Alevlenen anayasa tartışmaları, DİSK VE TÜSİAD / Hüseyin Habip TAŞKIN Hüseyin Habip Taşkın
NEWROZ
Anayasa tartışmaları alevlenerek devam ediyor. Anayasa değişikliği
için kolları sıvayan AKP’ye göre hazırlanan değişiklik paketi çok iyiymiş! CHP
ve MHP aynı saflarda, Anayasa değişikliğine karşı birleşmiş durumdalar. Kısacası
her kesim düşüncelerini bir şekilde ifade ediyor. Anayasa’nın özüne bakmamız
gerekiyor ve bu kimin anayasası dememiz gerekiyor? Değişiklik konusunda “işçi
sınıfına ve diğer ezilen kesimlere danışıldı mı?” diye sormamız
gerekiyor.
Türkiye’de Anayasa değişiklikleri toplumsal ilerleme için yapılmadığı
gibi, ezilenleri de kapsamamaktadır. Onun içindir ki, yaz-boz tahtasına dönmüş
durumdadır.
DİSK ve TÜSİAD’ın “demokratik anayasa, terör, istihdam, işsizlik ve
bölgesel kalkınma” konularında ortak çalışma yürütme kararı aldığını hep
birlikte basından öğrendik ve ister istemez beyindeki düşünce mekanizması çok
yönlü çalışmaya başladı. Özünde birbirine ayrı iki kutup gibi gözükse de ortak
çıkarları çakışmaktadır.
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi yanlış yerde su akıntısına kulaç
atıyor. Yeri DİSK içindeki emekçi tabanın yanı olmalıydı. Aynı zamanda onların
sesine kulak vermeliydi. Ama nerede!? ‘Ben merkezci’lik ile işçi sınıfının
gerçek bir sendikası olamamanın vermiş olduğu boşluk ile gelişi güzel TÜSİAD’ın
kapısına düşüvermiş!
Geçmişte DİSK’i DİSK yapan sınıf bilinçli emekçi işçilerdi. DİSK’in
en üst kademesi o yıllarda bile gerçek sınıf sendikacılığını yapamamışlardı.
Bugüne baktığımızda sınıf bilinçli emekçilerin azlığını görürken, olaylara aktif
tavır geliştirebilen emekçi sayısı ise azdır.
12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde en rahat eden kesim sermaye
kesimiydi. Dahası, darbe de onların rahatlaması için yapılmıştı zaten.
TÜSİAD’dan söz etmekteyim. Askeri darbeyle sendikalar kapatıldı. Birçok
sendikacı gözaltına alındı. Kazanılmış sosyal haklar bir bir gasp
edildi. Ortada muhalefet yoktu. Çark TÜSİAD’dan yana dönüyordu. Grevler,
toplu sözleşmeler, işçi örgütlenmeleri ve diğerleri ortadan kaldırıldığında
TÜSİAD, 12 Eylül 1980 askeri darbesine niçin “yaptığın anti demokratik bir
anayasa” diyemedi? Çünkü açık alanlarda istediği gibi kazancına kazanç kattı.
Önünde hiçbir engeli yoktu. İşin özü askeri darbeciler TÜSİAD için de temizlik
yapmıştı.
Darbeciler güdümlerinde sivil hükümet kurdurdu. Turgut Özal’lı ANAP
iktidarı başladı. Aynı iktidar döneminde özelleştirmenin adımlarından
bahsedilerek, pratik yaşama geçirilmeye çalışıldı. Ardından diğer koalisyon
hükümetleri dönemi başladı.
Asıl özelleştirmelerin hızı ANAP, MHP, DSP koalisyon hükümetinde
arttı. Devletin güdümünde olan işletmeler tekellere satılarak, yüzbinlerce
çalışanı kapı dışarı edilerek işsiz kalırlarken, asgari ücretli kölelik
düzeniyle çalışma yoğunlaştı ve benimsetildi. Başta tüm patronların işine geldi.
Daha doğrusu iştahları kabardı. Bu işten büyük rant elde edeceklerdi ve öyle de
oldu.
AKP iktidarının başladığı yıldan beri asgari ücretli
kölelik düzeni genişleyerek devam ediyor. Değişen hiçbir şey yok; devamlı
kazanılmış haklar sessizce alınıyor ve bizlerin büyük çoğunluğu susmayı tercih
ediyor. Yığınlar işsiz ve biri gider birileri gelir mantığı devam ediyor. TÜSİAD
sessizce kapalı kapıları ardından olanları izliyor. 12 Eylül’de yapılacak
anayasa değişikliği oylaması emekçilerin, ezilen kesimlerin çıkarına olmadığına
göre niçin ses çıkarsın? Bu anayasa oylamasının sonucunda TÜSİAD ile MÜSİAD
başta olmak üzere diğer işveren kuruluşları kazançlı
çıkacaktır.
Fakat hangi akla hizmet ediyorsa DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi,
TÜSİAD’ın kapısını çalıyor. Geçmişten bugüne yaşanılanları yok sayarak ya da
görmemezlikten gelerek, kendi çıkarlarını ön planda tutuyor.
11 Temmuz tarihli Taraf gazetesinde iri puntolarla yazılmış bir yazı
gözüme ilişti: “Patronlar esastan sustu”. Hemen alt kısmında TÜSİAD
Başkanı Ümit Boyner, “Neden susuyorsunuz” diye soran Taraf’a şu yanıtı veriyor:
“Alınan karara herkes saygı duymalı. Paketle ilgili görüşlerimizi açıkladık.
Yeni bir görüşümüz yok.” Olan bitenler tüm çıplaklığıyla ortadadır. DİSK ve Süleyman Çelebi
kendilerini sorgulamak zorundadırlar. Yerlerini belirlemek zorundadırlar. İkili
oynamak bu oyunun kurallarına yakışmaz.
Günümüzde işsizlik durmadan artmaktadır. Üniversiteyi bitirenlerin
birçoğu işsizler grubuna dâhil olmaktadır. Emeklilik yaşı tavan yaptığı için
mezarda emeklilik yolu genç nesillere layık görülürken, işten atılmalar yasal
kılıfa uydurulmaktadır. Çalışılan her birim taşeronlaştığı için, işçi kıyımı da
patronlar tarafından ‘düzenli hale’ getirilmektedir. Şunu rahatlıkla diyemiyoruz: İşçilerin gerçek bir sınıf sendikası
yoktur. Bir gün olacak mı? Elbette olacaktır. Emekçilerin, işçi sınıfının ve
yoksul halkın biraz daha cesarete ihtiyacı vardır. Emeği ile yarını örenler, gün
gelecek kendi anayasasını da yapacaklardır. Hem de halkların özgür birliği ve
iradesiyle. Print  |