Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Birkaç öneri… / Rıdvan SESLİ
Rıdvan SESLİ

NEWROZ



 

 

Alışkanlıklarımızdan öteye geçmenin zamanı geldi, geçiyor bile. Geçen yazımda söylemiştim, yeniden belirteyim: Sosyalizm ve ulusal özgürlük mücadelesi sözün ötesinde bir pratiğe ihtiyaç duymaktadır. Salt “civîn”lerle üstesinden gelemeyeceğimiz ağır meselelerle karşı karşıyayız. Küçümsemek adına söylemiyorum. Elbette toplantılar düzenleyeceğiz, karşılıklı görüşmelerimiz olacak. Ancak hepi-topu bundan ibaret bir pratik bize bu çetin topraklarda sonuç vermez. Daha fazlasını yapmalıyız, yapabilmeliyiz.

“Kendi gündemimizi oluşturmalıyız” sözündeki haklılığı pratik olarak yaşamımıza geçirmeliyiz. En basitinden yayın konusunda ciddi anlamda her özel konuşmamda dile getirdim. Şimdi bunu burada yazı yoluyla da dile getirmek istiyorum. Bizim haftalık olan yayınımız hak ettiği (kitle ile buluşma anlamında söylüyorum) seviyede değil. Yayınımızı takip eden birçoklarıyla yaptığım değerlendirmeler, genel anlamıyla olumluydu. Birçoğu böylesi bir yayın kalitesinin bırakın Kürt medyasında, Türk medyasında bile olmadığını söyledi. E madem öyle, eloğlunun gördüğü bu kaliteyi biz niye göğsümüzü gere gere dışarıdaki insanlarla buluşturmuyoruz. Çok basit; haftada bir defa, sadece bir defa bir-iki saatliğine kentin işlek bir yerinde gazetemiz Newroz’u halkla niye buluşturmuyoruz? Niye bunu yapmayalım?  

Ve işte birinci önerim: Her hafta düzenli olmak kaydıyla, ister 10 kişiyle isterse bir kişiyle olsun fark etmez, gazetemizin kentin işlek bir yerinde satışını yapalım.

Fanon “Yeryüzünün Lanetlileri” kitabında ciddi anlamda sömürge insanının sosyal ve psikolojik haliyle ilgili çok önemli belirlemelerde bulunur. Aynı zamanda çok önemli farklı tespitlerde de bulunuyor. Eğer bir yerin dağlarında savaş varsa, şehirdeki militanın tavrı en az dağda savaşan savaşçı kadar keskin ve net olmalıdır. Bu ne yazık ki bugün Kürdistan’da yok. Size abartı gelebilir, ancak kimi sohbetler dışında bu ülkenin dağlarında savaş olduğunu hatırlayan kadro sayısı çok azdır.

Ve şimdi ikinci somut önerim: Değerlendirmelerimiz farklı olsa bile, bu ülkenin dağlarında bir savaşın olduğunu unutmamalıyız. Kitlenin somut anlamda savaşan ile savaşmayan arasındaki “yiğitlik” ölçüsünü şehirlerde gösterdiğimiz kararlı tavırlarımızla ancak değiştirebiliriz. Yoksa biz istediğimiz kadar doğru şeyleri söyleyelim, kitle, “o canını veriyor, sen ne yapıyorsun” sorusunu sorma hakkını kendinde görür. Elbette çoğu zaman bu halka rağmen de bir şeyler yapıyoruz. Ama genel anlamıyla kitle psikolojisinden anlamamız ve ona uygun (ona benzeşerek değil) hareket etmeliyiz.

Keza yine yeteri kadar, yoldaşların kafa patlatarak hazırladıkları manifestomuzu kitlelerle, aydınlarla buluşturduğumuz söylenemez. “Özgürlük ve Sosyalizm Manifestomuz”u yeteri kadar dağıtamadık, propagandasını yapamadık. Elbette bunun birçok nedeni var. En başta hem hareketin hem de yoldaşların maddi durumu buna yeteri kadar müsaade etmiyor. Ne yazık ki bu böyle. Ancak madem bu işe el attık, bunu her yönüyle de çözmek zorundayız.

Şimdi üçüncü önerim: Bunu Diyarbakır’da yapmayı denedik, ama tembelliğimden yapamadım. (Yo kesinlikle tembellik yaptım, burası kesin). Şimdi yeniden deneyelim. Bir isim listesi belirleyelim. Elbette hazırlayacağımız listede adı geçen şahsiyetlerle ilgili başkalarının değerlendirmelerini göz önünde tutalım. Ancak büyük oranda biz kendi gözlemlerimiz ışığında karar verelim. Alisi ile de, delisi ile de karşılaşabiliriz. Hiç önemli değil. Beraber yürüyebileceklerimiz ile yürürüz, yürüyemeyeceklerimize sağlık ve mutluluk diler, yolumuza devam ederiz. Bizim dışımızdaki insanların sözlerine bakarak insanları değerlendirmeyelim. Görüşüp görüşmeme kararımızı kendimiz verelim. Hem böylelikle, “Ya bi konuşsaydık keşke, ne vardı bunda, hem bizim işimiz kendimizi anlatmak/konuşmak değil mi?” şeklinde kendimizi yiyip bitirmeyiz.

 

Dördüncü önerim: Özellikle Kürdistan’da mevsimlik işçilerin zamanı geliyor. Onlarla ilgili bir proje geliştirebiliriz. Malum, fındık, pamuk toplamak için Türkiye metropollerine kamyonlarla sürü şeklinde götürülüp, çok ağır koşullarda yaşam savaşı veren on binlerce Kürdistanlı işçi var. Onların hem gidiş-gelişlerinde, hem de orada yaşadıkları ciddi sosyo-ekonomik ve karşılaştıkları ırkçı saldırıları kamuoyuna tam teşekküllü bir şekilde konu edinerek paylaşabiliriz. Bunun için imza kampanyaları bile düzenlenebilir diye düşünüyorum. Bu bizim Kürdistan’da farklı bir siyasal rotamızın olduğunun açık bir göstergesi de olur kanısındayım. 

Ve son önerim: Artık Diyarbakır’da bir açık panel vermenin zamanı geldi diye düşünüyorum. Hem son siyasal gelişmelerle ilgili, hem de açık parti projemizi anlatan bir toplantı. Bunun için ciddi ön hazırlıklar yapalım. Afişler, davetiyeler hazırlayalım. Kentin çeşitli yerlerinde bu toplantımızın ilanını davetiye ve ilanlarla halka duyuralım. Kentin yerleşik aydınlarına, siyasetçilerine tek tek davetiyeler bırakalım, tanışalım, konuşalım. Ve o panelde derdimizi, meramımızı oracıkta buluşan insanlara anlatalım. Diyarbakır’da sayıca az olabiliriz. “Şu ilan, davetiye, afiş falan, birkaç kişinin hakkından geleceği şeyler değildir” diye düşünmüyorum. Gelir, niye olmasın!? Bunun veya benzer etkinliklerin bir külfet getirdiğini de biliyorum. Onu da bir şekilde çözebiliriz. Hiçbirimizin babası fabrikatör değil, biliyorum. Anca kendimize yetebiliyoruz. Hatta o bile değil. Ama yine de çözebiliriz. Ne bilim işte, elimizdeki nişan yüzüğünü satalım. Eşimizin kolundaki bileziği…

Yoldaşların zaten ciddi anlamda fedakarlık ve gayret gösterdiklerini görüyor, biliyorum. Kendilerinden, ailelerinden, hayatlarından çalarak çok ciddi bir uğraş verdiklerini de biliyorum. Sabah-akşam demeden hemen hemen her fırsatı halkın kurtuluşu ve parti lehine döndürmek istediklerini de görüyor, biliyorum. Ama hala arzu ettiğimiz yerde değilsek eğer -ki burası öyle- demek daha fazla çaba göstermeliyiz. Başta kendim olmak üzere her yoldaşın, şu ana kadar ürettiği güzel değerlerin üzerine daha fazla değer, fedakarlıkların üzerine daha fazla fedakarlık katması gerekiyor.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006