Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Alevlenen anayasa tartışmaları, DİSK VE TÜSİAD / Hüseyin Habip TAŞKIN
Hüseyin Habip Taşkın

NEWROZ



 

 

Anayasa tartışmaları alevlenerek devam ediyor. Anayasa değişikliği için kolları sıvayan AKP’ye göre hazırlanan değişiklik paketi çok iyiymiş! CHP ve MHP aynı saflarda, Anayasa değişikliğine karşı birleşmiş durumdalar. Kısacası her kesim düşüncelerini bir şekilde ifade ediyor. Anayasa’nın özüne bakmamız gerekiyor ve bu kimin anayasası dememiz gerekiyor? Değişiklik konusunda “işçi sınıfına ve diğer ezilen kesimlere danışıldı mı?” diye sormamız gerekiyor.

Türkiye’de Anayasa değişiklikleri toplumsal ilerleme için yapılmadığı gibi, ezilenleri de kapsamamaktadır. Onun içindir ki, yaz-boz tahtasına dönmüş durumdadır.

DİSK ve TÜSİAD’ın “demokratik anayasa, terör, istihdam, işsizlik ve bölgesel kalkınma” konularında ortak çalışma yürütme kararı aldığını hep birlikte basından öğrendik ve ister istemez beyindeki düşünce mekanizması çok yönlü çalışmaya başladı. Özünde birbirine ayrı iki kutup gibi gözükse de ortak çıkarları çakışmaktadır.

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi yanlış yerde su akıntısına kulaç atıyor. Yeri DİSK içindeki emekçi tabanın yanı olmalıydı. Aynı zamanda onların sesine kulak vermeliydi. Ama nerede!? ‘Ben merkezci’lik ile işçi sınıfının gerçek bir sendikası olamamanın vermiş olduğu boşluk ile gelişi güzel TÜSİAD’ın kapısına düşüvermiş!

Geçmişte DİSK’i DİSK yapan sınıf bilinçli emekçi işçilerdi. DİSK’in en üst kademesi o yıllarda bile gerçek sınıf sendikacılığını yapamamışlardı. Bugüne baktığımızda sınıf bilinçli emekçilerin azlığını görürken, olaylara aktif tavır geliştirebilen emekçi sayısı ise azdır.

12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde en rahat eden kesim sermaye kesimiydi. Dahası, darbe de onların rahatlaması için yapılmıştı zaten. TÜSİAD’dan söz etmekteyim. Askeri darbeyle sendikalar kapatıldı. Birçok sendikacı gözaltına alındı. Kazanılmış sosyal haklar bir bir gasp edildi. Ortada muhalefet yoktu. Çark TÜSİAD’dan yana dönüyordu. Grevler, toplu sözleşmeler, işçi örgütlenmeleri ve diğerleri ortadan kaldırıldığında TÜSİAD, 12 Eylül 1980 askeri darbesine niçin “yaptığın anti demokratik bir anayasa” diyemedi? Çünkü açık alanlarda istediği gibi kazancına kazanç kattı. Önünde hiçbir engeli yoktu. İşin özü askeri darbeciler TÜSİAD için de temizlik yapmıştı.

Darbeciler güdümlerinde sivil hükümet kurdurdu. Turgut Özal’lı ANAP iktidarı başladı. Aynı iktidar döneminde özelleştirmenin adımlarından bahsedilerek, pratik yaşama geçirilmeye çalışıldı. Ardından diğer koalisyon hükümetleri dönemi başladı.

Asıl özelleştirmelerin hızı ANAP, MHP, DSP koalisyon hükümetinde arttı. Devletin güdümünde olan işletmeler tekellere satılarak, yüzbinlerce çalışanı kapı dışarı edilerek işsiz kalırlarken, asgari ücretli kölelik düzeniyle çalışma yoğunlaştı ve benimsetildi. Başta tüm patronların işine geldi. Daha doğrusu iştahları kabardı. Bu işten büyük rant elde edeceklerdi ve öyle de oldu.

AKP iktidarının başladığı yıldan beri asgari ücretli kölelik düzeni genişleyerek devam ediyor. Değişen hiçbir şey yok; devamlı kazanılmış haklar sessizce alınıyor ve bizlerin büyük çoğunluğu susmayı tercih ediyor. Yığınlar işsiz ve biri gider birileri gelir mantığı devam ediyor. TÜSİAD sessizce kapalı kapıları ardından olanları izliyor. 12 Eylül’de yapılacak anayasa değişikliği oylaması emekçilerin, ezilen kesimlerin çıkarına olmadığına göre niçin ses çıkarsın? Bu anayasa oylamasının sonucunda TÜSİAD ile MÜSİAD başta olmak üzere diğer işveren kuruluşları kazançlı çıkacaktır.

Fakat hangi akla hizmet ediyorsa DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, TÜSİAD’ın kapısını çalıyor. Geçmişten bugüne yaşanılanları yok sayarak ya da görmemezlikten gelerek, kendi çıkarlarını ön planda tutuyor.

11 Temmuz tarihli Taraf gazetesinde iri puntolarla yazılmış bir yazı gözüme ilişti: “Patronlar esastan sustu”.  Hemen alt kısmında TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, “Neden susuyorsunuz” diye soran Taraf’a şu yanıtı veriyor: “Alınan karara herkes saygı duymalı. Paketle ilgili görüşlerimizi açıkladık. Yeni bir görüşümüz yok.” Olan bitenler tüm çıplaklığıyla ortadadır. DİSK ve Süleyman Çelebi kendilerini sorgulamak zorundadırlar. Yerlerini belirlemek zorundadırlar. İkili oynamak bu oyunun kurallarına yakışmaz.

Günümüzde işsizlik durmadan artmaktadır. Üniversiteyi bitirenlerin birçoğu işsizler grubuna dâhil olmaktadır. Emeklilik yaşı tavan yaptığı için mezarda emeklilik yolu genç nesillere layık görülürken, işten atılmalar yasal kılıfa uydurulmaktadır. Çalışılan her birim taşeronlaştığı için, işçi kıyımı da patronlar tarafından ‘düzenli hale’ getirilmektedir.

Şunu rahatlıkla diyemiyoruz: İşçilerin gerçek bir sınıf sendikası yoktur. Bir gün olacak mı? Elbette olacaktır. Emekçilerin, işçi sınıfının ve yoksul halkın biraz daha cesarete ihtiyacı vardır. Emeği ile yarını örenler, gün gelecek kendi anayasasını da yapacaklardır. Hem de halkların özgür birliği ve iradesiyle.
Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006