Dil ölürse insan da ölür / Turabi SALTIK Turabi SALTIK
NEWROZ
Kişi bilmediğinin düşmanıydı. Sor, soruştur, dinle denildiği gibi
kulaklar ve gözler dil içindi. Başlangıçta insanda bilgi küçüktü, beyin büyüktü.
Beyin küçüldü, bilgi büyüdü. Bilgi büyüdü, beyin küçüldü. İnsan bilginin peşine
takıldı. Bilgi cehenneme girse de insan korkmadan, titremeden bilginin peşinden
içeri girdi. Ama cehennemde olsa bile gene de hep özgürlüğü aradı. Baskıyı,
sınırlamaları sevmedi. Özgürlüğe sarıldı büyük bir güçle.
Güç bilgiydi. Bilgi özgürleştikçe dil güçlenmişti. Dil güçlenip
özgürleştikçe insan toplumsallaşmıştı. Toplumsallaşan insan ortaklaştıkça,
çalışma ya da ortaklaşa üretim içerisinde dilini güçlendirdi. Dil, insan
emeğinin gelişimi içerisinde ve emeğin yardımıyla varlık kazandı. Halkın
yaşamını, felsefesini, ideolojisini yansıttı. İnsanlık tarihinin farklı
çağlarını ve farklı özelliklerini saklayan örtüyü araladı. Örtü aralanınca söz
ortaya çıktı. İnsanın sözü insanın yaşı kadar eskiydi. En uzak sözleri çağımıza
taşıyan halklar, binlerce yıldan bu yana kültürlerini, geleneklerini, toplumsal
değerlerini dilleriyle getirmişlerdi bugüne.
Dilin gelişimini sağlayan ve onu çoğaltıp güzelleştiren insandı. Kadın ve
erkeğin, her iki cinsin de ortaklaşa zekâsı, yetenekleri, çok yönlü etkinlikler
sırasında geliştirdi dili. Başlangıçta yazı yoktu. Her şey sözle anlatılıyordu.
Yazıya, insan mağara duvarına resim yapmakla başladı. Bu yazının tarihi oldu.
Mağaralara çizilen ilk resimler, yazısız dünyada bir görüşü, bir bakışı, bir
inancı aktaran ilk yazılardı. Mağaraların türlü şekillerle resimlenmesi o ilk
süreçte ‘büyü’ye dayanıyordu. Mağaralardaki kabartma ve oymalar büyüsel bir
anlamdan geliyordu. Tapınak mekânlarında kullanılıyordu. Tapınaklarda sihir ve
büyü egemendi.
***
Paleolitik dönemin sonuna, maden çağına geçildiğinde ise insan artık
toprağa yerleşmiş, tarımla uğraşmıştı. Dinsel eylemler ortaya ilk defa o süreçte
çıktı. Dinsel dizgeler biçimine geçildi ve totemcilik de doğmuş oldu. Bu
totemler mağaralara da resimlenmişti. Resimlerin sadeleşip birer sembol haline
dönmesi uzun sürmüştü.
İnsan, yazmayı yavaş da olsa öğrenmişti sonunda. Yazıdan önce masalları,
efsaneleri, gelenekleri, deneyimleri sözle, bellekle kendisinden sonrakilere
aktarıyordu. Efsaneler, gelenekler, bilgiler çoğaldıkça bunların saklanması
zorlaştı. Resimle başlayan yazı dili, beden -jest- diliyle başlayan sözlü dilin
imdadına yetişmişti. Yazının gücü artmış, bilim gelişmiş, bilinmezlik açığa
kavuşmuştu. Bilim ve yazı sayesinde geçmiş karanlıklardan eskinin gizemliliği ve
güzelliği açığa çıkartılmıştı. İnsan, bir ulusu diğerine, bir çağı öbürüne bir
köprü gibi yazıyla kavuşturmayı başarmıştı. Binyıllar boyu yarattıklarını artık
kuşaklara yazıyla kavuşturdu.
İnsanda dil
hayatın ifadesiydi. Düşünce insana dildeki bu ifade içerisinde temel bir hareket
getirdi. İnsan yaşamda taşıdığı düşünceleri ve kendisini dille ortaya koydu.
Doğanın insana biçtiği en büyük rol dildi. Halkın tarihsel geçmişini bugüne dil
taşımıştı. Halka ait özlü ve güzel olanı dil getirmişti bugüne. Dil yazıyla,
yazı edebiyatla güzelleşti. Ve edebiyat bir dil ürünü oldu. Her edebiyat,
konuşulduğu dille yapılan bir çalışmaya dönüştü. Dil coğrafyanın, kültürlerin ve
insanın
yaşadığı sorunlara kayıtsız kalmadı.
Dil halktı. Dil insandı. Ülkenin sorunlarıyla kaynaştı. İnsan
sorunlarıyla bir varlıktı. Düşüncesi dille gerçekleşmişti. O, doğadaki olayları
ve duygularını dille anlatmış, ilişkilerini dille açıklamıştı. Dil artık bir
canlı organizma, bir etkinlik ve önemli bir öğeye dönüşmüştü. Dil ile insan,
insan ile kültür arasında direkt bir ilişki vardır. İnsanı tanımak, insanın
temel hakkı olan varlığını, kültürünü ve dilini tanımaktır. Bir toplumun
kültürünü, sanatını, felsefesini, edebiyatını tanımak o dili ve o halkı
tanımaktır.
Toplumun dili,
demokrasi ve özgürlükler içerisinde gelişir. Özgürleşmiş insan, özgürleşmiş
toplum dilini de özgürleştirir. Demokratik ve özgür bir yaşam dili eğitir.
Özgürleşmiş toplumların müziği, kültürü, felsefesi, dünya görüşü, sanatı,
edebiyatı ve dili özgürleşir. Bütün bu etkinlikleri özgürleşmiş toplumların
insan ilişkileri belirlemiştir. Özgürleşmemiş toplumların tarihini, dilini,
müziğini, kültürünü çaldılar. Egemen toplumlar o zenginlikleri kendilerine mal
ettiler.
Tarihine, bilimine ve kültürüne önem vermeyen halklar kendi kendilerini
yok ederler. Bir ulusun ve toplumun varlığının temeli, dili, kültürü ve
tarihidir. Tarihi olmayan halkın dili de karanlıktır. Toplumun yapısını en iyi
dil ifade eder. Binlerce yıl önceki insanların toplumsal değer yargıları dilleri
ile bugüne getirilmiştir. Bugüne taşınan değer yargılarının tamamında dilin yeri
vardır. Dil sadece günlük yaşamda kullanılan bir anlaşma aracı değildir. Aynı
zamanda tarihi süreç içerisinde, halkın yaratmış olduğu estetik ve kültürel
değerlerdir. Bir halkın diline dayanan kültürel değerler temeldir. Bir dil çok
zengin bile olsa, eğitim ve öğretim kurumlarında, basında, yayında, radyo ve
televizyonlarda, okullarda, sokakta ve sosyal yaşamın her alanında kullanılmazsa
o dil yok olur. Print  |