Bu değişiklik izleri silmeye yeter mi? / Salim TURGUT Salim TURGUT
NEWROZ
12 Eylül’ün 30. yıldönümünde bir referanduma gideceğiz.
Referandumda neyi oyladığımız bir yana, tarihsel olarak referandumun 12 Eylül
cuntasının 30. yıldönümüne denk düşmesi oylamanın içeriğinden çok günün anlamına
dikkat çekmesi bakımından önemli.
30 yıl önce darbeciler iktidara geldikten sonra bu
ülkede:
* TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi
partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.
* 650 bin kişi gözaltına alındı.
* 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
* Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
* 7 bin kişi için idam cezası istendi.
* 517 kişiye idam cezası verildi.
* Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18
sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı).
* İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e
gönderildi.
* 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden
yargılandı.
* 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan
yargılandı.
* 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
* 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.
* 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
* 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.
* 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.
* 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.
* 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
* 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim
üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
* 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası
istendi.
* Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
* 31 gazeteci cezaevine girdi.
* 300 gazeteci saldırıya uğradı.
* 3 gazeteci silahla öldürüldü.
* Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
* 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
* 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
* Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
* 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 14 kişi açlık grevinde öldü.
* 16 kişi “kaçarken” vuruldu.
* 95 kişi “çatışmada” öldü.
* 73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.
* 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi. (78’liler
Arşivi’nden)
12 Eylülcüler iktidarları süresince yukarıdaki utanç
tablosunu yaşama geçirdiler. Bunun ardından halkın iradesini gasp ederek sınırlı
da olsa var olan ‘demokratik hak ve özgürlükleri’ kaldırdıktan sonra, bunu da
halkın ‘oy’una sunarak yüzde 92’lik bir baskı oyu ile 12 Eylül Anayasası’nı
kabul ettirdiler. 12 Eylül Anayasası ile bu ülkede örgütlenme ve hak arama hakkı
kısıtlandı, sendikal haklar budandı, üniversitelerde özerklik kaldırılarak İhsan
Doğramacı’nın akıl hocalığını yaptığı YÖK’ün kıskacına sokuldu. Tüm demokratik
hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün yok
edildiği bir sürece girildi. En önemlisi de Anayasa’ya konulan geçici 15. madde
ile dönemin insanlık suçları başta olmak üzere bu dönem suç işleyenlerin
yargılanmasının önüne zırh çekildi.
Darbeciler halka oylattıkları Anayasa’ya öyle bir madde
koyarak kendilerini garantiye aldılar. Nasıl bir geçici maddeymiş ki bu darbe
yapılalı 30 yıl geçmesine rağmen hala yürürlükte. 12 Eylülcülerden 30 yıl sonra
AKP yeni bir anayasa değişiklik paketini halkın iradesine sunuyor. AKP’nin
hazırladığı bu taslakta 12 Eylül Anayasası’na göre aşağıdaki değişiklikler söz
konusu:
“ * Bundan böyle kadınlarımızın yaşadığı zorluklar pozitif ayrımcılıkla
telafi edilecek.
* Devlet, her türlü istismara karşı çocukları koruyucu
tedbirleri alacak.
* Herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını
isteme hakkına sahip olacak.
* Yurt dışına çıkma hürriyeti ancak suç soruşturması veya
kovuşturması nedeniyle ve hâkim kararıyla sınırlandırılabilecek.
* Daha önce sadece bir sendikaya üye olabilen işçiler,
bundan böyle birden fazla sendikaya üye olabilecek.
* Memurlara ilk kez toplu sözleşme hakkı tanınırken, bu
imkândan emekli memurlar da yararlanacak.
* Memurlar ve diğer kamu görevlilerine verilen uyarma ve
kınama cezaları yargı denetimine açılacak.
* Kamu denetçiliği mekanizması sayesinde vatandaşımız
artık mahkeme kapılarında sürünmeyecek.
* Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına yargı yolu
açılacak.
* Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde
yargılanamayacak.
* Anayasa Mahkemesi ve HSYK, AB ülkelerindeki
muadilleriyle aynı ölçüde demokratik işleyişe sahip olacak.
* Vatandaşımız hakkını, Strazburg’daki Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’nde değil, bireysel başvuru imkânıyla, artık Ankara’daki
Anayasa Mahkemesi’nde arayacak.
*Geçici 15’inci
maddenin kaldırılmasıyla milli iradeye darbe vuranlar milletimize hesap
verecek.” (Vatan Gazetesi)
12 Eylülcülerin Anayasası’nda AKP’liler yukarıdaki
değişiklileri yaparak 12 Eylül’de referanduma gidiyor. Bu reel bir durum. Bu
referandumda alınacak tavır ne olmalı? Tartışılması ve yanıt verilmesi gereken
esas sorun burada yatıyor.
Referandumda üç seçenek var: ‘Hayır’, ‘Evet’ ve
‘Boykot’.
Türkiye solu Ergenekon sürecinde olduğu gibi referandum
sürecinde de bir kopuş ve ayrışma yaşamaktadır. Türkiye solunun büyük bir
kısmının görüşleri muğlaklılar taşısa da belli başlı netleşen görüşler şu
şekilde oluşmuş durumda.
Hayırcılar: ÖDP, TKP, SP.
Evetçiler: EDP, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi vb.
Boykotçular: BDP, bazı sosyalist gruplar vb.
EMEP ve benzeri bazı örgütler ise sürece göre tavır
alacaklarını açıkladılar. Burada ‘Hayır’ kampanyasını yürüten ÖDP’nin ‘2 Hayır birden’ kampanyası dikkat
çekmektdir.
Bu süreçte kendi kişisel düşüncelerimi de koymam
gerekiyor. Öncelikle 12 Eylül Anayasası’nın mevcudiyetinin korunması anlamına
gelen ‘Hayır’ oyunu kullanmayacağımı
biliyorum.
‘Hayır’ demek 10 yıldır 78’liler olarak
sürdürdüğümüz ‘Geçici 15. Madde
kaldırılsın, darbeciler yargılansın’ mücadelesini inkar etmek anlamına
geliyor. ‘Hayır’ demek aynı zamanda
CHP ve MHP gibi partilerle birlikte 12 Eylül Anayasası’nın devam etmesine ‘Evet’ demek anlamına geliyor. Onun
için üç seçenekten biri olan 12
Eylül Anayasası’nın devam etmesini sağlayacak olan ‘Hayır’a karşı olduğumu ve referandumda
‘Hayır’ seçeneğini baştan
düşünmediğimi belirtmek isterim.
Geriye iki seçenek kalıyor. AKP’nin yaptığı ve 12 Eylül
Anayasası’ndaki rötuşları içeren Anayasa’ya ‘Evet’ ile hem 12 Eylül Anayasası’na
hem de AKP’nin Anayasası’na karşı olan ‘Boykot’.
Bu iki seçenekten AKP’nin yaptığı ve 12 Eylül
Anayasası’ndan farklılıklarını arz eden bazı maddelerdeki değişiklikleri olumlu
bulmakla birlikte eksik ve yetersiz olduğunu, özgürlükçü ve demokratik
olmadığını, 12 Eylül Anayasası’nın baskıcı maddelerinde içerikte değil
biçimlerde rötuşlar yaptığını, bu yüzden ‘Evet’e de pek sıcak bakmadığımı
biliyorum.
Referandum’da ‘Boykot’ tavrı bu seçeneklerden bana
şimdilik en yakın gözüken tavır gibi geliyor. 12 Eylül’de referanduma sunulacak
olan ‘şer’ ve ‘ehveni şer’ seçenekleri yerine
özgürlükçü ve demokratik bir anayasa talebi ile üçüncü bir yol olan ‘Ne 12 Eylül Anayasası ne de AKP Anayasası,
özgürlükçü demokratik Halk Anayasası’ talebini dillendirmek daha doğru bir
tavırmış gibi geliyor bana.
Referandum süreci bir taraftan işlerken, diğer taraftan
tavırlarda bir netleşme ve saflaşma süreci de yaşanacaktır. Referandumda
alınacak tavır tıpkı Ergenekon sürecinde alınan tavırlar gibi solun da
geleceğindeki yol ayrımlarında önemli evrelerinden biri olacak.
12 Eylül’e kadar bu süreç daha çok tartışmalara ve
saflaşmalara gebe.
Ama bu süreçte net olduğum bir şey var; o da 12 Eylül’ün
izlerinin Anayasa’yı değiştirmekle silinmeyeceği!...
Print  |