Asıl gündem toz duman altında / Uygun NECDET Nejdet UYGUN
ÇOBAN ATEŞİ
Gündemin çok hızlı değiştiği bir süreci yaşıyoruz. Öne
çıkan olgular hızlı bir şekilde yer değiştiriyor. Bu hızlı değişkenlik, derinde
yaşanan çelişkiyi çoğu zaman örtebiliyor. Son dönemin birbiri ardına öne çıkan
konu başlıklarına baktığımızda, esasında sabit birkaç konu başlığının, yer
değiştirerek öne çıktığını görmekteyiz.
Devlet nezdinde sınıfsal özü ve politik meşrebi gittikçe
netleşen AKP siyasi iktidarı ile, kurucu ideolojiyi savunan askeri bürokratik
çevrelerin hegemonya savaşının yargı üzerinden düşük yoğunluklu bir çatışma
haline evirildiğini görmekteyiz. Bu iki güçten birisi olan AKP, “demokrasi” polemiğini kullanacak bir
zemini işgal etmektedir. Oysa hem yaşananlar, hem AKP’nin siyasal misyonu, onun
demokrasi ve özgürlük düşüncesine ne denli uzak olduğunu göstermektedir. AKP’nin
şansı, Türkiye tarihi boyunca her türden melanetin kaynağı olan derin güçlerle
hegemonya savaşı yürütüyor olduğu görüntüsünü vermesidir. AKP, emek ve demokrasi
açısından kötü siciline rağmen, çoğunluğu emekçi olan toplum kesimlerinden
azımsanmayacak bir desteği hali hazırda devam ettiriyor. Sol-sağ ‘derin’
muhalefetin darbeci güçlerden yana açık pozisyon almaları, topumun epeyce bir
kesiminin AKP’ye angaje olmaları sonucunu doğurmaktadır.
Ülke gündeminin temel çelişkileri bu toz duman arasında
örtbas ediliyor. Sermaye politikalarının bu kadar azgın ve pervasız uygulaması
ancak faşist cunta dönemlerinde olmuştur. Aynı işlevi bugünkü siyasi iktidar
görmektedir. Mal ve hizmetlere, dolaylı (soygun) vergilere acımasız zamlar
yapılıyor. İşçi ve emekçilere gelince, bütçe dengeleri gerekçe yapılarak komik
artırımlarla sefalet dayatılıyor. Sermayenin isteklerine koşulsuz evet diyen bir
iktidarın, adalet, barış, hak gibi kavramlarla kendisini maskeleyebilmesi
manidardır. Bütçenin yarısından çoğu askeri harcamalara ayrılırken, kan ve ezme
üzerine kurgulu geleneksel devlet politikasını yüce gönüllülükle uyguluyor. Kürt
halkının demokrasi ve barış talebi, varoluş hakkı, şoven-ırkçı kışkırtma ve
açıktan saldırıya maruz kalıyor.
Baş örtmede özgürlükçü, zorunlu din dersinde tutucu olan
iktidar, esasında “özgürlük” kavramının içini boşaltmaktadır. “Derin” güçler
karşısında mağdur rolünü oynarken, bu orta oyununda emekçileri ve asıl
mağdurları kurban seçtiği ortadadır.
Tablo bu kadar netken, toplumsal güçlerin yeterli
refleksi gösteremedikleri ise, acı gerçeğimizdir.
Sanal gündemlerce esir alınan geniş kesimler, sahte
kapışmanın taraftarlığı içinde enerji tüketmektedirler. Toplum öncü güçlerinden
yoksundur. Sol hareket mevcut dar grupçu, dışlayıcı, kibirli duruşuyla lokalize
olmuş haldedir. Emek alanında (Tekel direnişi) örneklerini yaşadığımız
direnişler ortaya çıksa da, bunların bütünlüklü bir sınıf hareketine
evirilmesini beklemek yanılgılı bir kavrayış olur. Her şeyden önce, mevcut
sendikal model, dönemin çetin, karmaşık sınıf ilişkilerini kaldırabilecek bir
model değildir.
Karışık, bir o kadar da net tablo karşısında bir şeyler
yapma ihtiyacı tercih olmaktan çıkıp, zorunluluk halini almıştır. Ayaklarımızın
altındaki toprak her geçen gün kaymaya devam ederken, yerimizi muhafaza etmemiz
mümkün değildir. Bir şeyleri değiştirmek için önce kendimizi değiştirip, kader
halini alan mahalle pazarındaki tezgahtar rolünden sıyrılmalıyız diye
düşünüyorum. Söylenmemiş sözün, atılmamış adımın yol ve yöntemlerini, tarih
bilincimizin eleğinden geçirerek bulabiliriz. Print  |