Bir Kore Masalı: Mavi ve Sarı Ejderhalar* / Çeviri: Samet Erdoğdu Samet ERDOĞDU
NEWROZ
Vaktiyle ‘Dingin Sabah
Ülkesi’nde bir han yaşardı. Han, tahta çıkmasının yirminci yılı şerefine,
sarayın saltanat salonunu insan gözünün henüz görmediği güzellikte bir paravanla
süslemeye karar verdi.
Hanlığının en ünlü ressamı, başkentten çok uzakta, bir mağarada
yaşıyordu. Onu çağırttı. Ressam derhal yola çıktı; yel gibi uçtu, sel gibi
coştu; çabucak saraya geldi. Han'a buyruğunu
sordu.
''Saltanat salonunun paravanına hanlığımın kudretini ve ebedi barışı
sembolize edecek bir mavi, bir de sarı iki ejderha resmedeceksin!'' diye buyurdu
han. Ressam, hanın önünde eğildi. Sonra karşılık verdi: ''Siyah bir ipek
dokunsun, öyle ince bir ipek ki insan gözü böylesini görmemiş olsun. Mavi ve
sarı ejderhaları bu ipeğin üzerine resmedeceğim. Şimdi, ipek hazırlanıncaya
kadar, mağarama dönüyorum.'' Sonra hanın önünde eğildi ve çalışmalarını yaptığı
mağarasına döndü.
Han, derhal, insan gözünün henüz görmediği incelikte siyah bir ipek
dokunmasını buyurdu. Fakat bu, öyle kolay değildi. Herşeyden önce hanlıktaki en
nazik ipekböceklerinin büyük bir özenle üretilmesi gerekiyordu. Bunlar en taze,
en nazik dut yapraklarını yiyor; çok hassas oldukları için çoğu telef
oluyordu.
Paravana gereken ipek bezi örmek için yeterli sayıda ipekböceği üretmek
epey zaman aldıysa da sonunda başarıldı.
Ama şimdi yeni bir zorluk başgösterdi; istenen incelikteki ipliği
eğirecek beceriye sahip dokumacı yoktu. Hanlık sınırları içindeki en keskin
gözlü, en usta dokumacılar araştırıldı.
Nihayet bu güçlüğün de üstesinden gelindi. Paravanın ipek bezi örüldü;
böyle ince bir ipek dokuma kalûbeladan beri görülmemişti. Han, onu çok değerli
bir fildişi çerçeveye gerdirdi. Daha sonra ipek kumaşın hazır olduğunu bildirmek
üzere ressama bir ulak gönderdi; ejderhaları resmetmek için vakit kaybetmeden
gelmesi gerekiyordu.
Fakat ressam, hazırlıklarını daha tamamlamadığı; hanın biraz sabretmesi
gerektiği karşılığını verdi.
İpek kumaşın dokunması esnasında sabrı sıkı bir sınavdan geçmiş olan han,
uğradığı hayalkırıklığını saklayamadı; bununla birlikte, ressamın bir şaheser
hazırladığını anladı ve bekledi. Fakat paravanın yanından ne zaman geçecek olsa
sabırsızlığı daha çoğalıyordu. Bir gün sabrı tamamen tükendi ve verdiği sözü
kendisine hatırlatmak için ressama yeni bir ulak
gönderdi.
Beriki, eğer hemen şimdi gelecek olursa, gelmiş geçmiş bütün paravanların
en güzeline layık ejderhaları çizmesinin imkansızlaşacağı karşılığını verdi;
daha hazırlanması gerekiyordu ve biraz daha mühlet rica
etti.
Han, sabırsızlığını çarnaçar dizginlemek zorunda kaldı. Fakat zaman geçip
gidiyordu ve sanatçıdan hiçbir haber gelmiyordu. Ve han paravanın yanından her
geçişinde öfkeleniyor; kızgınlığı daha da artıyordu. Bir gün sabrı iyice tükendi
ve bir ulağını, gönlü olup olmadığına bakmadan, onu hanlık sarayına getirmek
emriyle ressama gönderdi.
Ulağın ardı sıra gitmeyi bu kez ressam kabul etti. Saraya ulaşınca hanın
huzuruna çıktı ve mavi ve sarı ejderhaları yapmaya artık hazır olduğunu
bildirdi. Han buna çok sevindi. Ressam iki uzun resim fırçası ve mavi ve sarı
boyalar getirtti. Sonra değerli ipeği pırıl pırıl parlayan paravanın karşısına
geçti. Paravana bir fırça darbesiyle mavi bir çizgi, ikinci bir fırça darbesiyle
de sarı bir çizgi çekti. Sonra fırçaları indirdi ve ''işim bitti'' dedi. Han’a,
gelmiş geçmiş paravanların en güzelinin tamamlandığı haberi iletilince çok
sevindi ve bu sanat şaheserini takdir etmek üzere saltanat salonuna
koştu.
Fakat paravanın önüne gelince gözlerine inanamadı; gördüğü, sadece biri
mavi, diğeri sarı iki kalın çizgiydi. Ressamın kendisiyle dalga geçmeye cüret
ettiği kanısına kapılan han, müthiş öfkelendi. Ressam ise gayet sakin ve ciddi
bir şekilde; mavi ve sarı çizgilerin yıllarca ve kesintisiz süren çalışmalarının
semeresi olduğunu bildirdi. Sonra hanın önünde saygıyla eğildi; geri döndü ve
gitmeye davrandı.
Ama han öfkeden çıldırmıştı; ona göre ressam, kendisini gülünç duruma
düşürmesi yetmezmiş gibi, imalatı onca zaman ve özen gerektiren şahane ipekliyi
de ebediyen mahvetmişti. Ressamın hapishaneye atılmasını
emretti.
Gece bastırdığında hanın öfkesi hala dinmemişti. Uyuyamadı. Gözlerinin
önünde mavi ve sarı çizgiler oynaşıyordu. Gözlerini kapattı. Bu kez mavi ve sarı
çizgilerin çoğalmaya ve canlanmaya başladıklarını gördü. Çizgiler içinde
birbirleriyle boğuşan biri mavi ve biri sarı iki ejderha fark eden han çok
şaşırdı. Ejderhalar hızlı ve güçlü, kıvrak ve kudretliydiler; güçlülükleri,
kıvraklıkları ve büyük kudretleri ressamın muhteşem parıltılı ipek bezin üzerine
yerleştirdiği bu iki çizginin, mavi ve sarı çizgilerin içinde gizlenmişlerdi.
Han, gece boyunca ejderhaların dövüşünü seyretti. Kendini bu kavgayı
seyretmekten alamıyordu. Böyle bir şaheser yaratan sanatçının sırrını ertesi
sabah çözmeyi kararlaştırdı.
Seher vakti en hızlı atının eyerlenmesini buyurdu. Muhafız Kıt'asının
eşliğinde, ressamın ejderhaları paravana resmetmeden önce yıllarca çalıştığı
mağaraya gitmek üzere şafakta yola koyuldu.
Yolda bir tipi koptu. Kar, fırtına ve sis yolcuların yolunu kapatıyordu.
Fakat han, yine de dönmeye müsaade
etmedi. Gece-gündüz günlerce at sürdüler. Nihayet mağaraya
eriştiler.
Meşaleler yakıldı. Han mağaraya girdi. Daha girişte mağaranın duvarlarına
çizilmiş, biri mavi, biri sarı iki ejderha resmi gördü. Bunlar büyük bir özenle
çizilmişlerdi. Her pul, her diş netçe görünüyor ve burun deliklerinden alevler
püskürüyordu. En küçük ayrıntılar bile mavi ve sarıya boyanmışlardı. Resmin
altında bir tarih vardı; bu, hanın sanatçıya tüm zamanların en güzel paravanını
yapma görevini verdiği gündü.
Bu resmin yanında bir başkası bulunuyordu; bu da biri mavi, diğeri sarı
iki ejderhayı tasvir ediyordu. İkincinin yanında bir üçüncüsü, sonra bir
dördüncüsü, beşincisi, altıncısı... Mağaranın tüm duvarlarına mavi ve sarı
ejderhalar resmedilmişti. Han, meşalelerin ışığı altında ressamın muazzam
zahmetli çalışmalarını hayranlıkla seyretmekteydi. Her resmin altında bir tarih
vardı. Yıllar yılları izliyordu. Resimler resimleri, taslaklar taslakları. Ve
mavi ve sarı ejderhaların biçimleri sürekli daha da yalınlaşıyordu. Han nihayet,
bu bitmez resimler silsilesinin sonunda sadece birer mavi ve sarı çizgiden
oluşan en son resmin önüne geldi, durdu. Bu, ressamın paravana yaptığının
aynısıydı. Ancak, bu son ve en yüksek biçim, ressamın mağara duvarlarına yıllar
boyunca yaptığı sayısız ejderhanın bütün kudretini bir araya getirip
birleştiriyordu.
Ve böylece han, ressamın gizini anlamış oldu. Hayreti memnuniyete,
memnuniyeti sevince dönüştü. Mavi ve sarı ejderhalara son bir kez baktıktan
sonra, sanatçıyı serbest bırakmak ve hak ettiği şekilde onurlandırmak üzere
çabucak başkente ulaşmak için, atının tez eyerlenmesini emretti. Han, iki
ejderha simgesinin, biri mavi, öbürü sarı iki çizginin kudretini ve hikmetini
anladığı için ressama borçlu düşmüştü.
Ressam serbest bırakıldı ve han, ejderha paravanını saltanat salonuna
yerleştirtti. Ve bu muhteşem şaheseri gören herkes böyle bir güzelliği daha önce
asla görmediğini ikrar etti.
(*) Kaynak: BEŞ KITADAN
MASALLAR. Derleyen, aktaran ve düzenleyenler: Ré Soupault, Philippe Soupault,
Almancası Ré Soupault, Mondo Yayınevi, 1968, Lozan. Print  |