Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 26
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

TARİH HIZLANIRKEN![*]-2 / Temel DEMİRER
Temel Demirer

NEWROZ

Küresel deprem ile birlikte piyasaperestler hemen burjuva devletlerine sarılıp kurtarma operasyonları istediler ve piyasanın her şeye kadir olduğu inançlarında da böylece inkâra gittiler.

“Cambia, todo cambia…”[1]

 

KAPİTALİZM KRİZDİR!

 

Kapitalizm krizdir!

Görmeyen, bilmeyen yok! Herkesin bilgisi dahilinde…

Küresel kriz, son 30 yıla damgasını vuran neo-liberal amentüyü de berhava etti, çökertti. Piyasanın her şeye kadir olduğunu, her şeyin metalaştırılıp özelleştirilmesinin, ticarileştirilmesinin en ideali olduğunu, devletin her tür müdahaleden uzaklaştırıldığı takdirde kaynakların en etkin biçimde kullanılıp dağılacağını, bunun da topluma azami refahı getireceğini vaat eden inanış, iman, krizle dümdüz oldu.

Küresel deprem ile birlikte piyasaperestler hemen burjuva devletlerine sarılıp kurtarma operasyonları istediler ve piyasanın her şeye kadir olduğu inançlarında da böylece inkâra gittiler. Şimdi, krizi aşmada başrol devlette ve bir hesaplamaya göre, bugüne kadar çeşitli biçimlerde devletçe kriz ateşini söndürmek için yapılan müdahalelerin faturası 10 trilyon doları geçmiş durumda... Ama kriz, aşılmak bir yana, yeni bir dip yapmaya yönelişte...

Piyasaya iman, neo-liberalizme inanç, paradigma, krizle birlikte iflas edip yerle bir oldu...

Yani 1980 sonrasında neo-liberalleşerek, küreselleşerek, piyasalaşarak sermaye birikimi krizini aşmaya çalışan emperyalizm, finansallaşma oyunu ile de düşen kârlarını yükseltmeyi denedi ve bir dizi balon yaratarak ömrünü 2008’e kadar uzattı ama patlayan son balon, ortalığı fena dağıttı…

Tam da bu tabloda Cumhurbaşkanı Gül’ün, “İslâmî değerleri hayata geçirirsek küresel krizden daha az etkileniriz”[8] hurafelerine sarılarak gölgelemeye çalıştığı gerçeğin altını bir kez daha çizerek, hatırlatalım: Sürdürülemez kapitalizm krizdir; kaostur; yalandır!

Evet, kriz içindeki kapitalizm, “sürdürülemez” olduğu kadarıyla da katmerli bir yalandır!

Bakın, Fareed Zakaria kriz içinde debelenen yerküreye dair neler diyor?

“(…) Tüm bunların ötesinde, kanımca geçen yıl [2008’de] sistemli bir çöküşle karşı karşıya kalmamamızın bir başka nedeni var. 1987’deki borsa çöküşünü, 1992’deki resesyonu, 1997’deki Asya krizini, 1998’deki Rusya borç krizini ve 2000’deki tekno-köpük çöküşünü atlatabilmemizi sağlayan neden. Sistem, sandığımızdan daha istikrarlı…”

“(…) tarihsel standartlara göre, günümüz dünyası, en güçlü uluslar arasında sürtüşmeden şaşırtıcı ölçüde uzak.”

“(…) Dolayısıyla bugün Doğu Avrupa iktisadî krizle karşı karşıya kalsa bile, aşırı-milliyetçilik, yayılmacı komünizm ya da etnik savaşa yönelmesi olası gözükmüyor.”

“(…) Ve dünya insanları kazanımlarını etnik savaş ya da işçi ütopyası gibi ideolojik kâbuslara prim vererek yitirmemeye kararlılar. Bunu daha önce yaptılar; bedelini biliyorlar.”[9]

Fareed Zakaria’nın satırlarını bir kez daha okuyun; kapitalistler aç bıraktıkları insan(lık)la, dalga geçiyorlar!

 

NE OLUYOR?

 

İktisat tarihçisi Neil Ferguson, ekonomik krizin bittiğini ilan etmenin zor olduğu kanısındayken; İngiliz Merkez Bankası Başkanı Mervyn King, 20 Ekim 2009’da, büyük banka ve şirketlerin temsilcileri önündeki konuşmasında şu tarihsel gerçeğin altını çizdi: “Finans dünyasında hiçbir zaman, bu kadar az sayıda kişi, bu kadar çok sayıda insana, bu kadar büyük miktarda borç yapmamıştı...”

King’in saptaması, onu izleyenleri hayrete düşürürken; daha da ileri giden King, bankaların kaybetme olasılıkları büyük olmasına rağmen bu riskleri, kendilerini “batmalarına müsaade edilemeyecek kadar büyük” olarak gördükleri ve devletlerin onları nasılsa kurtarmak zorunda kalacağını bildikleri için aldıklarını ifade etti.[10]

Aynı konuda The Guardian’dan Garry Younge da, “Bankacılara Saldırırken, Tamamen Çürümüş Sistemi Gözden Kaçırdık” başlıklı makalesinde, herkes bankacıların, maaşları dışında aldıkları ikramiyeleri konuşurken, asıl sorunu, yani sistemin temelden çürüdüğü gerçeğini göremediklerine dikkat çekiyordu. [11]

Bunlara eklenmesi gereken bir diğer şey de Naomi Klein’ın bir makalesindeki krizin kapitalist sistemden kaynaklandığına ilişkin vurgusudur.

O hâlde “Ne oluyor?” sorusunu, “Kapitalizmin krizi yeniden, kesintisiz süreklilik kazanıyor” saptamasıyla yanıtlayabiliriz…

Kolay mı? Prof. Dr. Nouriel Roubini’nin, Financial Times’daki makalesinde “Bir gün bu köpük patlayacak ve bugüne kadarki en büyük varlık krizi yaşanacak” vurgusuyla yeni bir kriz uyarısında bulunduğu…

Ünlü yatırım danışmanı Marc Faber’in de krize sebep olan sorunların henüz çözülmediğini ifade ederken, hükümetlerin para basarak refahı düşüreceğini ve bunun da savaşa yol açacağını ileri sürdüğü…

IMF Başekonomisti Olivier Blanchard’ın ise bazı gelişmekte olan ülkelerin kontrol edilemeyen sermaye hareketleri, balonlar ve rezerv birikimi riskiyle karşı karşıya olduklarını açıkladığı…

IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın da, küresel ekonomide kırılganlıkların sürdüğünü belirttiği tabloda, “ABD hükümeti talebi canlandırmak için bütçe açıklarını artırıyor. Ama vergi gelirlerinde çöküşü tecrübe etmiş çoğu eyalet ve yerel yönetimler polisleri, öğretmenleri ve itfaiyecileri işten çıkarıp, diğer yandan yoksullar için sosyal yardımları ve hizmetleri kesmek zorunda. Ülkenin daha yoksul kesimlerindeki çok sayıda eyalet ve yerel yönetim, federal hükümet mali durumları için büyük bir kurtarma girişimini üstlenmediği takdirde iflas tehlikesiyle karşı karşıya. Dahası, gelir ve servet eşitsizliği yine yükselişte: Daha yoksul hane halkları, daha fazla işsizlik, maaş kesintisi ya da çalışma saatlerinde azalma riskiyle yüz yüze. Bütün bunlar da daha düşük işçi gelirlerine yol açıyor. Oysa Wall Street’te acımasız bonuslar adeta intikam alır gibi geri dönüyor. Ev fiyatları düşüp borsa yükselirken, zengin daha da zenginleşiyor, orta sınıf ve yoksullar -ki bu kesimin temel zenginliği hisse senetlerinden ziyade bir evdir- daha da yoksullaşıyor ve sürdürülemez bir borç yükünün altına giriyor” diyor Nouriel Roubini…

Bu tablo, aynı zamanda bir açmazdır; çıkmazdır!

Hani kötülük üretme makinesi olan kapitalist “Küreselleşme”nin yol açtığı krizde zaman ilerledikçe sistemin zayıf halkaları kopma noktasına gelirken; Mahfi Eğilmez’in de “Küresel sistem sallanmaya, sağda solda yeni balonlar çıkmaya ya da eskiden beri var olup da idare edilen balonlar patlamaya devam ediyor” diye tarif ettiği türden!

Elbette bu işin bir yanı; bir de dünyanın borç içinde boğulma olasılığı söz konusu…

Küresel ekonomik kriz bir taraftan tüm dünya ekonomileri üzerinde olumsuz etkisini gösterirken, diğer taraftan dünya ülkeleri neredeyse borç içinde yüzüyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), CIA ve IMD ‘World Competitiveness Yearbook 2008’ verilerine göre, toplam kamu ve özel sektörün yabancılara, yabancı para, mal ve hizmet karşılığı dahil ödemesi gerekli toplam dış borç miktarını gösteren “dış borç sıralamasında” dünyanın en büyük ekonomisi ABD başı çekiyor.

Buna göre ABD’nin 12 trilyon 250 milyar dolar toplam dış borcu (devlet ve özel sektör dış borç toplamı) bulunuyor. ABD’yi 10 trilyon 450 milyar dolar toplam dış borçla İngiltere, 4 trilyon 489 milyar dolar toplam dış borçla Almanya, 4 trilyon 396 milyar dolar toplam dış borçla Fransa takip ediyor.

Nüfusu 16 milyon olan Hollanda’nın 2 trilyon 277 milyar dolar, 4 milyon olan İrlanda’nın 1 trilyon 841 milyar dolar toplam dış borcu bulunuyor.

Japonya’nın toplam dış borcu 1.5 trilyon dolar, İsviçre’ninki 1.3 trilyon dolar, İspanya’nınki 1.1 trilyon dolar düzeyinde.

Bunu 996.3 milyar dolarla İtalya, 826.4 milyar dolarla Avustralya, 758.6 milyar dolar ile Kanada, 752.5 milyon dolar ile Avusturya, 598.2 milyon dolar ile İsveç, 588 milyar dolar ile Hong Kong takip ediyor.

Danimarka’nın 492.6 milyar dolar, Norveç’in 469.1, Portekiz’in 461.2 milyar dolar toplam dış borcu bulunurken, dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesi, ikinci büyük ekonomisi Çin’in toplam dış borcu 363 milyar dolar düzeyinde.

Rusya’nın 356.5 milyar dolar, 5 milyon nüfuslu Finlandiya’nın 271.2 milyar dolar düzeyinde toplam dış borcu bulunuyor.

Türkiye, 247.1 milyar dolarlık toplam dış borç stokuyla dünya sıralamasında 23’üncü sırada.

Özetle dünya genelinde toplam dış borç tutarı 51 trilyon 780 milyar dolar. Bunun 22.7 trilyon doları ABD ve İngiltere’ye ait. İki ülke dünya toplam borç stokunun yüzde 43.84’üne sahipler. Bu ülkelere Almanya ve Fransa’yı da eklediğimizde 4 ülkenin toplam dış borç toplamı 31 trilyon 585 milyar dolara, dünya borç toplamındaki oranları da yüzde 61’e ulaşıyor.

Nihayet Jonathan Freedland’ın verileriyle, “Japonya gayri safi yurtiçi hasılasının iki katı kamu borcuna doğru yol alırken, ABD’nin borcu da neredeyse ekonomik üretimine eşit. Gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 89’una tekabül eden bir borç tahminiyle, Britanya da aşağı kalmıyor...”[12]

 

DUBAİ ÖRNEĞİ

 

Sonra Dubai örneğiyle açığa çıkan borç batağı, finansal kriz endişelerini yeniden canlandırdı…

‘Dubai World’, ‘Wall Street Journal’ın bir yorumcusunun deyişiyle “yatırımcıları, krizden çıkmaya ilişkin uzun dönemli varsayımları gözden geçirmeye zorladı.”[13]

The Daily Telegraph’da Beckett’in Oyunun Sonu piyesindeki “Telaşlanacak bir şey yok, olay kendi seyrini izliyor” sözlerini anımsatan bir yaklaşımla, “Gelin hakkını verelim. Belki de Dubai yeni bir rekor kırmaya çalışıyordur. Önce bize en büyük binayı, en büyük kapalı salon ski slalomunu, en büyük eğlence parkını, en büyük alışveriş merkezini verdi. Dubai, şimdi de bize en büyük borç piyasası fiyaskosunu vermeye çalışıyor olabilir”[14] diyerek dalga geçiyordu.

Bloomberg, Financial Times, Business Week, aklınıza gelen hemen tüm finans piyasasıyla ilgili “blog”lar, “Dubai’nin buz dağının görünen ucu” olduğuna ilişkin yorumlarla doluydu.[15]

Özetle Dubai World’ün 59 milyar dolarlık borcunu ödeme zorluğuna düşmesi, dünyada yeni bir dip korkusu yarattı.

Dubai World’ün 59 milyar dolarlık borcunu ödeme zorluğuna düşmesi, Dubai Emirliği’nin toplam borcunun 80 milyar doları geçmesi piyasalarda ikinci çöküş döneminin yaşanacağı endişelerini yeniden canlandırdı…

Dubai Emiri El Maktum’un şirketi Dubai World alacaklılarına “paranızı altı ay ödeyemem” dedi; Maktum’un şirketlerinin borcu 59, kamu ve özel sektörün toplam borcu ise 80 milyar dolar!

Uluslararası rating kuruluşlarından Moody’s, Dubai’nin ve sahip olduğu şirketlerin toplam borcunun daha önce açıklanan 80 milyar dolardan daha fazla olduğunu açıkladı. Moody’s borç rakamını 100 milyar dolar olarak tahmin ediyorken; Dubai World, 59 milyar dolarlık borcunun 26 milyar dolarlık kısmının yeniden yapılandırılması konusunda bankalarla görüşmeye başladı.

OECD, Dubai’deki borç krizi, diğer ülkelerdeki kamu borçlarındaki tehlikeye de dikkat çekti. OECD, 30 ekonominin borçlarının 2010 yılında yüzde 100 büyüdüğü yönünde uyarıda bulundu. Rakam 20 yıl önceye göre iki kat artış anlamına geliyor. Japonya kamu borçlarının 2010 yılında yüzde 200 artacağı tahmin ediliyor. Bu oranın İtalya’da yüzde 127.3, Yunanistan’da yüzde 111.8 olması bekleniyor. Hükümetlerin artık vergi artışları yönünde sinyal vermesi isteniyor.

Batı’nın, emperyalistlerin Dubai’deki çöküşü küçümsemeye hakkı yok!

Çünkü Jonathan Freedland’ın deyişiyle, “Gelecek nesiller XXI. yüzyılın başındaki büyük çöküşün hikâyesini anlatmak için çocuklarını karşılarına oturttuklarında, anlatmaya kesinlikle Dubai adlı bir yerin ibret alınacak öyküsüyle başlayacaklar…”[16]

Kolay mı? İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülten Kazgan, Dubai’nin iflasının başta Avrupa olmak üzere dünya piyasalarını derinden etkileyeceğini belirterek, “2008’de krizi yaratan ABD olurken, ABD’nin çıkışında etkilenme çok şiddetli oldu. İzlanda borçları nedeniyle iflas etti. Ama İzlanda küçük bir ülke olduğu için dünya bundan çok fazla etkilenmedi. Ama Dubai’ye bakıldığında durum çok ciddi. 60 milyar dolarlık borçtan söz ediliyor. Dubai’nin ödemesi gereken borcun büyük kısmı Avrupalı bankalara ait ve bu Avrupa’yı derinden sarsacak. Özellikle İngiltere ilk etkilenecek ülke olacak. ABD’de bankalar, sigorta şirketleri sürekli devlete finans kaynaklarını kısmayın çağırısında bulunuyor. Orada yardım alan bankalar toparlanıyor gibi görünüyor, ancak diğer taraftan yardımı almayanlar zor günler geçiriyor. ABD içerideki finans bataklarını engellemek için önemli kaynak çıkardı. Bu da büyük bir balon yarattı. Yeni bir balonun habercisi de ABD’den geliyor. Dünya bu krizin yan etkilerinden kolay kolay kurtulmayacak” dedi…

Yani “gösterişli büyüme modeli”yle tanınan Dubai’nin borçlarını ödeyememesi “kriz bitmedi” gerçeğinin altını bir kez daha çizerken; bankacılık kaynaklarına göre, uluslararası bankaların Dubai World şirketinde 12 milyar doları risk altında bulunuyor. Bu yüzden dün Dubai’ye büyük kredi açan HSBC’nin hisseleri yüzde 7’den fazla ve Standard Chartered’ın da yüzde 6 geriledi. Goldman Sachs’ın ilk tahminlerine göre, Ortadoğu’da önemli operasyonlar yürüten HSBC ile Standard Chartered, sırasıyla 611 ve 177 milyon dolar zarar edebilir.

Japonya’nın üç numaralı bankası Sumitomo Mitsui Financial Group’un da zararı birkaç yüz milyon dolara çıkabilir. Güney Kore hükümeti de, ülkenin finansal kurumlarının Dubai’de sadece 88 milyon dolarının risk altında olduğunu açıkladı.

Özetle dünya, Dubai’de yaşanan iflas paniğinin ikinci bir kriz dalgası yaratması endişesiyle çalkalanırken; ünlü yatırımcı Mark Mobius, Dubai’nin iflası durumunda dalga hâlinde iflaslar görülebileceğini açıkladı.

 

İLK ARA SONUÇ: KRİZ VE SINIF MÜCADELESİ

 

Kapitalizmin, 1929 sonrasında yaşadığı en büyük kriz devam ediyor.

Kriz sürecinde tüm iktisatçıların değerlendirmeleri ve ölçümleri ABD ekonomisi üzerinde yoğunlaşmış olsa da krizin bütün küresel ekonomileri benzer şekilde etkiliyor olması, krizin yapısal bir yanının da olduğunu gözler önüne sermeye başladı.

Burjuva iktisatçılar için dahi kapitalizmin sürdürülebilirliği tartışmaya açılırken, şimdiye kadar sokak eylemlerinin sonucu olarak, Latin Amerika’yı saymazsak Belçika, İzlanda ve Letonya’da hükümetler devrildi. Yunanistan’da ise haftalarca süren sokak protestoları, hükümeti zorladı, ama düşüremedi. Ancak genel seçimlerde sağ koalisyon yenildi; PASOK yeniden iktidara gelirken, komünist parti ve diğer sol partiler oy oranını artırdı.

Görünen odur ki, gelişmesi muhtemel olan mücadelelerin nasıl sonuçlanacağı birçok faktöre bağlıyken; emperyalist ülkelerin, kalkışma gündeme geldiğinde sosyal olanakların yetersiz kalması durumunda iç savaş tarzında hazırlıklar yaptığı tahmin edilmelidir.

Sorunu ele alan ‘The Economist’, siyasi bir sistemi istikrarsızlaştıran faktörleri sıralıyor: I) Sosyal eşitsizlik; II) Uzun süren ekonomik durgunluk; III) Yaygınlaşmış yolsuzluk; IV) Halktan kopmuş politikacılar; V) Ülke içinde etnik çatışmalar; VI) Geçmişte kalkışmaların yaşanmış olması; VII) Kendiliğindenci grevler ve işçi sınıfının zoru içeren mücadelesi; VIII) Yoksulların yeterli olmayan bakımı; IX) İstikrarlı olmayan hükümetler; sık sık hükümet değişimi…

Karl Marx’ın ‘Kapital’indeki kâr oranlarının düşme eğilimi yasası uyarınca oluşan krizler ne doğrudan devrime yol açar, ne de işçi sınıfının devrimci mücadelesini kendiliğinden yükseltir.

Krizin devrime yol açması için başka faktörlerin olgunlaşmış olması gerekir. Her hâlükârda kapitalizmin tarihinde yaşanmış ekonomik krizler, tek başına neden olarak, devrimleri beraberinde getirmedi.

Ancak krizlerin devrimlere yol açtığı örnekler de az sayıda değildir. Burada tartışma götürmez gerçek, ekonomik kriz ile devrim ve işçi hareketinin gelişmesi arasında zorunlu bir bağın olduğudur.

Her kriz, son tahlilde yoğunlaşmış bir sınıflar mücadelesidir. Her krizin sonunda birileri kazanır, birileri kaybeder. Müthiş bir çöl fırtınasının ardından oluşan yeni kum tepeleri gibi, krizle beraber topografya da değişir. Kriz, kurbanlar almadan bitmez, yeni bir istikrarı yakalayamaz. Bu sınıf mücadelesi, hem sermaye ile emek arasında cereyan eder, hem de sermayenin kendi arasında…

Bu her yerde olduğu gibi, coğrafyamız için de geçerlidir…

 

TÜRK(İYE) EKONOMİ-POLİTİKASI

 

Dünya Gıda ve Tarım Örgütü Zirvesi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Yoksul ülkelerdeki içler acısı manzarayı izlediğimiz gibi, zengin ülkelerdeki sınırsız tüketimi de görüyoruz. Bu dengesizliğin ve eşitsizliğin bir an önce giderilmesi şart” demiş olmasını sakın ola ciddiye almayın!

Erdoğan da “eleştirdiği”ni yaratanlardandır!

-devam edecek-

 

N O T L A R

[*] 27 Aralık 2009 tarihinde Gelibolu ‘Kent Meclisi Derneği’ tarafından düzenlenen “Yoksulluk” başlıklı toplantıda yapılan konuşma…

[1] “Değişim, her şeyi değiştirir…” (Mercedes Sosa.)

[7] Ümit Tanışır, “Emperyalizm Kapitalizmdir!”, Ekmek&Özgürlük, No:4, Aralık 2009, s.18-19.

[8] Emine Dolmacı-Bayram Kaya, “Cumhurbaşkanı Gül: İslâmî Değerleri Hayata Geçirirsek Küresel Krizden Daha Az Etkileniriz”, Zaman, 8 Kasım 2009, s.11.

[9] Fareed Zakaria, “The Roots of Stability”, Newsweek, Özel Dosya, “Is That All?”; Aralık 2009-Şubat 2010, ss.8-10.

[10] The Independent, 21 Ekim 2009.

[11] The Guardian, 25 Ekim 2009.

[12] Jonathan Freedland, “Dubai’nin Sonu Baştan Belliydi”, The Guardian, 1 Aralık 2009.

[13] Wall Street Journal, 27 Kasım 2009.

[14] The Daily Telegraph, 27 Kasım 2009.

[15] Ergin Yıldızoğlu, “Sabahları Napalm Kokusuna Bayılıyorum”, Cumhuriyet, 30 Kasım 2009, s.13.

[16] Jonathan Freedland, “Dubai’nin Sonu Baştan Belliydi”, The Guardian, 1 Aralık 2009.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006