İŞÇİ SINIFI, DEVRİM VE GRUPÇULUK-1* / Kıyasettin Aslan Kıyasettin Aslan
NEWROZ
“Biz işçi sınıfının birleşik cephesinden yana ve sınıf
düşmanına karşı olduğumuz sürece, ne şahıslara, ne bir örgüt ya da partiye, hiç
kimseye saldırmayacağız. Buna karşılık, işçilerin eylem birliğini köstekleyen
şahısları, örgütleri ve partileri eleştirmek, proleteryanın ve onun davasının
menfaati icabıdır, görevimizdir.”
(Dimitrov)
1- GRUPÇULUĞUN SINIF
KÖKENLERİ
Devrimci hareket içinde, gerçekten devrim isteği taşıyan
ve bu doğrultuda mücadele eden bütün içten unsurları rahatsız eden siyasi
grupçuluğun, özellikle de bu örgütsel anlayıştan can alan sekterliğin, kendini
beğenmişliğin toplumsal ve ideolojik dayanaklarını küçük burjuva yapısında
aramalıyız. Grupçu olmak ya da olmamak isteğe bağlı bir olay değildir;
belirleyici olan maddi koşullardır, grup yapısında ısrar edenlerin sınıfsal
içeriğidir.
Küçük burjuvazinin örgütlenme anlayışındaki kısırlık ve
bağnazlık, kaynağını küçük üretim temelinde biçimlenmiş küçük burjuva dünya
görüşünden alır. Çöken ve eriyen bir sınıf, doğası gereği telaşlı, kaypak ve
saldırgan olur. Küçük burjuva, işçilere ve emekçi kitlelere karşı küçümseyici,
kendini beğenmiş ve bağnazdır. O, hiçbir zaman proleterleşmeyi ve proletaryanın
davasını bir amaç olarak önüne koymaz. Zengin olma, sınıf değiştirme umudu ise
süreklidir; bu umut onu sisteme ve burjuvaziye karşı teslimiyetçi yapar. Onlarla
en küçük çıkarları için uzlaşmalara girmekten çekinmez.
Bütün dünya devrimlerinin deneyimleri, çöken sınıflardan
biri olan küçük burjuvazinin, tutarlı bir örgütlenme anlayışına sahip
olmadığını, disiplinli ve sağlam bir tutumu benimseyemediğini göstermektedir.
Bir yandan emperyalistlerin, küçük burjuvazinin baskısı, öte yandan gelişen ve
güçlenen, şu ya da bu sınıfın kuyruğuna takılmanın çıkmazını kavrayan ve
bağımsız bir güç olarak kendini var eden devrimci proletaryanın saflarında
çözülmeler olur. Bu süreçte proletaryanın devrimci saflarına yüzeysel devrimci
heveslerle ve binbir hayalle katılan bir takım unsurlar, beraberlerinde küçük
burjuva özelliklerini ve zaaflarını da götürürler. İlişki kurdukları emekçi
unsurları, kendi kavrayışları temelinde biçimlendirmeye çalışırlar; fakat
proletaryanın maddi koşulları, proletaryanın tarihi mücadelesinin bilimsel
mirasları, küçük burjuva anlayışları mahkum edecek deneyimleri ve bilgileri
proletaryaya ve onun devrimcilerine ulaştırır.
Küçük burjuva siyasi çizgi, örgütsel alanda görünümü ve
adı ne olursa olsun, içeriği anlamında grup biçiminde yansır. Yani adı “parti”de
olsa, özü itibariyle gruptur, siyasi olarak grupçudur. “Parti” adı, kendi
grubunun kendi kendine parti ilan etmesinden başka bir şeyi ifade etmez.
Grupçuluk anlayışı, küçük burjuva mülkiyet ve rekabet
anlayışı temelinde, küçük burjuvaziye özgü hastalıklı duygularla beslenir.
Dünya devrimci hareketi bize, küçük burjuva anlayışını
aşamamış unsurların, çoğu kez partinin oluşturulması ve inşası süreci içinde
bile kariyerist ve grupçu yapılanma ve eğilimlerini sinsice koruduklarını ve
parti içinde siyasi hiziplerin kaynağını oluşturduklarını öğretir. Günümüzde,
grupçu bir ruhla eğitilen grup taraftarları içinde, grup içinde grup oluşturma
eğilimleri açıkça görülmektedir. Grupları sürekli huzursuz kılan nedenlerin
başında grup içi çelişkilerin keskinleşmesi gelmektedir. Her grup bir diğerinin
çöktüğünün, kendilerinin ise geliştiğinin propagandasını yapmaktadır. Kişiler
bir gruptan diğerine geçtikçe, nitelikleri ne olursa olsun övgüye layık
görülmekte ve itibar sahibi edilmektedir. En olumsuz unsurlar için bile grup
kapıları ardına kadar açıktır.
Devrimci proletarya, proletarya devrimi yolunda uzun bir
tarihi dönemi ve toplumsal pratiğin her alanını kapsayan sınıf savaşları içinde,
her tipten özel mülkiyet duygusunu, bu duyguların etki ve kalıntılarını, bu
duygu ve düşüncelerin örgütsel temelini oluşturan gruplaşmaları, hizipleşmeleri,
can aldıkları mülkiyet biçimleriyle birlikte bir daha hortlamamak üzere yerle
bir ederek zafere ulaşacaktır. Çünkü devrimci proletarya, düşmanlarını
yenebilmek için grup öncülüğünü değil, partinin öncülüğünü zorunlu ön koşul
olarak görür. Ayrıca, yalnızca proletaryanın öncülüğü ile de düşmanı
yenemeyeceğini çok iyi bilir.
2- GRUPÇULUK, ‘SOL KÜÇÜK BURJUVA ANLAYIŞ’IN
İFADESİDİR
Sınıf mücadelesinin yükselişi, bütün sınıfları,
özellikle de burjuvaziyle proletaryayı, son hesaplaşma için her konuda
hazırlığa, cepheler kurmaya, mücadele organ ve silahlarını yeniden gözden
geçirmeye iter. Devrimci saflarda, mücadelenin belli bir aşamasına dek grupların
varlığı doğaldır; hatta kaçınılmazdır. Grupları yetersiz kılacak, onları
birleşmeye zorlayacak koşullar henüz gelişmemiştir. Bu dönem kavrayış, arayış ve
geçiş dönemidir. Gruplar, olanakları elverdiğince sınıf mücadelesinin
yaygınlaşmasına, siyasal ve toplumsal gerçeklerin açıklanmasına da yardımcı
olurlar. Ve kabaca da olsa olumlu veya olumsuz anlamda safların berraklaşmasına
hizmet ederler. Ama öyle bir tarihi dönem gelir ki, bir siyasi grup, adı ister
“parti”, ister “demokratik kitle örgütü”, isterse bir yayın çevresinde
“örgütlenmiş” insan topluluğu olsun, içeriği anlamında, gerçek bir proletarya
partisi karşısında, onun gelişmesinin ve mücadelesinin önünde bir grup olarak
kaldıkça, proletaryanın ve ezilen emekçi kitlelerin devrimci mücadelesine zarar
verir.
Doğaldır ki, devrimci süreç içerisinde, bütün istek ve
dileklere karşın, bir takım gruplar varlıklarını sürdürmeye çalışacaklardır;
birden çok “parti” de olacaktır. Hatta bazı grupların varlığı, olumsuz, bireyci,
bozguncu unsurları bağrında toplayacağı için, devrimci hareketin saflarından
atılmışları bir mıknatıs duyarlılığıyla kendi çevresinde toparlayacağı için,
devrim güçlerinin arınması açısından yararlı da olacaktır. Kuşkusuz değişmez tek
gerçek, devrime partinin damgasını vurabilecek partinin tek olacağıdır. Öte
yandan, devrim kendisine yararlı olan her kıpırtıyı, her eylemi ve katkıyı,
hangi biçimsel yapıdan gelirse gelsin, özenle kucaklayacaktır. Bu kucaklama
işlemini doğru ve her eylemi birbiriyle bağlantısı içerisinde değerlendirecek
olan partidir. Parti ilk elden, çeşitli grup yapıları içine dağılmış proleter
devrimcilerin grup yapıları içine sığmamaları sonucu, kitleler içinde önderlik
niteliklerini kazanmış ileri unsurlarla, bağımsız devrimcilerle devrimci bir
program temelinde ilkeli birleşimini emreder. Parti, proletaryanın yeni bir
dünya kurma savaşımı içinde pişmiş (başlangıçta çeşitli zaaflar taşımış olsalar
bile) en ileri, en bilinçli, en deney sahibi fedakâr unsurların
Marksist-Leninist ideoloji ve teori temelinde birliği demektir. Devrimini
gerçekleştiren bütün ülkelerde genellikle böyle olmuştur. Küçük küçük Marksist
gruplar, bağımsız devrimciler mücadele içinde birleşmişler ve proletaryanın
partisini oluşturmuşlardır. Burjuvaziye ve her türden gericiliğe karşı
mücadelede, olumsuzluklardan ve zaaflardan alabildiğince arınarak, siyasi,
ideolojik ve örgütsel inşayı gerçekleştirmişlerdir. Kitlelere önderlik etme
görevlerini yerine getirerek devrimi başarıya ulaştırmışlardır.
Bir partinin ya da bir grubun siyasi çizgisinin
niteliğini belirleyen temel ölçüt, ülkedeki toplumsal, ekonomik ve siyasi yapıyı
doğru değerlendirip değerlendirmemesi, objektif koşullara en uygun subjektif
etkenleri oluşturup oluşturmaması, bu doğrultuda sağlıklı adımlar atıp atmaması,
sınıflar arası ilişkileri ve çelişkileri doğru değerlendirip değerlendirmemesi,
sloganlarının doğruluğuna kitleleri kendi deneyimleriyle inandırıp
inandırmaması, kitlelerle canlı bağlar kurup kurmaması, kısacası
Marksizm-Leninizm’in evrensel gerçeği ile ülkenin somut devrimci durumunu
yaratıcı bir biçimde birleştirip
birleştirememesidir.
* Fıratta Yaşam Gazetesi, Sayı: 139, 4 Mart
2002 Print  |