Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

“DÜNYAYA KARŞI TAVIR”: JOSÉ SARAMAGO-1 / Temel DEMİRER
Temel Demirer

NEWROZ

“Vatan, Millet, Sakarya” edebiyatına asla teslim olmayan; komünist olmanın “olmazsa olmazı” enternasyonal duruştan taviz vermeyen Saramago’nun duruşu…

“Tüm ruhum bir çığlık;

tüm yapıtlarım

bu çığlığın bir yorumu.”[1]

Yaşamayı, sonuna değin, en çok hak edenlerden birisiydi.

“Dünya öyle güzel ki, öleceğime yanıyorum” derdi O, José Saramago, çocukluk anıları ile yüzyıl başındaki Portekiz’i anlattığı, biyografik ‘Küçük Anılar’ında;[2] tarlada gün boyu çalışmış 90 yaşındaki nenesinden naklen…

Yaşamayı, sonuna değin hak etmek; ona bağlanmakla mümkündü; ki O da bunu gerçekleştirenlerdendi.

* * *

1998 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kabul konuşmasında, “Portekiz’in ne okyanusa kıyısı, ne de İspanya’ya sınırı olan en içerlek, en yalnız vilayetidir Ribatejo; adını, bağrından akan lacivert nehirden alır. Toprağı bereketli, üzümleri ve şarabı meşhurdur. Bağcılık yapmayanların at ya da boğa yetiştirdiği köylerde, toprakla mütemadiyen haşır neşir ve hayvanlarıyla hasbıhâl hâlinde insanlar yaşar” diyen O; “Hayatım boyunca tanıdığım en bilge adam okuma yazma bilmiyordu” diye eklerdi; Ribatejolu bir köylü, Jeronimo Meirinho’dan söz ederken.

“O adam” yani Jeronimo, karısı Josefa ile birlikte, havanın don yaptığı kış gecelerinde ağır bir battaniyenin altına kıvrılmadan önce, üşümesinler diye ağıldaki domuz yavrularını da yatağına taşıyan; dedesiydi.

Jeronimo’nun, soğuğu unutmak ve unutturmak için anlattığı destansı hikâyeler, küçük torununun zihninde, bin bir dönüşümden geçip çoğalarak, dünya edebiyatının en kuvvetli seslerinden birini yaratmıştı ihtiyar; farkında olmadan belki de.

Ribatejo’da sarhoş bir nüfus müdürünün, hüviyetine, ailesinin gerçek soyadı yerine, köylülerin babasıyla alay etmek için kullandıkları “yabani turp” anlamındaki “Saramago” kelimesini yazdığı o küçük torun, yıllar içinde büyük bir yazara dönüşecek, Nobel Edebiyat Ödülü’ne uzanacaktı.

José Saramago, yazarlığını besleyen şeyin, onu kendi geçmişine, kendi içine ve hep daha derine bakmaya zorlayan bu “yoksulluk” olduğunu unutmadı.

Saramago’yu, Saramago yapan bunlardı; ha, bir de komünistliği…

* * *

“Ben demokrasiye inanmıyorum” diye haykırmaktan bir adım geri atmayan O, ironi ve toplumsal eleştirinin ustasıydı.

Onu, José Saramago’yu, 18 Haziran 2010 tarihinde 88 yaşında kaybettik.

Yoksul bir köylü ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Saramago, eğitimini sürdürememiş ve işçi olmuştu.

1947 yılında ilk kitabını yayımlayıp, ardından dergilerde, yayınevlerinde, gazetelerde çalışarak yeni bir hayata başladı; 18 yıl yeni bir roman yazamadı.

Yaşamının son günlerine kadar muhalif olmayı sürdürdü, 1960’larda Portekiz Komünist Partisi’ne üye oldu.

80’lerde romancı olarak büyük bir ün kazandıktan sonra da PKP üyesi olmaktan vazgeçmedi, politik tavrını sürdürdü. Filistin’deki İsrail ya da Irak’taki ABD işgalini en sert biçimde protesto etti.

1992’de, ‘İsa’ya Göre İncil’ başlıklı romanına Avrupa Edebiyat Ödülü verilmek istendi; ancak Portekiz yapıtı Hıristiyanlık açısından “sakıncalı bulup” ödüle engel olunca, Saramago ülkesini terk edip, Lanzarote adasına taşındı.

Bu olayın ardından ölümüne kadar yaşayacağı İspanya’nın Kanarya Adaları’na yerleşen Saramago, daha sonra yazdıkları ve söyledikleriyle muhafazakârları sarsmayı, onlarla mücadeleyi sürdürdü. Örneğin, 2007’de “İspanya ve Portekiz birleşmeli”, 2009’da ise “İncil, kötü alışkanlıkların el kitabıdır” diyerek büyük tartışmaların önünü açtı.

1998’de “Okurlarını farklı bir gerçeklikle tanıştırdığı, hayal gücünün ve ironinin hâkim olduğu bir boyut vaat ettiği” için Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer bulundu.

Romanlarında toplumsal ve siyasi kurumların “sahte” yanını ve toplumsal düzenin nasıl kırılgan bir zemine kurulduğunu fantastik bir atmosferde anlatan Saramago, gerçek kişileri ve olayları ironik yaklaşımıyla ele alan, etkili yapıtlar üretti.

* * *

Saramago yazarlığı konusunda, “Her bir harfte, her bir kelimede, her bir sayfada, birbiri ardından her kitapta yaptığım şey, aslında yarattığım karakterleri peyderpey içime yerleştirmektir. Bu karakterler olmasaydı, bugün karşınızdaki bu adam olmayacaktım ben” der Nobel konuşmasında…

İlk romanı ‘Günah Ülkesi’ 1947’de yayımlanır. Ardından yıllar boyunca sessizliğe gömülür; 1966’da “Muhtemel Şiirler” adlı kitabıyla edebiyata geri dönecektir.

Bu kesitte teknik okulda öğretmenlikten gazeteciliğe farklı işler yaptığı aktarılmaktadır. Dünya görüşü nedeniyle, komünist olmasından ötürü sıkıntılı yıllar yaşamış, bela başından eksik olmamıştır. 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığında, “Eskiden bana ‘İyi adam ama komünist’ derlerdi; şimdi ‘Komünist ama iyi adam’ diyorlar,” diyecekti büyük romancı Saramago!

Gerçekten de, büyük bir romancıydı O.

Kaleme aldığı romanlarda okuyucuyu her seferinde soluksuz sürükleyen bir hikâye anlatıyor olması yanında, anlatının yarattığı “büyük imge”nin metni aşan bir özellik taşıması ve onun çağcıl bir imgeye dönüşüyor olmasından kaynaklanıyordu.

Örneğin, ‘Körlük’ romanında anlattığı hikâye, siyaset felsefesinin de en temel sorunsallarından biri olan insan doğasının niteliğinden, XXI. yüzyıl insanının içinde bulunduğu ümitsiz duruma kadar birçok konu hakkında büyük bir imge oluşturmanın peşindeydi.

Ferit Edgü’nün “Karanlık, umutsuzlukla eşanlamlı ise,/ umutsuz bir yazardı o./ Çünkü yalnız geceleri yazdı./ Ama, sabah uyandığında/ yazdıklarını okuyup ocakta yakardı” dizeleriyle de betimlenmesi mümkün olan duruşuyla O kendisini, “iyimser olmak isteyen bir kötümser” olarak konumlandırırken; bu konudaki açıklaması Pandora’nın Kutusu’nda kalan son şey olan umuda insan yaşamında yer vermenin gerekliliğini gözler önüne seriyordu:

“Genel hatlarla kötümser biri olarak bilinirim. Belki kimi zaman, şu çok uzak olmayan zamanlarda adına ahlâki gelişim denen türden etkin ve temel bir iyileşme olasılığı konusunda radikal kuşkuculuğumu ısrarla söylememden dolayı öyle görünmüştür, ama iyimser olmayı tercih ederdim, yalnızca, güneş her gün doğduğu için, yarın da doğacağı umudunu korumak için bile olsa.”

Saramago tavrıyla, politik mücadelenin aktif bir üyesi oldu, küresel sorunlara ilgisiz kalmadı.

Siyaset alanında doğru bildiğini çekinmeden söyleyen dürüst bir kimliği yansıttı.

Bush’tan Berlusconi’ye, Sarkozy’den Obama’ya kadar dünya liderleri hakkındaki zehir zemberek görüşleri çağının ortak aklını temsil eden bir ses olup, “ABD gibi büyük bir ülkenin neden ve nasıl olup da onca kez o kadar çapsız başkanları olduğunu soruyorum kendime. Bush belki de hepsinin en çapsızı. Vasat zekâ, devasa cehalet, karmaşık ve sürekli saf saçmalığın dayanılmaz baştan çıkarıcılığına kapılan sözel ifade; bu adam sanki dünya kendisine miras kalmış da bu dünyayı bir büyükbaş hayvan sürüsüyle karıştıran kovboyun gülünç edasıyla çıkıyor insanlığın karşısına” diye haykırdı.

Filistin’de uygulanan şiddet ve katliamlar konusunda sessiz kalabalıkların sesi olan Saramago’ya göre: “Davut’un taşları el değiştirdi, şimdi onları atanlar Filistinliler. Golyat öbür tarafta, savaşlar tarihinde kimsenin olmadığı kadar, Kuzey Amerikalı arkadaş hariç, tabii, silahlı ve ekipmanlı. Ah, evet, intihar komandosu teröristlerin neden olduğu korkunç sivil kayıpları… Korkunç, evet, kuşkusuz, lanetlenecek, evet, kuşkusuz, ama eğer bir insanı canlı bombaya dönüştürecek nedenleri anlayamıyorsa, İsrail’in hâlâ öğrenecek çok şeyi var.”

“Vatan, Millet, Sakarya” edebiyatına asla teslim olmayan; komünist olmanın “olmazsa olmazı” enternasyonal duruştan taviz vermeyen Saramago’nun duruşu; Juan Goytisolo’nun, “Hiçbir zaman vatansever ve milliyetçi olamayacağım… Vatan tüm kötü alışkanlıkların anasıdır: İlletten tedavi olmanın en hızlı ve etkin yolu onu satmak, ihanet etmektir” saptamalarındakiyle paraleldi…

Bu tutumunu özellikle, ‘Los Angeles Times’ın, “Don Quijote geleneğinden gelen ‘Yitik Adanın Öyküsü’, Saramago’nun belki de en iyi kitabı” diye nitelediği yapıtında[3] ortaya koyar.

Yani O, ‘Yitik Adanın Öyküsü’nde destansı bir yolculuk eşliğinde “insan doğası”, “kimlik”, “ulus”, “sınır”, “politika”, “din”, “varoluş” gibi konuları her zamanki olağanüstü üslubu, ince ironisi ve hayranlık verici gözlem gücü ve fantastik kurgusuyla aktarır.

* * *

Çocukluk ve ilk gençlik anılarından oluşan ‘Küçük Anılar’ındaki günleri, ortalama yetmiş yıl sonra, seksenli yaşlarında berrak bir anlatımla çocukluk yıllarına götüren Saramago, pürüzsüz bir dille o yılları aktarmasına neden olan şeyi, yapıtının bir yerinde “Şimdi madalyonu çevirip öbür yüzünü gösterecek cesareti bulmam gerekiyor” sözleriyle açığa vurur…

Yapıtları 20’den fazla dile çevrilen Saramago, sayfalarca uzunlukta cümleler yazan, imla kurallarını esneten bir yazar olarak, edebi eserlerle ender yüzleşen okura zor görünen romanlar yazmıştır.

Bunlardan ilk kez 1982’de XVII. yüzyıl Portekiz’inde geçen tarihsel bir aşk öyküsünün anlatıldığı ‘Baltasar ve Blimunda’ başlıklı romanı, ‘Günah Ülkesi/ Terra do Pecado’, ‘İsa’ya Göre İncil/ O Evangelho Segundo Jesus Cristo’, ‘Körlük/ Ensaio Sobre a Cegueira’, ‘Görmek’, ‘Ricardo Reis’in Öldüğü Yıl’ önemli yapıtlar içinde bir adım öne çıkanlardır.

Örneğin ‘Ricardo Reis’in Öldüğü Yıl’ romanı, Portekiz tarihinin günümüze daha yakın bir dönemini, Salazar diktatörlüğünün ve 1926’dan 1971’e kadar süren ‘Estado Novo’ rejiminin yerleştiği 1930’ları ele alır. Arka planda Portekiz’deki milliyetçi cehaletin, komşu İspanya’daki iç savaşın ve Avrupa’da yükselmekte olan saldırgan faşizmin yer aldığı bu roman, şair Fernando Pessoa tarafından kullanılan takma adlardan biri olan Ricardo Reis hayali kişiliğini yeniden yaratır.

“Tarih gibi edebiyat” olarak da betimlenmesi mümkün olan bu çalışmada Saramago romanının tamamı bir başka yazarın yarattığı bir hayali kişilik üzerine kurulmuştur; bu hayali kişilik ise, kitap boyunca yaratıcısı ile diyalog hâlindedir ki, bu da Onun, ‘Magazine Littéraire’in Nisan 2000 nüshasında François Brusnel’in sorularını yanıtlarken, “Kurgu, gerçeğin bir ürünüdür… Yazmak, hayatın alanını genişletir. Gerçek kurguyu besler, kurgu da gerçeği. Kurgunun bağımsız bir varlığı yoktur, o da gerçekliğin bir ürünüdür” diye anlattığıdır…

* * *

Evet, hülyalı bir duruştur Saramago, Onu niteleyen önemli özelliklerinden birisi de budur…

Çünkü O, “Faşizm karşıtı… Militan bir tanrıtanımazdı,” Asuman Kafaoğlu-Büke’nin deyişindeki üzere…

Bundan ötürü Saramago’nun cenaze törenini dahi beklemeyen Vatikan’ın yayın organı ‘Osservatore Romano’ gazetesinin 19 Haziran 2010 tarihli nüshasında yayımlanan ‘Anlatıcının Sınırsız Gücü’ başlıklı yazıda, Onun, “din karşıtı bir ideolog olduğu”na vurgu yapılarak, “hiçbir metafizik inanışa sahip olmadığından”, “son nefesine kadar Marksist felsefeye sadık kaldığı”ndan söz edilip, “Tanrı’nın varlığını hep reddeden Saramago’nun dünyaya kötülük yaymak için geldiği”ne dikkat çekilerek, “Popülist bir Marksist” olmakla “suçlandı”!

Kolay mı? Kendisini her zaman bir ateist ve “iflah olmaz bir karamsar” olarak niteleyen O, tutuculuğun eleştirmeniydi; sadece eleştiri olmakla sınırlanmayan bir itiraz ve karşı duruştu; Yasemin Çongar’ın da itirafındaki üzere: “Asidir o; iflah olmaz bir komünisttir. Diktatörlüğün zulmünü kavramış bir Portekizli olarak mazlumla dayanışmaya, zalime direnmeye önem verir.”[4]

Komünist olmanın ve kalmanın getirisi olan ateist görüşlerinden ötürü sık sık tutucu yönetimler ve Katolik Kilisesi’yle karşı karşıya gelen Saramago, pek çok edebiyat eleştirmeni tarafından büyülü gerçekçilikle keskin politik yorumlarını bütünleştiren bir yazar olarak nitelenirdi.

Son yapıtı ‘Kabil’ ile Katolik Kilisesi’nin öfkesini bir kez daha üstüne çeken Saramago, Kilise yönetimiyle girdiği tartışmada, Kutsal Kitap’ı “ahlâksızlığın el kitabı” ve “insan doğasının en kötü yanlarının katalogu” olarak nitelendirmişti.

Onun binlerce önemli özelliğinden birisi de “körlükle, körleşme”yle mücadeledir! Tıpkı 1995’te yayımlanan ve herkesin kör olduğu bir ülkenin çöküşünü betimlediği ‘Körlük’ başlıklı romanı (2008’de beyazperdeye de uyarlanmıştı) ile ‘Körlük’ten sonra kaleme aldığı ve genel seçimlerdeki oyların yüzde sekseninden fazlasının boş çıktığı bir ülkede sağcı hükümetin şiddet dolu tepkisini konu aldığı ‘Görmek’ başlıklı yapıtında gerçekleştirdiği üzere…

N O T L A R

[1] Nikos Kazancakis.

[2] José Saramago, Küçük Anılar, Can Yay., 2008.

[3] José Saramago, Yitik Adanın Öyküsü, Merkez Kitaplar, 2006.

[4] Yasemin Çongar, “Beni Karakterlerim Yarattı”, Taraf, 19 Haziran 2010.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006