Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Bu değişiklik izleri silmeye yeter mi? / Salim TURGUT
Salim TURGUT

NEWROZ



 

 

12 Eylül’ün 30. yıldönümünde bir referanduma gideceğiz. Referandumda neyi oyladığımız bir yana, tarihsel olarak referandumun 12 Eylül cuntasının 30. yıldönümüne denk düşmesi oylamanın içeriğinden çok günün anlamına dikkat çekmesi bakımından önemli.

30 yıl önce darbeciler iktidara geldikten sonra bu ülkede:

* TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.

* 650 bin kişi gözaltına alındı.

* 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

* Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

* 7 bin kişi için idam cezası istendi.

* 517 kişiye idam cezası verildi.

* Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı).

* İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.

* 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.

* 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.

* 388 bin kişiye pasaport verilmedi.

* 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.

* 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

* 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.

* 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

* 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.

* 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.

* 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.

* 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

* 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

* Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

* 31 gazeteci cezaevine girdi.

* 300 gazeteci saldırıya uğradı.

* 3 gazeteci silahla öldürüldü.

* Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

* 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

* 39 ton gazete ve dergi imha edildi.

* Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.

* 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

* 14 kişi açlık grevinde öldü.

* 16 kişi “kaçarken” vuruldu.

* 95 kişi “çatışmada” öldü.

* 73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.

* 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi. (78’liler Arşivi’nden)

12 Eylülcüler iktidarları süresince yukarıdaki utanç tablosunu yaşama geçirdiler. Bunun ardından halkın iradesini gasp ederek sınırlı da olsa var olan ‘demokratik hak ve özgürlükleri’ kaldırdıktan sonra, bunu da halkın ‘oy’una sunarak yüzde 92’lik bir baskı oyu ile 12 Eylül Anayasası’nı kabul ettirdiler. 12 Eylül Anayasası ile bu ülkede örgütlenme ve hak arama hakkı kısıtlandı, sendikal haklar budandı, üniversitelerde özerklik kaldırılarak İhsan Doğramacı’nın akıl hocalığını yaptığı YÖK’ün kıskacına sokuldu. Tüm demokratik hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün yok edildiği bir sürece girildi. En önemlisi de Anayasa’ya konulan geçici 15. madde ile dönemin insanlık suçları başta olmak üzere bu dönem suç işleyenlerin yargılanmasının önüne zırh çekildi.

Darbeciler halka oylattıkları Anayasa’ya öyle bir madde koyarak kendilerini garantiye aldılar. Nasıl bir geçici maddeymiş ki bu darbe yapılalı 30 yıl geçmesine rağmen hala yürürlükte. 12 Eylülcülerden 30 yıl sonra AKP yeni bir anayasa değişiklik paketini halkın iradesine sunuyor. AKP’nin hazırladığı bu taslakta 12 Eylül Anayasası’na göre aşağıdaki değişiklikler söz konusu:

         “ * Bundan böyle kadınlarımızın yaşadığı zorluklar pozitif ayrımcılıkla telafi edilecek.

* Devlet, her türlü istismara karşı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.

* Herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak.

* Yurt dışına çıkma hürriyeti ancak suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle ve hâkim kararıyla sınırlandırılabilecek.

* Daha önce sadece bir sendikaya üye olabilen işçiler, bundan böyle birden fazla sendikaya üye olabilecek.

* Memurlara ilk kez toplu sözleşme hakkı tanınırken, bu imkândan emekli memurlar da yararlanacak.

* Memurlar ve diğer kamu görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılacak.

* Kamu denetçiliği mekanizması sayesinde vatandaşımız artık mahkeme kapılarında sürünmeyecek.

* Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına yargı yolu açılacak.

* Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.

* Anayasa Mahkemesi ve HSYK, AB ülkelerindeki muadilleriyle aynı ölçüde demokratik işleyişe sahip olacak.

* Vatandaşımız hakkını, Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde değil, bireysel başvuru imkânıyla, artık Ankara’daki Anayasa Mahkemesi’nde arayacak.

*Geçici 15’inci maddenin kaldırılmasıyla milli iradeye darbe vuranlar milletimize hesap verecek.” (Vatan Gazetesi)

12 Eylülcülerin Anayasası’nda AKP’liler yukarıdaki değişiklileri yaparak 12 Eylül’de referanduma gidiyor. Bu reel bir durum. Bu referandumda alınacak tavır ne olmalı? Tartışılması ve yanıt verilmesi gereken esas sorun burada yatıyor.

Referandumda üç seçenek var: ‘Hayır’, ‘Evet’ ve ‘Boykot’.

Türkiye solu Ergenekon sürecinde olduğu gibi referandum sürecinde de bir kopuş ve ayrışma yaşamaktadır. Türkiye solunun büyük bir kısmının görüşleri muğlaklılar taşısa da belli başlı netleşen görüşler şu şekilde oluşmuş durumda.

Hayırcılar: ÖDP, TKP, SP. 

Evetçiler: EDP, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi vb.

Boykotçular: BDP, bazı sosyalist gruplar vb.

EMEP ve benzeri bazı örgütler ise sürece göre tavır alacaklarını açıkladılar. Burada ‘Hayır’ kampanyasını yürüten ÖDP’nin ‘2 Hayır birden’ kampanyası dikkat çekmektdir.

Bu süreçte kendi kişisel düşüncelerimi de koymam gerekiyor. Öncelikle 12 Eylül Anayasası’nın mevcudiyetinin korunması anlamına gelen ‘Hayır’ oyunu kullanmayacağımı biliyorum.

‘Hayır’ demek 10 yıldır 78’liler olarak sürdürdüğümüz ‘Geçici 15. Madde kaldırılsın, darbeciler yargılansın’ mücadelesini inkar etmek anlamına geliyor. ‘Hayır’ demek aynı zamanda CHP ve MHP gibi partilerle birlikte 12 Eylül Anayasası’nın devam etmesine ‘Evet’ demek anlamına geliyor. Onun için üç seçenekten biri olan 12 Eylül Anayasası’nın devam etmesini sağlayacak olan ‘Hayır’a karşı olduğumu ve referandumda ‘Hayır’ seçeneğini baştan düşünmediğimi belirtmek isterim.

Geriye iki seçenek kalıyor. AKP’nin yaptığı ve 12 Eylül Anayasası’ndaki rötuşları içeren Anayasa’ya ‘Evet’ ile hem 12 Eylül Anayasası’na hem de AKP’nin Anayasası’na karşı olan ‘Boykot’.

Bu iki seçenekten AKP’nin yaptığı ve 12 Eylül Anayasası’ndan farklılıklarını arz eden bazı maddelerdeki değişiklikleri olumlu bulmakla birlikte eksik ve yetersiz olduğunu, özgürlükçü ve demokratik olmadığını, 12 Eylül Anayasası’nın baskıcı maddelerinde içerikte değil biçimlerde rötuşlar yaptığını, bu yüzden ‘Evet’e de pek sıcak bakmadığımı biliyorum.

Referandum’da ‘Boykot’ tavrı bu seçeneklerden bana şimdilik en yakın gözüken tavır gibi geliyor. 12 Eylül’de referanduma sunulacak olan ‘şer’ ve ‘ehveni şer’ seçenekleri yerine özgürlükçü ve demokratik bir anayasa talebi ile üçüncü bir yol olan ‘Ne 12 Eylül Anayasası ne de AKP Anayasası, özgürlükçü demokratik Halk Anayasası’ talebini dillendirmek daha doğru bir tavırmış gibi geliyor bana.

Referandum süreci bir taraftan işlerken, diğer taraftan tavırlarda bir netleşme ve saflaşma süreci de yaşanacaktır. Referandumda alınacak tavır tıpkı Ergenekon sürecinde alınan tavırlar gibi solun da geleceğindeki yol ayrımlarında önemli evrelerinden biri olacak.

12 Eylül’e kadar bu süreç daha çok tartışmalara ve saflaşmalara gebe.

Ama bu süreçte net olduğum bir şey var; o da 12 Eylül’ün izlerinin Anayasa’yı değiştirmekle silinmeyeceği!...

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006