri Dili Hakkında Ne Biliyoruz?’ adlı tebliği, Bkz. B. Nikitin). Hurri diliyle Haldice’nin yakınlığı da.

Zaten tümü de Hint-Avrupa dil grubuna mensuptur... Kürt dilindeki diyalektlerin kökeni de belki Medler dönemine kadar uzanıyor. Örneğin; Lor diyalektiğinin temelinde Kassice’nin, Kurmanci’de Hurrice’nin bulunması pekala mümkündür…

Diğer yandan, Hurriler’in ve Kassitler’in dillerinin Hint-Avrupa grubundan olduğu konusunda hemen hemen görüş birliği var. Dolayısıyla, bu bölgenin halklarının Hint-Avrupa kökenli bir dille tanışmış olmaları Medler’den çok öncedir. Üstelik Hurri dili oldukça gelişkin bir dildi.*(6)

Kussi veya Subariler’in bir kolu olan Mittaniler, Habur Nehri ile Fırat Nehri arasındaki bölgede bir devlet kurdular. Kargamış, Harran, Halep, Tu-nep, Kadeşi, Antakya gibi önemli kentler de Mittaniler’in egemenlik alanına girdi (M.Ö. 16.yy sonları). Mittaniler Kargamış’ta yüksek bir uygarlık kurdular… Önasya’nın en işlek ticaret bağlarını ve merkezlerini oluşturdular. Eti kralı Tuşratta’ya yenilip kralları esir düştükten sonra dağıldılar.* (7)

Kaynaklar

1)Kemal Burkay, Geçmişten Bugüne Kürt ve Kürdistan, Deng Yayınları, Cilt 1.

2)Özgür Politika Gazetesi, 25 Eylül 2001 tarihli.

3)Dr. Cemşid Bender, Kürt Tarihi ve Uygarlığı.-K. Burkay(age)-M .Emin Zeki, Kürdistan Tarihi, Beybun Yay. , Haziran 92, Ankara.

4)C. Bender(age)- M. E. Zeki(age).

5)M. E. Zeki (age)

6)K. Burkay(age)

7) C.Bender(age)

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006