Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 28
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Dil ölürse insan da ölür / Turabi SALTIK
Turabi SALTIK

NEWROZ



Kişi bilmediğinin düşmanıydı. Sor, soruştur, dinle denildiği gibi kulaklar ve gözler dil içindi. Başlangıçta insanda bilgi küçüktü, beyin büyüktü. Beyin küçüldü, bilgi büyüdü. Bilgi büyüdü, beyin küçüldü. İnsan bilginin peşine takıldı. Bilgi cehenneme girse de insan korkmadan, titremeden bilginin peşinden içeri girdi. Ama cehennemde olsa bile gene de hep özgürlüğü aradı. Baskıyı, sınırlamaları sevmedi. Özgürlüğe sarıldı büyük bir güçle.

Güç bilgiydi. Bilgi özgürleştikçe dil güçlenmişti. Dil güçlenip özgürleştikçe insan toplumsallaşmıştı. Toplumsallaşan insan ortaklaştıkça, çalışma ya da ortaklaşa üretim içerisinde dilini güçlendirdi. Dil, insan emeğinin gelişimi içerisinde ve emeğin yardımıyla varlık kazandı. Halkın yaşamını, felsefesini, ideolojisini yansıttı. İnsanlık tarihinin farklı çağlarını ve farklı özelliklerini saklayan örtüyü araladı. Örtü aralanınca söz ortaya çıktı. İnsanın sözü insanın yaşı kadar eskiydi. En uzak sözleri çağımıza taşıyan halklar, binlerce yıldan bu yana kültürlerini, geleneklerini, toplumsal değerlerini dilleriyle getirmişlerdi bugüne.

Dilin gelişimini sağlayan ve onu çoğaltıp güzelleştiren insandı. Kadın ve erkeğin, her iki cinsin de ortaklaşa zekâsı, yetenekleri, çok yönlü etkinlikler sırasında geliştirdi dili. Başlangıçta yazı yoktu. Her şey sözle anlatılıyordu. Yazıya, insan mağara duvarına resim yapmakla başladı. Bu yazının tarihi oldu. Mağaralara çizilen ilk resimler, yazısız dünyada bir görüşü, bir bakışı, bir inancı aktaran ilk yazılardı. Mağaraların türlü şekillerle resimlenmesi o ilk süreçte ‘büyü’ye dayanıyordu. Mağaralardaki kabartma ve oymalar büyüsel bir anlamdan geliyordu. Tapınak mekânlarında kullanılıyordu. Tapınaklarda sihir ve büyü egemendi.

 

***

 

Paleolitik dönemin sonuna, maden çağına geçildiğinde ise insan artık toprağa yerleşmiş, tarımla uğraşmıştı. Dinsel eylemler ortaya ilk defa o süreçte çıktı. Dinsel dizgeler biçimine geçildi ve totemcilik de doğmuş oldu. Bu totemler mağaralara da resimlenmişti. Resimlerin sadeleşip birer sembol haline dönmesi uzun sürmüştü.

İnsan, yazmayı yavaş da olsa öğrenmişti sonunda. Yazıdan önce masalları, efsaneleri, gelenekleri, deneyimleri sözle, bellekle kendisinden sonrakilere aktarıyordu. Efsaneler, gelenekler, bilgiler çoğaldıkça bunların saklanması zorlaştı. Resimle başlayan yazı dili, beden -jest- diliyle başlayan sözlü dilin imdadına yetişmişti. Yazının gücü artmış, bilim gelişmiş, bilinmezlik açığa kavuşmuştu. Bilim ve yazı sayesinde geçmiş karanlıklardan eskinin gizemliliği ve güzelliği açığa çıkartılmıştı. İnsan, bir ulusu diğerine, bir çağı öbürüne bir köprü gibi yazıyla kavuşturmayı başarmıştı. Binyıllar boyu yarattıklarını artık kuşaklara yazıyla kavuşturdu.

İnsanda dil hayatın ifadesiydi. Düşünce insana dildeki bu ifade içerisinde temel bir hareket getirdi. İnsan yaşamda taşıdığı düşünceleri ve kendisini dille ortaya koydu. Doğanın insana biçtiği en büyük rol dildi. Halkın tarihsel geçmişini bugüne dil taşımıştı. Halka ait özlü ve güzel olanı dil getirmişti bugüne. Dil yazıyla, yazı edebiyatla güzelleşti. Ve edebiyat bir dil ürünü oldu. Her edebiyat, konuşulduğu dille yapılan bir çalışmaya dönüştü. Dil coğrafyanın, kültürlerin ve insanın yaşadığı sorunlara kayıtsız kalmadı.

Dil halktı. Dil insandı. Ülkenin sorunlarıyla kaynaştı. İnsan sorunlarıyla bir varlıktı. Düşüncesi dille gerçekleşmişti. O, doğadaki olayları ve duygularını dille anlatmış, ilişkilerini dille açıklamıştı. Dil artık bir canlı organizma, bir etkinlik ve önemli bir öğeye dönüşmüştü. Dil ile insan, insan ile kültür arasında direkt bir ilişki vardır. İnsanı tanımak, insanın temel hakkı olan varlığını, kültürünü ve dilini tanımaktır. Bir toplumun kültürünü, sanatını, felsefesini, edebiyatını tanımak o dili ve o halkı tanımaktır.

Toplumun dili, demokrasi ve özgürlükler içerisinde gelişir. Özgürleşmiş insan, özgürleşmiş toplum dilini de özgürleştirir. Demokratik ve özgür bir yaşam dili eğitir. Özgürleşmiş toplumların müziği, kültürü, felsefesi, dünya görüşü, sanatı, edebiyatı ve dili özgürleşir. Bütün bu etkinlikleri özgürleşmiş toplumların insan ilişkileri belirlemiştir. Özgürleşmemiş toplumların tarihini, dilini, müziğini, kültürünü çaldılar. Egemen toplumlar o zenginlikleri kendilerine mal ettiler.

Tarihine, bilimine ve kültürüne önem vermeyen halklar kendi kendilerini yok ederler. Bir ulusun ve toplumun varlığının temeli, dili, kültürü ve tarihidir. Tarihi olmayan halkın dili de karanlıktır. Toplumun yapısını en iyi dil ifade eder. Binlerce yıl önceki insanların toplumsal değer yargıları dilleri ile bugüne getirilmiştir. Bugüne taşınan değer yargılarının tamamında dilin yeri vardır. Dil sadece günlük yaşamda kullanılan bir anlaşma aracı değildir. Aynı zamanda tarihi süreç içerisinde, halkın yaratmış olduğu estetik ve kültürel değerlerdir. Bir halkın diline dayanan kültürel değerler temeldir. Bir dil çok zengin bile olsa, eğitim ve öğretim kurumlarında, basında, yayında, radyo ve televizyonlarda, okullarda, sokakta ve sosyal yaşamın her alanında kullanılmazsa o dil yok olur.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006