Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 26
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Tersinden Darbe Günlükleri / Rıdvan SESLİ
Rıdvan SESLİ

NEWROZ

Şimdi emperyalist merkezlerce bir Sovyet tehlikesi yok, istediklerini -en azından şimdilik- yapabilecek güçteler. Peki, bu darbe planları niye? Bu son darbe planları Türkiye’nin iç dizaynı ile ilgilidir.

Türkiye’nin tekrardan ortaya yeni çıkan bir darbe planını tartışmaya başladığı bugünlerde, biz 12 Eylül faşist darbesinin işkencehanelerinde yitirdiğimiz Kürdistanlı devrimciyi, Necmettin Büyükkaya’yı mezarı başında andık. Diyarbekir ve çevre illerden gelen onlarca Kürdistanlı, Siverek’te buluşup Necmettin Büyükkaya’nın mezarına çiçekler koyduk. Necmettin Büyükkaya’nın yaşamının anlatıldığı bölümden sonra, dostları ve yakınlarının onunla ilgili yazdığı şiirleri dinledik. Kimimizin gözleri doldu, kimimizi ise hınç… Halkımızın özgürlük mücadelesinde yitirdiğimiz insanlar geçti gözlerimizin önünden. Dağlarında, şehirlerinde, zindanlarında yitirdiğimiz Kürdistanlılar… Onca acı ve kıyıma rağmen halkımızın üzerinde devam eden akıl almaz baskıları hatırladık. Halepçeleri, enfalleri, Dersim’i, Ağrı’yı, Zilan’ı, faili belli devlet cinayetlerini, asmaları, yakmaları, taramaları… Paramparça olmuş bedenlerin sürünerek gözlerimizin önünden geçişlerini… B.k yedirilen, vurulan, sövülen halkımızı… Bunların hepsini darbe planlarının tartışıldığı bir 24 Ocak günü düşündük, Necmettin Büyükkaya’yı mezarı başında andığımız o gün…

 

Darbe üzerine birkaç söz

 

Taraf Gazetesi geçenlerde yeni bir darbe planı belgesi yayınladı. Askerler bu planı ret etmedi, ancak tatbikat türünden sözlerle geçiştirmeye çalıştı. Planın içinde olanlara da “aklı ve vicdanı olanların inanabileceği şeyler değil” dedi. Oysa Türkiye’nin yakın siyasal tarihini az-biraz bilen akıl ve vicdan sahibi insanlar o belgede yazılanların olabilirlik ihtimalinin yüksek olduğunu yaşanan deneyimlerle çok iyi biliyorlar. Maraş, Çorum, 19977 1 Mayıs’ı, öldürülen aydınlar, gazeteciler, akademisyenler vs. vs. sadece bunlardan bazıları. Kaldı ki yine Türkiye bir darbeler ülkesi. Ortalama her 10 yılda bir darbenin olduğu bir ülkede yeni darbeler proje olarak kalsa bile niye tezgahlanmasın? Alışmış kudurmuştan beter değil midir?

Türkiye’de geçmişte yapılan birçok darbe emperyalist merkezlerce hazırlanmış ve soğuk savaşın sert politik iklimine uygun olarak geliştirilmişti. Örnek olsun; o koşullarda 24 Ocak kararları, öyle gelişi güzel meclisten geçemezdi. Bunun için zorun zoru gerekiyordu. Evren ve arkadaşları işin başına geçirildi. 12 Eylül’de tanklar sokaklarda yürütülmeye başlandı. Peki ya şimdi? Şimdi emperyalist merkezlerce bir Sovyet tehlikesi yok, istediklerini -en azından şimdilik- yapabilecek güçteler. Peki, bu darbe planları niye? Bence bu son darbe planları Türkiye’nin iç dizaynı ile ilgili. Dış gelişmelerin yanı sıra daha çok iç hegemonya kavgası gibi.

TC, bize anlatılanın aksine farklı bir tarihsel mirasa sahip. Ne yedi düvele karşı kavga verildi ne de başka bir şey. Gazetemiz yazarlarının her yeri geldiğinde söyledikleri gibi, Osmanlı’nın devamı niteliğinde yoluna devam etti. Ne imparatorluktan köklü bir kopuş yaşadı, ne de bu cumhuriyeti kurmak için emperyalistlere karşı savaştı. TC daha ilk günden yönünü emperyalist-kapitalist bloka çevirdi, ancak sınıf olarak bir burjuvazisi yoktu. Ta imparatorluk dönemindeki ekonomik anlayış buna engeldi, klasik anlamda feodalizmden farklılıklar barındırıyordu. Uygulanan tımar sistemi toprağı herhangi bir derebeyinde değil, padişahın elinde tutuyordu. Bu da sermayenin birikmesini ve biriken sermayenin kent ticaretine akmasını engelliyordu. Bu tarihsel gerçeklik karşısında, yeni kurulan TC kendi eliyle burjuvazi yaratmaya çalışıyordu. İktisat kongreleri düzenliyor, yılların Sakıp Ağaları ile Bakkal Vehbi Koçları ülkenin en büyük holdinglerinin başına geçiriyordu. Bir sınıf olarak burjuvazi doğuyordu, ancak bu sınıf tek başına ülkeye yön veremiyor, kaderini belirleyemiyordu. Asker ve bürokratlarla beraber ortak, hatta kimi zaman artlarından yürüyordu. Bu durum 20.yy’ın sert  politik iklimiyle bütünleşti, pekişti. Ülkenin yönü onların -burjuvazinin- çıkarını temsil etse de, tek başlarına iktidarda değillerdi.

Şimdilerde ise hem dünyada değişen dinamikler ve hem de iç tepki, özellikle Anadolu’dan çıkan sermayeyi -siz buna yeşil sermaye de diyebilirsiniz- tek başına ülkenin sahibi olması noktasında zorluyor. Deyim yerindeyse, Türkiye asıl şimdi tam anlamıyla patronların yönettiği bir ülke görüntüsü alıyor. Bu yüzden bir iç iktidar kavgası olarak birileri darbe planı yapıyor, birileri de bunu deşifre edip lanetliyor. Yıllar yılıdır siyaset üzerinde çok ciddi etkisi olan, hatta yöneten askerler, bu imtiyazlarını aslında bugüne kadar çıkarlarını korudukları patronlara tam anlamıyla havale edip kışlasına çekilmek istemiyor. İşte bugün olan, yoğunlukla bunun kavgası. 

 

* * *

 

Son söz olarak; Necmettin Büyükkaya işkencede öldürüldü, 12 Eylül’ün Hitler’e rahmet okutan işkencehanelerinde. O kadar şey yazılıp çizildi ki o döneme dair, sanki içeride yaşamış birileri kadar tanıdık geliyor artık bize anlatılanlar, yazılanlar. Necmettin Büyükkaya’yı Siverek’te mezarı başında anıp eve, Diyarbekir’e döndüğümüzde hala birileri darbe planlarını tartışıyordu radyolarda. Yağmur vardı, irice damlalarıyla yağmur. Hani bıraksak çığlık çığlığa haykırışını duyacaktık göğün. Bıraksan yaracaktı kendini tam ortasından. Tarihin ilginç bir ironisiydi sanki. Herkes işini yapıyordu işte. Darbeciler darbe planlıyordu. Biz yitirdiklerimizi anıyorduk. Bulutlar toplanıyordu göğün sofrasında ve yağmur yağıyordu… Hepsi bu.

 

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006