Tersinden Darbe Günlükleri / Rıdvan SESLİ Rıdvan SESLİ
NEWROZ
Şimdi emperyalist merkezlerce bir Sovyet tehlikesi yok, istediklerini -en azından şimdilik- yapabilecek güçteler. Peki, bu darbe planları niye? Bu son darbe planları Türkiye’nin iç dizaynı ile ilgilidir.
Türkiye’nin tekrardan ortaya yeni çıkan bir darbe planını
tartışmaya başladığı bugünlerde, biz 12 Eylül faşist darbesinin
işkencehanelerinde yitirdiğimiz Kürdistanlı devrimciyi, Necmettin Büyükkaya’yı
mezarı başında andık. Diyarbekir ve çevre illerden gelen onlarca Kürdistanlı,
Siverek’te buluşup Necmettin Büyükkaya’nın mezarına çiçekler koyduk. Necmettin
Büyükkaya’nın yaşamının anlatıldığı bölümden sonra, dostları ve yakınlarının
onunla ilgili yazdığı şiirleri dinledik. Kimimizin gözleri doldu, kimimizi ise
hınç… Halkımızın özgürlük mücadelesinde yitirdiğimiz insanlar geçti gözlerimizin
önünden. Dağlarında, şehirlerinde, zindanlarında yitirdiğimiz Kürdistanlılar…
Onca acı ve kıyıma rağmen halkımızın üzerinde devam eden akıl almaz baskıları
hatırladık. Halepçeleri, enfalleri, Dersim’i, Ağrı’yı, Zilan’ı, faili belli
devlet cinayetlerini, asmaları, yakmaları, taramaları… Paramparça olmuş
bedenlerin sürünerek gözlerimizin önünden geçişlerini… B.k yedirilen, vurulan,
sövülen halkımızı… Bunların hepsini darbe planlarının tartışıldığı bir 24 Ocak
günü düşündük, Necmettin Büyükkaya’yı mezarı başında andığımız o gün…
Darbe üzerine birkaç söz
Taraf Gazetesi geçenlerde yeni bir darbe planı belgesi yayınladı.
Askerler bu planı ret etmedi, ancak tatbikat türünden sözlerle
geçiştirmeye çalıştı. Planın içinde olanlara da “aklı ve vicdanı olanların inanabileceği
şeyler değil” dedi. Oysa Türkiye’nin yakın siyasal tarihini az-biraz
bilen akıl ve vicdan sahibi insanlar o
belgede yazılanların olabilirlik ihtimalinin yüksek olduğunu yaşanan
deneyimlerle çok iyi biliyorlar. Maraş, Çorum, 19977 1 Mayıs’ı, öldürülen
aydınlar, gazeteciler, akademisyenler vs. vs. sadece bunlardan bazıları. Kaldı
ki yine Türkiye bir darbeler ülkesi. Ortalama her 10 yılda bir darbenin olduğu
bir ülkede yeni darbeler proje olarak kalsa bile niye tezgahlanmasın? Alışmış
kudurmuştan beter değil midir?
Türkiye’de geçmişte yapılan birçok darbe emperyalist
merkezlerce hazırlanmış ve soğuk savaşın sert politik iklimine uygun olarak
geliştirilmişti. Örnek olsun; o koşullarda 24 Ocak kararları, öyle gelişi güzel
meclisten geçemezdi. Bunun için zorun zoru gerekiyordu. Evren ve arkadaşları
işin başına geçirildi. 12 Eylül’de tanklar sokaklarda yürütülmeye başlandı. Peki
ya şimdi? Şimdi emperyalist merkezlerce bir Sovyet tehlikesi yok, istediklerini
-en azından şimdilik- yapabilecek güçteler. Peki, bu darbe planları niye? Bence
bu son darbe planları Türkiye’nin iç dizaynı ile ilgili. Dış gelişmelerin yanı
sıra daha çok iç hegemonya kavgası gibi.
TC, bize anlatılanın aksine farklı bir tarihsel mirasa
sahip. Ne yedi düvele karşı kavga verildi ne de başka bir şey. Gazetemiz
yazarlarının her yeri geldiğinde söyledikleri gibi, Osmanlı’nın devamı
niteliğinde yoluna devam etti. Ne imparatorluktan köklü bir kopuş yaşadı, ne de
bu cumhuriyeti kurmak için emperyalistlere karşı savaştı. TC daha ilk günden
yönünü emperyalist-kapitalist bloka çevirdi, ancak sınıf olarak bir burjuvazisi
yoktu. Ta imparatorluk dönemindeki ekonomik anlayış buna engeldi, klasik anlamda
feodalizmden farklılıklar barındırıyordu. Uygulanan tımar sistemi toprağı
herhangi bir derebeyinde değil, padişahın elinde tutuyordu. Bu da sermayenin
birikmesini ve biriken sermayenin kent ticaretine akmasını
engelliyordu. Bu tarihsel gerçeklik karşısında, yeni kurulan TC kendi eliyle burjuvazi yaratmaya çalışıyordu.
İktisat kongreleri düzenliyor, yılların Sakıp Ağaları ile Bakkal Vehbi Koçları
ülkenin en büyük holdinglerinin başına geçiriyordu. Bir sınıf olarak burjuvazi
doğuyordu, ancak bu sınıf tek başına ülkeye yön veremiyor, kaderini
belirleyemiyordu. Asker ve bürokratlarla beraber ortak, hatta kimi zaman
artlarından yürüyordu. Bu durum 20.yy’ın sert politik iklimiyle bütünleşti, pekişti.
Ülkenin yönü onların -burjuvazinin- çıkarını temsil etse de, tek başlarına
iktidarda değillerdi.
Şimdilerde ise hem dünyada değişen dinamikler ve hem de
iç tepki, özellikle Anadolu’dan çıkan sermayeyi -siz buna yeşil sermaye de
diyebilirsiniz- tek başına ülkenin sahibi olması noktasında zorluyor. Deyim
yerindeyse, Türkiye asıl şimdi tam anlamıyla patronların yönettiği bir ülke
görüntüsü alıyor. Bu yüzden bir iç iktidar kavgası olarak birileri darbe planı
yapıyor, birileri de bunu deşifre edip lanetliyor. Yıllar yılıdır siyaset
üzerinde çok ciddi etkisi olan, hatta yöneten askerler, bu imtiyazlarını aslında
bugüne kadar çıkarlarını korudukları patronlara tam anlamıyla havale edip kışlasına çekilmek istemiyor. İşte
bugün olan, yoğunlukla bunun kavgası.
* * *
Son söz olarak; Necmettin Büyükkaya işkencede öldürüldü,
12 Eylül’ün Hitler’e rahmet okutan işkencehanelerinde. O kadar şey yazılıp
çizildi ki o döneme dair, sanki içeride yaşamış birileri kadar tanıdık geliyor
artık bize anlatılanlar, yazılanlar. Necmettin Büyükkaya’yı Siverek’te mezarı
başında anıp eve, Diyarbekir’e döndüğümüzde hala birileri darbe planlarını
tartışıyordu radyolarda. Yağmur vardı, irice damlalarıyla yağmur. Hani bıraksak
çığlık çığlığa haykırışını duyacaktık göğün. Bıraksan yaracaktı kendini tam
ortasından. Tarihin ilginç bir ironisiydi sanki. Herkes işini yapıyordu işte.
Darbeciler darbe planlıyordu. Biz yitirdiklerimizi anıyorduk. Bulutlar
toplanıyordu göğün sofrasında ve yağmur yağıyordu… Hepsi bu.
Print  |