Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Bir Kore Masalı: Mavi ve Sarı Ejderhalar* / Çeviri: Samet Erdoğdu
Samet ERDOĞDU

NEWROZ



 

           

 

Vaktiyle ‘Dingin Sabah Ülkesi’nde bir han yaşardı. Han, tahta çıkmasının yirminci yılı şerefine, sarayın saltanat salonunu insan gözünün henüz görmediği güzellikte bir paravanla süslemeye karar verdi.

            Hanlığının en ünlü ressamı, başkentten çok uzakta, bir mağarada yaşıyordu. Onu çağırttı. Ressam derhal yola çıktı; yel gibi uçtu, sel gibi coştu; çabucak saraya geldi. Han'a buyruğunu sordu.

            ''Saltanat salonunun paravanına hanlığımın kudretini ve ebedi barışı sembolize edecek bir mavi, bir de sarı iki ejderha resmedeceksin!'' diye buyurdu han. Ressam, hanın önünde eğildi. Sonra karşılık verdi: ''Siyah bir ipek dokunsun, öyle ince bir ipek ki insan gözü böylesini görmemiş olsun. Mavi ve sarı ejderhaları bu ipeğin üzerine resmedeceğim. Şimdi, ipek hazırlanıncaya kadar, mağarama dönüyorum.'' Sonra hanın önünde eğildi ve çalışmalarını yaptığı mağarasına döndü.

            Han, derhal, insan gözünün henüz görmediği incelikte siyah bir ipek dokunmasını buyurdu. Fakat bu, öyle kolay değildi. Herşeyden önce hanlıktaki en nazik ipekböceklerinin büyük bir özenle üretilmesi gerekiyordu. Bunlar en taze, en nazik dut yapraklarını yiyor; çok hassas oldukları için çoğu telef oluyordu.

            Paravana gereken ipek bezi örmek için yeterli sayıda ipekböceği üretmek epey zaman aldıysa da sonunda başarıldı.

            Ama şimdi yeni bir zorluk başgösterdi; istenen incelikteki ipliği eğirecek beceriye sahip dokumacı yoktu. Hanlık sınırları içindeki en keskin gözlü, en usta dokumacılar araştırıldı.

            Nihayet bu güçlüğün de üstesinden gelindi. Paravanın ipek bezi örüldü; böyle ince bir ipek dokuma kalûbeladan beri görülmemişti. Han, onu çok değerli bir fildişi çerçeveye gerdirdi. Daha sonra ipek kumaşın hazır olduğunu bildirmek üzere ressama bir ulak gönderdi; ejderhaları resmetmek için vakit kaybetmeden gelmesi gerekiyordu.

            Fakat ressam, hazırlıklarını daha tamamlamadığı; hanın biraz sabretmesi gerektiği karşılığını verdi.

            İpek kumaşın dokunması esnasında sabrı sıkı bir sınavdan geçmiş olan han, uğradığı hayalkırıklığını saklayamadı; bununla birlikte, ressamın bir şaheser hazırladığını anladı ve bekledi. Fakat paravanın yanından ne zaman geçecek olsa sabırsızlığı daha çoğalıyordu. Bir gün sabrı tamamen tükendi ve verdiği sözü kendisine hatırlatmak için ressama yeni bir ulak gönderdi.

            Beriki, eğer hemen şimdi gelecek olursa, gelmiş geçmiş bütün paravanların en güzeline layık ejderhaları çizmesinin imkansızlaşacağı karşılığını verdi; daha hazırlanması gerekiyordu ve biraz daha mühlet rica etti.

            Han, sabırsızlığını çarnaçar dizginlemek zorunda kaldı. Fakat zaman geçip gidiyordu ve sanatçıdan hiçbir haber gelmiyordu. Ve han paravanın yanından her geçişinde öfkeleniyor; kızgınlığı daha da artıyordu. Bir gün sabrı iyice tükendi ve bir ulağını, gönlü olup olmadığına bakmadan, onu hanlık sarayına getirmek emriyle ressama gönderdi.

            Ulağın ardı sıra gitmeyi bu kez ressam kabul etti. Saraya ulaşınca hanın huzuruna çıktı ve mavi ve sarı ejderhaları yapmaya artık hazır olduğunu bildirdi. Han buna çok sevindi. Ressam iki uzun resim fırçası ve mavi ve sarı boyalar getirtti. Sonra değerli ipeği pırıl pırıl parlayan paravanın karşısına geçti. Paravana bir fırça darbesiyle mavi bir çizgi, ikinci bir fırça darbesiyle de sarı bir çizgi çekti. Sonra fırçaları indirdi ve ''işim bitti'' dedi. Han’a, gelmiş geçmiş paravanların en güzelinin tamamlandığı haberi iletilince çok sevindi ve bu sanat şaheserini takdir etmek üzere saltanat salonuna koştu.

            Fakat paravanın önüne gelince gözlerine inanamadı; gördüğü, sadece biri mavi, diğeri sarı iki kalın çizgiydi. Ressamın kendisiyle dalga geçmeye cüret ettiği kanısına kapılan han, müthiş öfkelendi. Ressam ise gayet sakin ve ciddi bir şekilde; mavi ve sarı çizgilerin yıllarca ve kesintisiz süren çalışmalarının semeresi olduğunu bildirdi. Sonra hanın önünde saygıyla eğildi; geri döndü ve gitmeye davrandı.

            Ama han öfkeden çıldırmıştı; ona göre ressam, kendisini gülünç duruma düşürmesi yetmezmiş gibi, imalatı onca zaman ve özen gerektiren şahane ipekliyi de ebediyen mahvetmişti. Ressamın hapishaneye atılmasını emretti.

            Gece bastırdığında hanın öfkesi hala dinmemişti. Uyuyamadı. Gözlerinin önünde mavi ve sarı çizgiler oynaşıyordu. Gözlerini kapattı. Bu kez mavi ve sarı çizgilerin çoğalmaya ve canlanmaya başladıklarını gördü. Çizgiler içinde birbirleriyle boğuşan biri mavi ve biri sarı iki ejderha fark eden han çok şaşırdı. Ejderhalar hızlı ve güçlü, kıvrak ve kudretliydiler; güçlülükleri, kıvraklıkları ve büyük kudretleri ressamın muhteşem parıltılı ipek bezin üzerine yerleştirdiği bu iki çizginin, mavi ve sarı çizgilerin içinde gizlenmişlerdi. Han, gece boyunca ejderhaların dövüşünü seyretti. Kendini bu kavgayı seyretmekten alamıyordu. Böyle bir şaheser yaratan sanatçının sırrını ertesi sabah çözmeyi kararlaştırdı.

            Seher vakti en hızlı atının eyerlenmesini buyurdu. Muhafız Kıt'asının eşliğinde, ressamın ejderhaları paravana resmetmeden önce yıllarca çalıştığı mağaraya gitmek üzere şafakta yola koyuldu.

            Yolda bir tipi koptu. Kar, fırtına ve sis yolcuların yolunu kapatıyordu. Fakat han,  yine de dönmeye müsaade etmedi. Gece-gündüz günlerce at sürdüler. Nihayet mağaraya eriştiler.

            Meşaleler yakıldı. Han mağaraya girdi. Daha girişte mağaranın duvarlarına çizilmiş, biri mavi, biri sarı iki ejderha resmi gördü. Bunlar büyük bir özenle çizilmişlerdi. Her pul, her diş netçe görünüyor ve burun deliklerinden alevler püskürüyordu. En küçük ayrıntılar bile mavi ve sarıya boyanmışlardı. Resmin altında bir tarih vardı; bu, hanın sanatçıya tüm zamanların en güzel paravanını yapma görevini verdiği gündü.

            Bu resmin yanında bir başkası bulunuyordu; bu da biri mavi, diğeri sarı iki ejderhayı tasvir ediyordu. İkincinin yanında bir üçüncüsü, sonra bir dördüncüsü, beşincisi, altıncısı... Mağaranın tüm duvarlarına mavi ve sarı ejderhalar resmedilmişti. Han, meşalelerin ışığı altında ressamın muazzam zahmetli çalışmalarını hayranlıkla seyretmekteydi. Her resmin altında bir tarih vardı. Yıllar yılları izliyordu. Resimler resimleri, taslaklar taslakları. Ve mavi ve sarı ejderhaların biçimleri sürekli daha da yalınlaşıyordu. Han nihayet, bu bitmez resimler silsilesinin sonunda sadece birer mavi ve sarı çizgiden oluşan en son resmin önüne geldi, durdu. Bu, ressamın paravana yaptığının aynısıydı. Ancak, bu son ve en yüksek biçim, ressamın mağara duvarlarına yıllar boyunca yaptığı sayısız ejderhanın bütün kudretini bir araya getirip birleştiriyordu.

            Ve böylece han, ressamın gizini anlamış oldu. Hayreti memnuniyete, memnuniyeti sevince dönüştü. Mavi ve sarı ejderhalara son bir kez baktıktan sonra, sanatçıyı serbest bırakmak ve hak ettiği şekilde onurlandırmak üzere çabucak başkente ulaşmak için, atının tez eyerlenmesini emretti. Han, iki ejderha simgesinin, biri mavi, öbürü sarı iki çizginin kudretini ve hikmetini anladığı için ressama borçlu düşmüştü.

            Ressam serbest bırakıldı ve han, ejderha paravanını saltanat salonuna yerleştirtti. Ve bu muhteşem şaheseri gören herkes böyle bir güzelliği daha önce asla görmediğini ikrar etti.

 

                       

(*) Kaynak: BEŞ KITADAN MASALLAR. Derleyen, aktaran ve düzenleyenler: Ré Soupault, Philippe Soupault, Almancası Ré Soupault, Mondo Yayınevi, 1968, Lozan.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006