Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 26
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
MESOP


Bilgilendirme


Links

Asıl gündem toz duman altında / Uygun NECDET
Nejdet UYGUN

ÇOBAN ATEŞİ



Gündemin çok hızlı değiştiği bir süreci yaşıyoruz. Öne çıkan olgular hızlı bir şekilde yer değiştiriyor. Bu hızlı değişkenlik, derinde yaşanan çelişkiyi çoğu zaman örtebiliyor. Son dönemin birbiri ardına öne çıkan konu başlıklarına baktığımızda, esasında sabit birkaç konu başlığının, yer değiştirerek öne çıktığını görmekteyiz.

 

Devlet nezdinde sınıfsal özü ve politik meşrebi gittikçe netleşen AKP siyasi iktidarı ile, kurucu ideolojiyi savunan askeri bürokratik çevrelerin hegemonya savaşının yargı üzerinden düşük yoğunluklu bir çatışma haline evirildiğini görmekteyiz. Bu iki güçten birisi olan AKP,  “demokrasi” polemiğini kullanacak bir zemini işgal etmektedir. Oysa hem yaşananlar, hem AKP’nin siyasal misyonu, onun demokrasi ve özgürlük düşüncesine ne denli uzak olduğunu göstermektedir. AKP’nin şansı, Türkiye tarihi boyunca her türden melanetin kaynağı olan derin güçlerle hegemonya savaşı yürütüyor olduğu görüntüsünü vermesidir. AKP, emek ve demokrasi açısından kötü siciline rağmen, çoğunluğu emekçi olan toplum kesimlerinden azımsanmayacak bir desteği hali hazırda devam ettiriyor. Sol-sağ ‘derin’ muhalefetin darbeci güçlerden yana açık pozisyon almaları, topumun epeyce bir kesiminin AKP’ye angaje olmaları sonucunu doğurmaktadır.

 

Ülke gündeminin temel çelişkileri bu toz duman arasında örtbas ediliyor. Sermaye politikalarının bu kadar azgın ve pervasız uygulaması ancak faşist cunta dönemlerinde olmuştur. Aynı işlevi bugünkü siyasi iktidar görmektedir. Mal ve hizmetlere, dolaylı (soygun) vergilere acımasız zamlar yapılıyor. İşçi ve emekçilere gelince, bütçe dengeleri gerekçe yapılarak komik artırımlarla sefalet dayatılıyor. Sermayenin isteklerine koşulsuz evet diyen bir iktidarın, adalet, barış, hak gibi kavramlarla kendisini maskeleyebilmesi manidardır. Bütçenin yarısından çoğu askeri harcamalara ayrılırken, kan ve ezme üzerine kurgulu geleneksel devlet politikasını yüce gönüllülükle uyguluyor. Kürt halkının demokrasi ve barış talebi, varoluş hakkı, şoven-ırkçı kışkırtma ve açıktan saldırıya maruz kalıyor.

 

Baş örtmede özgürlükçü, zorunlu din dersinde tutucu olan iktidar, esasında “özgürlük” kavramının içini boşaltmaktadır. “Derin” güçler karşısında mağdur rolünü oynarken, bu orta oyununda emekçileri ve asıl mağdurları kurban seçtiği ortadadır.

 

Tablo bu kadar netken, toplumsal güçlerin yeterli refleksi gösteremedikleri ise, acı gerçeğimizdir.

 

Sanal gündemlerce esir alınan geniş kesimler, sahte kapışmanın taraftarlığı içinde enerji tüketmektedirler. Toplum öncü güçlerinden yoksundur. Sol hareket mevcut dar grupçu, dışlayıcı, kibirli duruşuyla lokalize olmuş haldedir. Emek alanında (Tekel direnişi) örneklerini yaşadığımız direnişler ortaya çıksa da, bunların bütünlüklü bir sınıf hareketine evirilmesini beklemek yanılgılı bir kavrayış olur. Her şeyden önce, mevcut sendikal model, dönemin çetin, karmaşık sınıf ilişkilerini kaldırabilecek bir model değildir.

 

Karışık, bir o kadar da net tablo karşısında bir şeyler yapma ihtiyacı tercih olmaktan çıkıp, zorunluluk halini almıştır. Ayaklarımızın altındaki toprak her geçen gün kaymaya devam ederken, yerimizi muhafaza etmemiz mümkün değildir. Bir şeyleri değiştirmek için önce kendimizi değiştirip, kader halini alan mahalle pazarındaki tezgahtar rolünden sıyrılmalıyız diye düşünüyorum. Söylenmemiş sözün, atılmamış adımın yol ve yöntemlerini, tarih bilincimizin eleğinden geçirerek bulabiliriz.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006